Anadilinde eğitimin neresindeyiz?

21 Şubat Dünya Anadili gününde Özkan Öztaş, Türkiye'de anadili konusunu dünden bugüne ele aldı ve çözüm önerileri sundu. Eğitimde eşitsizliğe değinen Öztaş, anadili sorununun Kürtçe'den ibaret olmadığını belirtti.
Özkan Öztaş
Cuma, 21 Şubat 2020 14:28

Bugün 21 Şubat Dünya Anadili günü. Türkiye'de anadili konusu dünden bugüne bir tartışma konusu olageldi. İlk akla gelen de ülkenin en büyük "azınlığı" Kürtler ve Kürtçe.

Anadilinde eğitim bireyin temel haklarından bir tanesi şüphesiz. Türkiye'de TÜİK verilerine göre ise yaklaşık 15 milyon Kürt yaşıyor. Üstelik bu 18 yaşından büyük olanları kapsayan ve kriterleri tartışmalı bir araştırmanın sonucu. Yine de sayı bu haliyle dahi azımsanmayacak ölçüde ve pek çok Avrupa ülkesinden daha kalabalık bir nüfusa tekabül ediyor. Ancak bu rakam ciddi bir yanılsamayı da beraberinde getiriyor. Bu vesile ile anadilinde eğitim konusundaki tartışmalar, yanılsamalara ve tartışmaların ele alınış şeklindeki boşluklara değinmek faydalı olacaktır.

ANADİL-ANADİLİ AYRIMI

Anadili ile anadil kavramları arasında teknik ve ideolojik bir fark var. Bastıra bastıra anadil yerine anadili denilmesinin nedeni farklı kavramlara işaret ediyor olması. Anadil, bir ülke ya da coğrafyadaki genel-esas-yaygın bir dili tarif ederken anadili ise seslerin anne karnından başlayarak içine doğduğumuz kültürle ele alındığı ve çocukluk döneminden itibaren etkileşimde olduğumuz dili işaret ediyor. İngilizce ifadesinden çeviri ile anne dili.

Anadil derken anayasa veya anayol benzeri bir kavram işaret ediliyor. Bu durumda Türkiye'de yaşayan yurttaşların konuştuğu anadil Türkçe iken anadili yaygın veya resmi olandan farklı olarak kültürel kimlikleri kastediyor.

ANADİLİ SORUNUNU KÜRTÇE'YE İNDİRGEMEK

Türkiye'de eğitimcilerin yaygın görüşü, anadili Kürtçe olan çocukların eğitimdeki ilk yıllarının çoğunlukla müfredattaki konuların yerine Türkçe öğrenmekle geçtiği yönünde.

Eğitimde eşitsizliğin en temel belirleyeni eşitsizlik veya başka bir ifade ile yoksulların eğitimin temel haklarından yararlanamaması. Ancak bunun dışında bireylerin anadilinde eğitim alamamaları ise eğitimde başarı ya da başarısızlığı belirleyen bir diğer önemli etmen. 

Dolayısı ile pek çok aile, çocukları daha okula başlamadan Türkçe öğretmeye başlıyor. Bunun en önemli nedeni olarak, ailelerin, öğrencilerin eğitimde yeni bir dil öğrenirken kaybettikleri zamanı telafi etmek ve başarılı olmalarını sağlamak olduğu düşünülüyor. Bu bir nevi oto-asimilasyonu doğuruyor. Yani bireyler henüz hiçbir yaptırımla karşılaşmadan, bu yaptırımlara maruz kalmamak için "tercihen" kültürel asimilasyonunu aile içinde uyguluyorlar.

Ancak konu ne yazık ki sadece Kürtleri kapsamıyor. Konuyu sadece Kürtler ve Kürtçe olarak sınırlayınca iki ciddi alanı gözden kaçırmış oluyoruz.

