İMÇ: Hor görülen bir açık hava müzesi
Fotoğraflar: Çağrı İşbilir
İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, kamusal alana yerleşen mozaik ve heykelleriyle bir açık hava müzesi olmasına rağmen, yıllar içerisinde orijinal binaya yapılan eklentiler, göz yoran reklam panoları ve eserlerin bakımsızlığı nedeniyle dükkânlardan alışveriş yapmak dışında pek gidilmeyen bir yer. İçinde Kuzgun Acar’dan Füreya Koral’a, Bedri Eyüboğlu ve Eren Eyüboğlu’ndan Nedim Günsür’e kadar Türkiye’nin önemli 8 sanatçısının toplam 9 eserinin bulunduğu çarşının hikâyesi 1957’de başlıyor.
İstanbul’daki manifaturacılar, İMÇ kurulmadan önce genellikle Eminönü’nde, Sultanhamam çevresindeki dar sokaklarda, eski hanlarda sıkışık bir biçimde yerleşiklerdir. Adnan Menderes döneminde artan imar planlarından ilham alarak bir araya gelen esnaf, 1100 ortaklı Sınırlı Sorumlu İstanbul Manifatura ve Kumaşçılar Çarşı Yapı Kooperatifi’ni kurarak kendileri için bir çarşı inşa etmeye karar verirler. Bunun için ilk düşünülen adres pazara yakınlık ve lojistik kolaylığı nedeniyle Haydarpaşa’dır. Ancak Belediye’nin Unkapanı’ndan Saraçhane’ye uzanan 45.000 metrekare yüzölçümündeki eğimli ve uzun alanı kooperatife satmak istemesiyle rota değişir. Belediye’nin yönlendirmesiyle önce şehircilik, ardından mimarlık yarışması açılır. Projenin şehircilik yarışmasında üçüncü, mimarlık yarışmasında birinci olan üç arkadaştan Doğan Tekeli, anılarını anlattığı kitapta bu uzun soluklu ve meşakkatli süreci, “Çarşı ile ilgili şehircilik yarışması sırasında 27-28 yaşlarında genç bir mimarken, yapı tamamlandığında artık orta yaşlı sayılıyordum” sözleriyle anlatır (Doğan Tekeli, Mimarlık: Zor Sanat, Yapı Kredi Yayınları, 2022, s. 161-162). Gerçekten de yapının temeli 1961’de, yani yarışmadan üç yıl sonra atılabilecek ve çarşı ancak 1967’de tamamlanabilecektir.
İMÇ’ye sanat eserlerinin yerleştirilmesi de yine projenin mimarları olan Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in önerisiyle olur. Türkiye’de kamusal sanatın ilk örneği olarak 8 sanatçının eserleri için çarşı içinde yer ayrılır. Eserlerin seçimi için başlatılan yarışmada, çarşının amblemi, İstanbul’un ve ticaretin simgesi, su öğesi gibi başlıklar belirlenerek her konu için üç sanatçıdan teklif alınır. 24 sanatçının teklif verdiği yarışmada amblem için Kuzgun Acar, alçak kabartma için Ali Teoman Germaner, su öğesi için Yavuz Görey, seramik panolar için Füreya Koral ve Sadi Diren, mozaik panolar için Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu ve Nedim Günsür seçilir.
Zamanın tozuna dayanamayan eserler
1967 yılında, yapının işlerlik kazanmasıyla çarşıya yerleştirilen eserler ne yazık ki zaman içinde hasar görür. 2008’de çarşının geçirdiği hafif restorasyonla en azından hangi sanat eserinin kime ait olduğuna dair tabela konur ve bir temizlik yapılır.
Kuzgun Acar’ın kaynakla birbirine tutturarak demir çubuklarla yaptığı ve çarşının amblemi seçilen Kuşlar’ı 2014’te restore edilir. Restorasyon ekibi çalışmanın uzun sürmesini şöyle anlatıyor: “Dokunulduğunda kopan parçaları tamir etmek, üst üste binmiş boya katmanlarını, iç içe geçmiş kuş yuvalarını, çöpleri, iplik parçalarını temizlemek derken bir buçuk yıl sürdü” (kuzgununkuslari.com, erişim: 9.12.2025). Son olarak Sakıp Sabancı Müzesi’nin de el atmasıyla Kuşlar, tekrar izleyiciyle buluşur ve 2016 yılında SSM’nin bahçesinde sergilenir. Ancak bütün bu serüvende kamusal alanda bulunan bir heykelin neden çeşitli vakıflar aracılığıyla restore edilmek zorunda kaldığı ve sonunda kamusal alandan alınıp bilet satın alınarak adım atılabilen bir müzenin bahçesinde sergilendiği hiç sorgulanmaz. SSM yaklaşık beş ay, Kuşlar’ı biletle gösterdikten sonra Fatih Belediyesi’nin organizasyonu ile eser İMÇ’ye geri döner. Şu an tekrar kamusal alanda ve biletsiz görülebiliyor.
