Banu Güven kimdir?

NTV’deki işine son verilen Banu Güven, ana akım medyada birikimi ve tavrıyla meslektaşlarından ayrılan bir profil çiziyordu. Profesyonel gazeteciliğe Milliyet’te başlayan Güven, AKP’nin medya operasyonunun son kurbanı oldu.
Salı, 12 Temmuz 2011 10:30

Gazetecilikle İstanbul Erkek Lisesi’ndeki yıllarında tanışan Banu Güven, Cumhuriyet Gazetesi’ne bağlı Bizim Almanca dergisinde çalışmaya başladı. Daha sonra bir İsviçre gazetesinin İstanbul muhabirine asistanlık yapan Güven, 1991’de İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde araştırma görevlisi oldu. Aynı dönemde Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği Mülteciler Bölümü’nde görev aldı.

Bir İsviçre gazetesinin Türkiye sorumluluğunu üstlenen Güven, kendi deyişiyle “Bab-ı Âli’yi yakından tanıma imkanı” buldu. Üniversiteyi bitirdikten sonra Milliyet’te tam kadrolu olarak işe başlayan Güven, dış haberler servisinde çalıştı, Ortadoğu ile ilgilendi.

1997 yılında NTV’de görev yapmaya başlayan Banu Güven, ilk zamanlar muhabirlik yaptıktan sonra Geçen Hafta - Bu Hafta ve 24 Saat programlarını hazırladı ve sundu. Mirgün Cabas ile birlikte 24 Saat' programını hazırlayan ve sunan Güven, daha sonra programı tek başına yürüttü. 2009'da NTV’nin akşam haberlerini sunan gazeteci, son olarak Artı programını hazırlamaktaydı. Ayrıca Radikal gazetesinde de bir sene kadar köşe yazarlığı yaptı.

Fidel’in peşindeki muhabir
Banu Güven Milliyet’te muhabirken, Türkiye’de yapılan Habitat toplantısına gelen Küba lideri Fidel Castro ile röportaj yapmak için “çırpınan” bir gazeteci olarak karşımıza çıkmıştı. Kendisi bu “macerasını”, Radikal gazetesindeki köşesinde şöyle anlatmıştı:

“Yıl 1996. İstanbul'da Habitat konferansı var. Milliyet'te muhabirim. Küba lideri Fidel'in peşinden koşturuyorum. Fidel nerede, ben orada. Hayalim kendisiyle bir söyleşi yapabilmek, en azından günün sonunda resimaltına girebilecek anlamlı bir-iki çift laf alabilmek. Bu uğurda otel lobilerinde beklemekten ayaklarıma karasular indi, Etiler'de ziyaret ettiği puro dükkânının girişinde ezilme tehlikesi geçirdim, kendisini Beylerbeyi'nde ağırlayan dokuzuncu cumhurbaşkanımızın korumalarıyla itiştim (önce onlar ittiler), denize düşme tehlikesi geçirdim.

Sonuçta, Fidel'le görüşebilen tek gazeteci Leyla Umar oldu. Otel lobisinde çöktüm, kaldım. Leyla Umar, Fidel'le görüşebildiğine çok sevinmişti tabii, ama halime üzülmüştü. Ben de halime üzülmüştüm, ama sonra onun Fidel'le görüştüğüne sevindim, çünkü 20 yıldır bekliyordu. Neyse, ben ertesi gün yine Fidel'in peşinden koşturmaya inatla devam ettim. Sonunda Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nun çıkış kapısına kadar geldik. Fidel kapıdan dışarıya adımını atmak üzere... Ümitsizce 'Fideel...' dediğimi hatırlıyorum. Bana döndü, ayaklarımı yerden keserek beni sürükleyen kalabalığın ve korumalarının üzerinden elini uzattı. Ben de elimi ona uzattım haliyle... Çakı gibi duran Commandante'nin eli yumuşacıktı. ‘Ven en Cuba!’ diye seslendi. Korumalardan biri, ‘Küba'ya gel diyor’ diye tercüme etti. Fidel'in uçağının havalanıp gözden kayboluşunu feri kaçmış gözler ve düşmüş omuzlarla izledim.”

Neden Banu Güven?
Banu Güven’in seveni bol olduğu kadar, sevmeyeni de çok. Jethro Tull, Led Zeppelin veya John Coltrane sevmesinden fiziki güzelliğine oradan da siyasi duruşuna kadar “hayranlarının” saydığı birçok özelliği var. Sevmeyenleri ise, "ukalalığına", “aslında içinin boş olduğuna”, son zamanlarda AKP’nin canını sıkmasına ve “Beyaz Türklüğüne” vurgu yapıyorlar.

Bununla birlikte, Banu Güven “ocaktan yetişen” bir gazeteciliği de temsil ediyor. Muhabirlikten haber sunuculuğuna, oradan program yapımcılığına geçiş yapan Güven, nevzuhur “kolay gazetecilik”in karşısında, kendi kariyeriyle duruyordu.

Güven’in akıllarda kalan ilk “vukuat”ı, “Hayata Dönüş Operasyonu”nun Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e, canlı yayında “İçiniz rahat mı?” diye sormasıydı. Türk’ün soruyu geçiştirmeye çalışması üzerine söylediğinde ısrar eden Güven, daha sonra röportajı bitirmişti.

Banu Güven’in “bardağı taşıran damlası” ise, Artı programına konuk ettiği Vedat Türkali’nin, "Öcalan ile de görüşmek istiyorum, bu devlet ne kaybedecek adamı oraya hapsetmişler. Buna rağmen büyük irade gösteriyor ona selam ve sevgi benden. Ona sayın demiyorlarmış peki bu kadar sayın adam niye gidiyor onunla görüşmeye. Onlar gidiyor da ben niye gidemiyorum" demesi olmuştu. Bu programdan sonra Banu Güven’in “tatile çıkartıldığı” söylentileri ortaya atılmış, Güven’in Artı programının arşivi dahi yayından kaldırılmıştı.

Ferit Şahenk’in sahibi olduğu Doğuş Holding, NTV’nin yayın yaptığı sermaye grubu. Başka birçok sektörde yatırımı olan Şahenk, Recep Tayyip Erdoğan ile “sıkı dost” görüntüsü veriyor. NTV’de Banu Güven ile birlikte Can Dündar da “tatile çıkartılmış” ve Ruşen Çakır’ın koordinatörlüğünü yaptığı Basın Odası programı sessiz sedasız yayından kaldırılmıştı. Basın Odası programında, Erdoğan’ın “namert” diyerek hedef gösterdiği Nuray Mert de yer alıyordu.

(soL - Haber Merkezi)