101 yaşında: Sömürüye, karanlığa, barbarlığa karşı Aziz Nesin olmak...

Aziz Nesin 101 yaşında bugün... Aziz Nesin hep önemli, hep değerliydi ancak bugün, 2016'da tarikatların, tekellerin, cihatçı çetelerin, sömürünün ve vahşetin, kanın ve gözyaşının karanlığında daha önemli, daha değerli... Bugün AKP karanlığına karşı, imam hatip dayatmasına karşı, zorunlu din dersi zorbalığına karşı ülkemizin dört bir yanında çeşitli düzeylerde mücadeleler sürüyorsa eğer, Aziz Nesin bu mücadelelerin öncüleri arasında bir kutup yıldızı.  
Ahmet Çınar
Salı, 20 Aralık 2016 09:56

Aziz Nesin bugün 101 yaşında…

Boyun eğmeyen 101 yaş…

Aydın olmanın, aydın kalmanın, aydınca mücadele etmenin simgelerinden olan Aziz Nesin’in 101’inci doğum günü bugün.

Aziz Nesin aramızdan ayrılalı beri, mücadelesi sürüyorsa, sık sık anıyorsak Aziz Nesin'i, omurgalı ve sağlam duruşuyla ilham veriyorsa bize; Aziz Nesin var olmaya, yaşamaya, dik durmaya devam ediyor demektir. 

Aydınlanma savaşımcısı Aziz Nesin'in özellikle son yıllarında yazdığı, dile getirdiği öngörüler, sonraki yıllarda tüm yakıcılığı ve vahşetiyle birer birer gerçekleşti... Aziz Nesin bugüne ışık tutmaya devam ediyor...

Bugün 20 Aralık 2016… Aziz Nesin dünyaya geleli tam 101 yıl olmuş… Aziz Nesin hep önemli, hep değerliydi ancak bugün, 2016'da tarikatların, tekellerin, cihatçı çetelerin, sömürünün ve vahşetin, kanın ve gözyaşının karanlığında daha önemli, daha değerli...

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin 2016 başında yayınladığı çıkış bildirgesinde yer alan "Türkiye'nin bir İslam Devleti olarak ilan edilmesine ramak kalmıştır" tespitini yıllar önce ortaya koyan ve bu özelliğiyle "aydın öngörüsünü" kanıtlayan bir değer Aziz Nesin.

Bugün AKP karanlığına karşı, imam hatip dayatmasına karşı, zorunlu din dersi zorbalığına karşı ülkemizin dört bir yanında çeşitli düzeylerde mücadeleler sürüyorsa eğer, Aziz Nesin bu mücadelelerin öncüleri arasında bir kutup yıldızı.  

Örneğin zorunlu din dersleri konusunda Aziz Nesin, eğer din dersi zorunlu olacaksa, bu dersin bilimsel eğitimden geçmiş, laikliği benimsemiş, materyalist felsefeyi özümsemiş öğretmenler tarafından anlatılması ve derslerde sadece dinlerin kökeni, doğuşu, kaynakları, sınıfsal işlevleri gibi konuların işlenmesi gerektiğini savunuyordu.

Aziz Nesin, yakılarak öldürülmek istendiği 2 Temmuz 1993’ten sadece bir ay önce, 1 Haziran 1993’te kaleme aldığı bir yazıda o müthiş öngörüsüyle şunları söylüyordu:

