Sayfa yolu
Abdullah Seçmek
Yayın Tarihi: 23.07.2009 , 15:44 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58
Kürt meselesi yeniden ülke gündeminde.
Medyada hemen herkesin uzlaştığı nokta çözülmemiş Kürt sorununun ülkemizin içinde bulunduğu süreçte demokratikleşmenin önündeki en büyük “taş” olduğu. Kürt sorununun ülkemizin asli sorunlarından, asli sorunlarımızdan biri olduğu doğrudur da ülkemizin içinde bulunduğu sürecin demokratikleşme olduğu ve Kürt sorununun bu süreci tıkadığı görüşü tüm tanımları değiştirecek ölçüde yanlıştır.
Oysa siyasette tanımlar önemlidir!
Burada söylediğimizden de çıkarılabileceği gibi siyasi söylemin köşe taşları olan tanımları belirleyen bir de çerçeve vardır ki biz buna siyasi program diyoruz. Tanım ve tarif sorunu bir program sorunudur. Program ise varlık...
Bir siyasi hareketi bitirmenin en kesin yolu, o siyasi hareketin tanımlarını bozmaktır. Bozulan tanımları belirleyen program bu bozulmanın paralelinde çürüyecektir. Solun tüm dünyada son otuz yıldır yokuş aşağı yuvarlanmasının ardında böyle bir bozulma ve programatik çürüme vardır.
Kürt hareketinde de böylesi durumdan uzunca bir süredir bahsediyoruz. Fakat, Kürt hareketinin sıkışma sürecinin bu şekilde aşılma denemelerinde, kriz edebiyatının malum söyleyişi ile “dip görünmüş” değildir. Tanımlar bir hayli bozulmuş, program çoktan atılmıştır ama Kürt siyasetinin krizinde dip başkadır. Söz konusu dip, Kürtleri temsil iddiasının adlı adınca burjuva(laşmış) bir özneye geçmesidir.
Bugün burjuva medyasının kokuşmuş köşelerinden yükselen bizim Abdullah onların Abdullahlarından hızlı davranmazsa inisiyatif diğer Abdullah’a geçecek serzenişlerine bakmayın! (1) Yahut “bizim” cenahtan gelen “zafer”, “kazanım” çığlıklarına kulak asmayın. (2)
Birincisi bir yanlış okuma değilse tümüyle kötü niyetli bir “iyi polis” çığırtkanlığı, ikincisi ise tümüyle saflık değilse olsa olsa konsolidasyon, iman tazeleme çabasıdır.
Olan biteni ve bugünün gazetelerinde İsmet Berkan’ından Ruşen Çakır’ına kalemşörlerin yazdıklarını yukarıda anlattığımız çerçevede okumak mümkündür. (3)
AKP’nin özellikle Kürt illerinde yerel seçimleri bir çeşit genel seçim havasına sokarak tansiyonu yükseltmesinin ardından istediği sonucu alamasa bile indireceği darbenin şiddetini tespit için zemin yoklaması yaptığını daha öncesinde yazmıştık. Bu adımın hayatiliği Türkiye’de içinden geçtiğimiz ve yukarıda demokratikleşme biçiminde yanlış kodlanıyor dediğimiz süreçle birlikte anlaşılabilir.
Kürt sorununun burjuva çerçevede çözülmesi, hem düzenin kendini yeni bir eksende restore etme çabası (resmi ideoloji ile egemen ideoloji arasındaki yarığı kapatma) hem de devletin çözülmesi sürecini bünyesinde barındıran ve yükseliyor dediğimiz faşizm ile yakından ilişkilidir. İsteyen yükseliyor dediğimiz faşizmi bir çeşit “çözücü restorasyon” olarak görebilir.
Çözücü restorasyonun ajandasındaki en önemli gündemlerden birinin yükselişte olan Kürt sermayesinin -MÜSİAD kurucusu Erol Yarar’ın deyişi ile(4) - artık “asli unsur” olan “Anadolu sermayesi” ile bütünleşmesini tamamlamak, bunun yanısıra Kürt illerinin bu bütünlükle ve Anadolu sermayesinin artan etkinliği ile “yeni Türkiye”ye bağlanmasını sağlamak olduğunu söyleyebiliriz.