İlki, ülkedeki diğer etnik topluluklar. Türkiye'de Ermeni, Çerkes ya da Arapların da anadilinde eğitim konusunda yaşadıkları mağduriyet azımsanmayacak ölçüde. Türkiye'de Suriye'den ülkemize sığınan mülteciler için Arapça-Türkçe eğitimler verilirken, doğum yeri Türkiye olan Arap yurttaşlarımız için bir kurgu maalesef yok. Özellikle de Mersin-Adana-Hatay-Antep-Urfa-Mardin gibi Arap nüfusunun yoğun olduğu yerlerde bireyler anadilinde eğitimden mahrumlar ve gün geçtikçe "büyüklerinin Türkçe, küçüklerinin ise Kürtçe-Arapça-Ermenice ya da Çerkesce" konuşamadığı bir kopuşu yaşıyorlar.

Ermenice eğitim veren ve azınlık haklarından yararlanabilen kimi okullar olsa da bu olanak Ermeni nüfusunun anadili eğitim ihtiyacını karşılamaktan çok uzak. Gerek Ermenice gerekse Anadolu Ermenicesi konusunda pek çok birey hem alfabe hem de dil düzeyinde kendi diline yabancı durumda. 

Çerkesce ve Kürtçe'de ise olanaklar Düzce ve Mardin (Mardin dışında birkaç üniversite de dahil olmak üzere) üniversitelerindeki eğitimle sınırlı. İlk okullarda seçmeli ders olarak geçmesine rağmen dışlanma-aşağılanma ya da eğitimden geri kalma gibi kaygılar ile aileler bu tercihten uzak duruyorlar. Tercih edenler içinse "yeterli sayı olmadığı için sınıfların açılmaması" bahanesi en çok karşılaşılan örnek.

Lazca, Hemşince, Zazaca, Süryanice gibi örnekler ise Unesco tarafından yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan diller arasında gösteriliyor

İKİNCİSİ İSE TÜRKÇE'DEKİ DURUM 

Türkiye'de anadilinde eğitim konusunda akla ilk gelen şey Türkçe dışındaki diller oluyor. Ama sorun Türkçe eğitimde de çok farklı değil. Eğitimde gericileşme, eşitsizliğin kural haline gelmesi, özel okul teşviki gibi başlıklar arasında Türkçe eğitimin geriye düşüşü perde arkasına itilmiş durumda. Türkiye'de lise çağına gelmiş öğrenciler arasında 2019 PISA verilerine göre, okuduğunu anlama başlığında 72 ülke arasında Türkiye, 40'ıncı sırada yer aldı. Bu lise çağına gelen öğrencilerin Türkçe okuduğunu anlamama konusunda kaygı verici bir oran. Ciddi bir oranın okuduğunu anlamamasının farklı bir ifadesi çıkıyor karşımıza.

ÇÖZÜM VE ÖNERİLER 

Anadilinin gelişiminde anadilinde eğitim ve bunun haricinde yetişkin eğitimi ve yayıncılık kritik değer taşıyor. Özellikle örgün eğitim kapsamının dışındaki yaş kuşağının anadilini edinmesi ve geliştirmesi için yetişkin eğitimine ağırlık verilmesi gerektiği bir gerçek. Kürtçe gazetelerin kapatıldığı, yayın yasaklarının konulduğu bir ortamda bir yandan iktidarın Kürtçe televizyon kanalları açtığı bir tuhaf dönemden geçiyoruz. 

Bu hangi dili konuştuğumuzdan çok neyi konuştuğumuz konusunda da mesajlar içeriyor. İktidarı destekleyen herhangi bir içeriği herhangi bir dilde üretmekte sorun yaşanmıyorken muhalif bir konu seçmeniz sizi "bilinmeyen bir dilde" yalnızlaştırabiliyor. 

Türkiye'de anadilinde üretilen içeriklerin saysının arttığı ancak üretilen içeriğe talebin ve temasın azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Anadiline verilecek önem, dijital yayıncılık alanlarının da olanaklarından faydalanarak kısmi gelişmeler gösterecektir. 

Ancak hâlâ ve tek seçenek olarak eşit, parasız ve bilimsel eğitim dışında kalıcı bir çözüm görünmüyor. Her anadilinde eğitimin bilimsel olmadığının bilinci ve bilimsel olan her şeyin zaten anadili kapsadığı gerçeği ile dünya anadili günümüz kutlu olsun.