İmam-hatip liseleri kurulduğu ve sayılarının artırılmaya başlandığı tarihten bu yana, hükümet aracılığı ile devlet, imam-hatip çıkışlıların ve o inançta olanların ellerine geçmeye başlamıştır. Memur olarak güvenlik güçleri içindedirler. Eğitim ve Kültür Bakanlığı kadrosundadırlar ve bütün bakanlıklarda etkili ve sözü geçer yerdedirler. Aralarında kendilerini hâlâ laik ve demokrat sananlar vardır ve bunların sayıları da günden güne azalmaktadır. Şeytan Ayetleri'ni çevirenleri, yayıp dağıtanları öldürürüz diyenleri koruyanlar, bugün artık devletin içine sızmış değil, devletin içine çöreklenmişlerdir. Aynı düşüncede olan savcılar, yargıçlar, kaymakamlar, valiler, yöneticiler günden güne artıyor. Şeytan Ayetleri olayını tek başına bir gericilik olayı olarak almak kesinlikle doğru değildir. Şeytan Ayetleri olayı, bir bütünsel gericilik ve bağnazlık olayının bir küçük parçasıdır. Asıl sorun devletin içinden dışından, bağnazlarca sarılmış ve kuşatılmış olmasıdır. Devletin içindeki demokrat ve laik güçlerin her gün daha çok azalması yüzünden devlet, devlete karşı duruma gelmiştir. Tehlikeyi görüyor ve gösteriyoruz. Çoktan beri tehlike çanları, SOS işaretleri verilmektedir. Olay Uğur Mumcu'nun, Turan Dursun'un, Bahriye Üçok'un ve daha birçok demokrat aydının öldürülmesi, Şeytan Ayetleri'nin yayımlanması gibi bireysel bir facia değil, toplumsal bir felakete doğru hızla gidiştir.

Aziz Nesin’in bu yazısı bir kehanet değil, dünün ve bugünün verilerine bakarak yarını öngörebilmektir.

Aziz Nesin, şunları vurguluyordu:  

O emperyalist güçler teknoloji ve bilime egemen oldular. Bilimde ve teknolojide yoğun biçimde buluşlar var. Bunları bizim gibi geri kalmış ülkeler mi buluyor? Neden çocuklarımızı Amerika’ya, Avrupa’ya gönderiyoruz? Oradan öğrenebilecekler diye gönderiyoruz. Bizim gibi ülkelerde hiçbir şey yok çünkü. Canımızı kurtaracak ilaçlar, ameliyatlar hepsi onların. Evren gibi bir herif, prostat ameliyatı olmak için Amerika’ya gidiyor. Niye burada Müslüman bir hocaya, imama yaptırmıyor? İmam hatip okullarından çıkanlar hekim oluyorlar. Bir tane ilaç bulsunlar. Bir ufacık ilaç bulsunlar. Bulamazlar. Bizim çocuklarımız Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de eğitilince böyle buluşlar yapabiliyorlar. Bu bağnaz ülkede, insanların çoğunun yobaz ve bağnaz olduğu ülkede hiçbir buluş bulunmaz. Onların yapabilecekleri şudur: Hangi buluş bulunsa, ‘Aaa bu Kuran’da vardı’ derler. Hep bunu söylemişlerdir. Peki bu Müslümanlar bu kadar aptal mı, Kuran’da yazıldığı halde, yüzyıllardır Kuran’ı okudukları halde, hiçbir şey bulup çıkaramıyorlar? Hep bunu dinsizler, gâvurlar, Hıristiyanlar çıkarıyor? Bu kadar beyni işlemeyen insanlar ne yapabilirler?

Aziz Nesin her türlü tehdide, baskıya, yıldırıya karşı bu görüşlerini tek bir geri adım atmadan, tek bir eleştirisini geri çekmeden savunagelmişti.

“Halkımızın değerleri” adı altında gericiliğe, ilkelliğe, bayağılığa, yobazlığa fit olmamıştı.

Aydın olmanın ne demek olduğunu yaşamıyla göstermişti.

Aziz Nesin'e göre çocuklara bu düzende iki şey öğretilmektedir: Korku ve cehalet.

Aziz Nesin’in “Korkudan Korkmak” adlı kitabı önemli. “Korkudan Korkmak” başlıklı yazı, aslında Aziz Nesin’in yazdığı bir önsöz. Dieter Duhm’un “Kapitalizmde Korku” adlı kitabına yazdığı önsöz.

Aziz Nesin bu yazısında, sınıflı toplumlarda, kapitalist düzenin imal ettiği korkudan bahseder.

“Korkudan korkan insan” modelini şöyle anlatır Aziz Nesin:

Kendini özgür sanan köledir. Karşıtıyla uyum sağlamayı, uzlaşmayı insancıllık (hümanizm) sanan bir enayi insan modeli ortaya çıkar. Yüreksizliğini yüreklilik sanır. Kişiliksizliğini (tek boyutluluğunu) kişilik sanır.

İmam hatipler, Kuran kursları, tarikat okulları kapatılmadan, “korkudan korkan insancıklar” yetişmeye devam edecektir.  