Dünden bu yana Şebeke’nin televizyonlarını arşınlayan Doğu ve Güneydoğu sermayesinin kurumsal temsilcilerinin (ticaret odası, sanayi odası başkanları, patron örgütleri vs. temsilcileri) AKP’nin öve öve bitiremedikleri son teşvik paketini ve “Kürt açılımına mutlaka eklenmeli” dedikleri yeni iktisadi paketleri bu şekilde görmek, sürecin bütünlüğünü takip etmemizi kolaylaştıracaktır. Üstelik bugün Zaman gazetesinde yer alan ve “Fabrikalar Doğuya taşınıyor” diyen haberde belirtildiği üzere AKP “kavgalı göründüğü” geleneksel büyük sermayeyi de bu teşvik paketleri ile beslemeye devam ediyor. (5)
Kim bilir Kürt uzlaşısı belki de” gerçek büyük uzlaşı” önündeki son engellerden birini kaldırma girişiminin bir adımıdır.
Dediğimiz gibi tanımları doğru yapmak, soruları doğru sormak böylesi bir dönemde son derece önemlidir. Bugünün sorusu “bu yapıyı hangi Abdullah sökecek?” değildir.
Doğru soru “bunların söktüklerinden ne olur?”dur.
Solun üzerine düşen en önemli görev Kürt sorunu konusunda kendi tanımı ve çerçevesini hızla ve kuvvetlice dayatmaktır.
Kuşkusuz, bu görev, bir somutlaşmayı gerektirmektedir.
Galip Munzam
NOTLAR:
(1) Ruşen Çakır. “Öcalan neden ümit vermiyor?” Vatan, 23 Temmuz
(2) Veysi Sarısözen, “İmralı Yol Haritasının Ağır Yükleri ve bir yanıt” Günlük, 22 Temmuz
(3) Bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bugün Fethullahçı şebekenin üç önemli gazetesine (Zaman, Yenişafak ve Star) baktığınızda bu üç gazetede de köşe yazarlarının itina ile hükümetin bas bas bağırdığı “Kürt açılımı” konusunda kalem oynatmaktan kaçındıklarını görüyorsunuz. Yenişafak’tan Yasin Doğan’ın pek bir şey söylemeyen yazısı ile meseleye kenardan değinen ve Ergenekon yaygaracılığına devam diyen Star’dan “Recep’in Tavuğu” Ergun Babahan haricinde. Bunun yerine önemli sayıda yazar, ÖSS’ye getirilen “katsayı düzenlemesi”konusunda yazmış. Bu sessizliği dikkate değer buluyor ve sistem-içi “pazarlıkların” sürdüğü biçiminde yorumluyoruz.
Bunun yanısıra Taraf gazetesinin başsayfasından duyurduğu “Kürt çözümü... Pek yakında” başlıklı haber, üzerine söz söylemeye değer. Gazetenin konuya uygun gördüğü görsel Erdoğan ile Beşar Esad’ın Suriye’de el sıkışmaları. Bu garipliği bir tarafa koyacak olursak Erdoğan’ın, “PKK muhatap alınmalı” diyen AKP’li vekillere dönük olarak sarf ettiği pek demokratik olan “Söz Ola Kestire Başı” söyleminin demokrasi aşığı Taraf tarafından “Vekillere Söylem Birliği Uyarısı” biçimde estetize edilmiş olması oldukça ilgi çekici.
(4) Fadime Özkan’ın Erol Yarar ile söyleşisi “Türkiye’nin gerçek burjuva sınıfı biziz! ”, Star, 20 Temmuz
(5) “Fabrikalar Doğuya taşınıyor Erdoğan ve Karamanlis'e ayakkabı Muş'tan gidecek”, Zaman, 23 Temmuz, http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=872342&title=fabrikalar-doguya-tasi...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.