Sayfa yolu
AKP-Almanya ilişkilerinde 'normalleşme' olanaklı mı?
Yayın Tarihi: 09.03.2018 , 12:36 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Gazeteci Deniz Yücel'in rehine alınması ile vites atan Türkiye-Almanya arasındaki kriz, sözü geçen rehinenin uzun pazarlıklardan sonra serbest bırakılmasından sonra yeni bir düzleme taşındı.
Alman diplomasisinin kapalı kapılar ardında yürüttüğü ''Deniz Yücel'i kurtarma operasyonu'', bizzat bu diplomasinin şefinin yeni kabinede görülmek istenmemesi ile daha başka bir boyut kazandı. Deniz Yücel'in "kurtarılması" meselesi Alman iç siyaseti açısında ciddi bir prestij meselesiydi. Bir Alman yurttaşı nasıl olur da keyfi bir şekilde yurtdışında alıkonulabilirdi? Siegmar Gabriel'in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iki kez gizlice görüşüp, defalarca telefonlaşması bu prestij meselesinin sonucuydu. Gabriel'in Deniz Yücel'i "kurtarması" iyi olmasına iyi bir gelişmeydi, ancak Erdoğan'ın fazlasıyla suyuna gitmesi, gerek kendi partisi içinde gerekse Alman siyasetinde olumlu karşılanmadı.
Evet, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel artık yeni kabinede yok. Rivayete göre, kendisi istememiş. Esasında ise, SPD yönetimi Gabriel'i istemedi. Gereksiz bir ayrıntı gibi duran bu gelişme, yeni koalisyon hükümetinin AKP ile ilişkilerinde önem arz ediyor.
Eski Adalet Bakanı, yeni Dışişleri Bakanı Heiko Mass, partidaşı Gabriel kadar "pragmatik" değil. Heiko Mass, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya'nın içişlerine karışmasını hoş karşılamadığı gibi, geçen yıla damgasını vuran ''Türk bakanlara Almanya'da seçim propagandası olanağı vermeme'' önlemlerinde de etki sahibi biri. Pragmatik kavramının burjuva siyasetinde ikiyüzlülüğün karşılığı olduğunu gözden kaçırmamak koşuluyla söylemek gerekiyor ki Heiko Mass, Gabriel kadar asla pragmatik ol(a)mamıştır. AKP'nin tüccar yöneticilerinin kulağına küpe olsun...
* * *
Fuar ziyaretinden dolayı Berlin'de bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Türkiye-Almanya ilişkilerinde ''normalleşme'' açıklamalarında bulundu. Numan Kurtulmuş'a göre, ilişkilerde kurtarılamayacak bir şey yoktur. Yeter ki gönüller bir olsun tadında devam ediyor.
"İç içe geçmiş olan iki toplumdan bahsediyoruz, 3 milyon 500 bine yakın Türk dostumuz, kardeşimiz Almanya'da yaşıyor. Şunu iftihar ile söyleyebiliriz. Türk toplumu asimile olmadan en iyi entegre olmuş yabancı toplum olarak görülüyor. Üçüncü ve dördüncü jenerasyon, iyi eğitim almış, sosyal hayatın, siyasetin içerisinde yer alan, iş dünyasında etkili olan, emrinde çok sayıda insan çalıştıran bir Türkiye toplumu oldu. Almanya'nın bunun farkında olduğunu görüyorum.”
Kurtulmuş, "Muazzam bir potansiyel var. 37 milyar dolarlık karşılıklı bir ticaret hacmine sahibiz. Şimdi bu gözardı edilecek, siyasi tartışmalara heba edilecek bir konu değildir. Siyasi ve görüş farklılıklarımız olabilir ama bunları konuşarak normalleştireceğiz” görüşünü kaydetti.
Kurtulmuş'un normallikten anladığı, gelsin paracıklar el ovuşturmasından başka bir şey değil görüldüğü üzere. AKP'nin ileri satış yetisi yüksek yöneticilerinden Kurtulmuş, nasıl bir toplum arzu ettiğini de bu vesileyle açık etmiş. ''...emrinde çok sayıda insan çalıştıran bir Türkiye toplumu oldu.''
Türkiyeli göçmenlerin ''emir alan'' işçilerden, ''emir veren'' patronlar haline gelmesi tüccar kafalı AKP yöneticisi için ilerleme olarak görülebilir elbette. Bütün ömrünü patronlara uşaklık etmekle tüketen bu insanlar için "emir", bir toplumsal ilişkinin en güçlü bağıdır hiç kuşkusuz. Emir verenin etnik kökeni ile sevindirik olan bu zavallıların her türlü aşağılık pazarlık içinde olacağında kuşku duyulmamalıdır.
Ancak, kapitalist Almanya'nın ithal ettikleri göçmen işçilerin ''emir verenler'' kategorisine girmesine memnun kalacakları düşünülmemelidir. Hangi kapitalist ülkede milliyetçi akıl tutulması aşılmış ki, Almanya'da da aşılsın?
1998-2005 döneminin İçişleri Bakanı Otto Schily, ''En iyi entegrasyon, asimilasyondur'' demişti. Eski bakan Schily, her ne kadar etnik entegrasyon meselesinde Numan Kurtulmuş'un Türkiyeli göçmenler başlığı ile uyumlu olmasa da, ''sosyal entegrasyon'' konusunda yüzde yüz hemfikirdir: ''...emrinde çok sayıda insan çalıştıran bir toplumu...''
* * *
Sığınmacıları şantaj nesnesi olarak Avrupa'ya karşı kullanma cin fikirliliğini icat eden Erdoğan, Almanya'da yaşayan Türkiyeli göçmenleri kendi amaçları için mobilize etmeden, DİTİB imamlarını ajanlaştırmaya, Muhammed Taha Gergerlioğlu gibi danışmanlarını ajan-provakatör faaliyetleri için sefere çıkartmaya, Alman siyasetçileri Nazilere benzetmeye dek geniş bir yelpazede gerilim stratejisi izledi. Yer yer provokasyonlar üzerine kurulu bu stratejinin birden bire ''dün dündür, bugün bugündür'' pişkinliği ile dolaşımdan çıkartılarak, "normalleşme" düğmesine basacağını düşünüyorsa fena halde yanılıyor.
Almanya cephesinde de durum ikiyüzlülüğün biçimsel sınırları zorladığı bir düzeye ulaştı. Çetrefil konularda Katolik kilisesi taktiği uygulayarak, derin bir sessizliğe bürünen Şansölye Merkel, sağdan AfD'nin soldan da Sol Parti'nin basıncı altında topu daha fazla kendi sahasında dolandıramayacaktır.
Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkinin 37 milyar dolarlık hacme ulaşmış olması, şantajcı Erdoğan yönetimi ile emperyalist Almanya'nın uyum içinde her şeyi unutarak "normalleşeceği"ni düşünmek için fazlasıyla safdilli olmak gerekiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