Çarşıdaki bir diğer önemli eser olan Füreya Koral’ın seramik duvar panosunda ise sanatçının 1957 yılında Meksika’da görüp etkilendiği duvar geleneğinin etkilerini hissetmek mümkün. Koral’ın çalışmalarında bir diğer etkili olan akım Bauhaus’tur. Koral, sanatın hayatın içine karışması, günlük nesnelerin ya da mekânların sanat ve zanaatın birleşimiyle tasarlanması gerektiğini düşünür ve Türkiye’de mimarlarla işbirliği yaparak seramiği halkla buluşturan projelerin de öncüsü olur. İMÇ’deki eserinin önünde her akşam bir pilav arabası duruyor, gündüz de çocuklar seramiği kale yaparak önündeki boşlukta top oynuyorlar. Koral’ın eseri başka yerde şubesi olmayan meşhur “Unkapanı Pilavcısı” tabelasının altında onu anlayan gözleri bekliyor.
Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Eren Eyüboğlu’nun eserleri Anadolu’nun geleneksel motiflerini ve insanlarını işliyor. Eren Eyüboğlu’nda kadınlar ve çocukların hikâyesi, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nda ise karada ve denizde bir yaşam hikâyesi anlatılıyor. Ayrıca çiftin Beyoğlu’nda, bir bankanın Resim Heykel Müzesi’nde 26 Temmuz 2026’ya kadar görülebilecek “Yan Yana” isimli süreli bir sergisi de var. Bu sergideki eserleri, bankanın envanterinde bulunduğu için, her zaman görmek mümkün değil. Sergideki önemli resimlerin bazıları, İMÇ’deki seramiklerin yapıldığı yıllara denk düşüyor. Eyüboğlu çiftinin çalışmalarını önce Beyoğlu’ndaki sergide görüp ardından İMÇ’yi gezmenizi tavsiye ederim. Hatta rotanızı önce Resim Heykel Müzesi’ni gezmek üzerine çizerseniz, bankanın kalıcı sergi koleksiyonunda Kuzgun Acar’ın demir masklarını ve Füreya Koral’ın bir başka seramik panosunu da görebilirsiniz.
Sadi Diren’in seramik panosu ve Ali Teoman Germaner’in kireçtaşı bloklardan yaptığı alçak kabartma işi de oldukça hasar gören işlerden. Gerçekleştirdiğimiz gezi sırasında eserlere komşu olan dükkânları ziyaret ederek esnafla yaptığımız konuşmalardan esnafın çoğunlukla eserlerle bağ kurmadığını anlıyoruz. Hakkında en fazla bilgi alabildiğimiz eser Yavuz Görey’in çeşmesi oluyor. Çünkü çeşme restorasyondan sonra alttaki dükkanlara su akıtmaya başlamış ve esnaf da çare olarak heykelin suyunu sağlayan motoru kapatmakta bulmuş. Aslında çeşmeden memnunlar ama yönetim sorunu çözemiyor.
Çarşıda görülmesi gereken son eser Nedim Günsür’un Soyut Atlar’ı. Unkapanı’ndan giriş yapıldığında hemen karşımıza çıkan bu mozaik duvar panosu, çarşının dış duvarında olduğu için dış etkilere de daha fazla açık. Üzerindeki yazılamalar ve duvarındaki çatlak iç acıtıyor. Sağ tarafına yapılan dükkân eklentisiyle de eserin bir kısmı metal kaplamanın altında kalmış. Ama, fotoğraf çekerken izin isteyip geçen yaşlı bir amca önce Türk olup olmadığımızı anlayıp ardından eliyle duvardaki atları işaret edip “Çok güzel değil mi?” diyor. Belli ki çarşıda eserlerin fotoğraflarını daha çok turistler çekiyor. Yine de ilk defa, bir kişinin baktığı şeye dair beğeni belirtmesi umut veriyor.
Açık hava müzesini korumak
1967’nin Eylül ayında Süleyman Demirel’in de konuşma yaptığı büyük bir törenle açılan İMÇ, yıllar içerisinde o kadar değişikliğe uğramış ki yapının mimarları dava açmak zorunda kalmışlar. Mahkeme sonucunda çarşının güzel sanat eseri niteliğinde olduğu kararı da çıkmış. Ancak çarşının görüntüsünün ilk projedeki haline dönüştürülmesi gerekli olduğu halde bu hiç gerçekleşmemiş.
Aslında İMÇ, 2021-2023 tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Yüksekokulu tarafından yürütülen kapsamlı bir projeyle önemli bir restorasyon geçirdi. Bu restorasyonda Çarşı içindeki beş eser kurtarıldı, daha görünür hale geldi. Restorasyon ekibi düzenli olarak Çarşı yönetimiyle her gelişmede konuşuyor, ayda iki kez eserleri yerinde inceleyerek yeni bozulmalar olup olmadığını kontrol ediyor.
Ancak bu mirasın korunabilmesi için devletin diğer kurumlarının da daha fazla sorumluluk alması gerekiyor.
İMÇ, İstanbul insanının önemini pek bilmediği bir çeşit açık hava müzesi olma özelliğini koruyor.
2026 yılının ilk Ortaklaşa sayısı, solu konu alıyor. Derginin bu sayısında yalnızca güncel siyaset açısından değil, tarihsel olarak da sol irdeleniyor. Ayrıca toplumsal çürümeden çözüm sürecine, sağlık sisteminden Ortadoğu'daki islamcı siyasetlere uzanan konularda yazılar da Ocak sayısında yer buldu.