Aziz Nesin’in de yaşadığı bu toprakları her daim taze tutan, yeşerten, yaşatan damar, her zamankinden daha gür, daha hızlı, daha coşkulu akmaya mecbur.

Aziz Nesin olmak yetmez. Aziz Nesin’i, o kararlı ve ısrarlı aydın duruşunu da kapsayarak ileriye doğru hızla aşmak zorundayız: Bu zorunluluk, en büyük özgürlüğümüz olacaktır. 

Gericiler bunu fark ettikleri için yakmak istediler Aziz Nesin’i.

Doğumunun 101’inci yılında Aziz Nesin daha canlı, daha güncel, daha önemli, daha değerli... Ve hepsinden önemlisi Aziz Nesin'in anısı, yazdıkları, söyledikleri gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesine ışık tutuyor, yön gösteriyor, cesaret veriyor… 

Geçen yıl Aralık ayında Aziz Nesin'in 100 yaşını anarken Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin yayınladığı "Aziz Nesin Olunmalı" başlıklı bildiri, bugün geçen yıla göre daha yakıcı bir biçimde geçerliliğini koruyor ve daha acil görevlere işaret ediyor... 

O halde... Aziz Nesin'in 101'inci doğum gününü, geçen yılki "Aziz Nesin Olunmalı" bildirisini bir kez daha anımsayarak analım: 

Aziz Nesin'in yüz yaşı. Boyun eğmek bilmeyen yüz yaş. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Aziz Nesin’i yaşatmaya çağırıyor. Aydını, sanatçıyı, genci, halkı Aziz Nesin olmaya çağırıyor.

Gericilerin ceplerinde demokrasi ve özgürlük taşıdığını savunmak aydın işi midir? Türkiye’de öyle sanıldı, öyle sunuldu. Gericilerin ellerindeki paçalarındaki kanın temizlenemeyeceğini görmek için bunca kan akması gerekiyor muydu?

Yağmacıların barış havarisi olabileceğini düşünmek nasıl bir işti, peki? Bitmedi, öyle sanıldı, öyle sunulmaya devam ediliyor. Sömürücülerin barış kavramını yağmalayıp satacak bir mal saydıklarını anlamak için bu kadar çok katledilmemiz gerekiyor muydu?

Aydın ne yapar? Zenginleri sever mi örneğin? Aydın geleceğin aydınlığını aramıyorsa ne yapar? Karanlığın keyfini mi çıkarır? Güçlünün eteklerine sığınır mı? Kendine bir yaşam alanı kurduğunda insanı boğan karanlıkları, savaşı, gericiliği, insan ve emek düşmanlığını görmezden gelen, hâlâ aydın mıdır?

Piyasa, aydının düşüncesini, sanatçının ürününü alıp sattığında, bir para kazanma yolu mudur? Yoksa onlarca aydın kuşağının taş taş üstüne koyup yükselttikleri erdemlerin yok edilmesi mi? Peki, aydın ne yapar bu kuşatma karşısında? Boyun eğer mi örneğin?

Bu soruların yanıtları insanlığın birikiminde ve onun bir parçası olan bizim ülkemizin birikiminde mevcuttur. Kötülüğün kötülük, sömürünün sömürü, karanlığın karanlık, alçaklığın alçaklık olduğunu keşfetmek için bu birikime yaslanmak, insanı, halkı kucaklamak ve geleceğe bakmak yeterlidir. Aziz Nesin’e bakalım; kendi başına yetecektir.

Aziz Nesin, yüz yaşında bu gücü hissetmeye çağırıyor hepimizi. İnsanlığın ve aydınlığın düşmanı bu düzene karşı mücadeleyle geçen çağlar ve o çağlar içinde şu son yüz yıl. Aziz Nesin’in yüz yaşı. Boyun eğmek bilmeyen yüz yaş. Aziz Nesin aramızdan ayrılalı beri mücadelesi sürüyorsa ve bundan sonra da sürecekse, evet, Aziz Nesin tam yüz yaşındadır. Ve daha alacağı çok yaş olacaktır.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Aziz Nesin’i yaşatmaya çağırıyor. Aydını, sanatçıyı, genci, halkı Aziz Nesin olmaya çağırıyor.