Direnişten ağıta bir marşın dönüşümü: Mawtini

Filistin kurutuluş mücadelesine verilen desteğin bir sonucu olarak pek çok ülkede marş olarak seslendirilen, bugün ise diyardan diyara göç etmek zorunda kalan Suriyeli ve Iraklı mültecilerin, İstanbul’da adını Arapça'dan alan, 'bağımsızlık' yani İstiklâl caddesinde söyledikleri, çoğunun da göz yaşlarını saklayamadığı bir ağıta dönüşmüş durumda 'Mawtini'. Özkan Öztaş, Ortadoğu coğrafyasında siyasal dönüşümlerin marşların içeriğini nasıl değiştirebileceğini yazdı.
soL- Özkan Öztaş
Pazar, 29 Aralık 2019 12:23

Siyasal yaşamdaki değişimler ve dönüşümler; kavramların, mekanların, şarkıların, marşların ya da insan isimlerinin işaret ettikleri manayı zaman içinde farklılaştırıyor. Örnek olsun, Suriye’de 2012 yılına kadar, "Sevra" (Devrim) ismi yeni doğan çocuklara verilen sıradan bir isimken, kendilerine "devrimci" diyen eli kanlı yobaz bir güruhun ülkeyi berbat etmesiyle artık pek ağza alınmak istenmiyor. Mesela Sovyetler Birliği’nin varlığındaki bir dünyada Doğu-Batı kavramları ile bugün bu kavramlara yüklenen anlamlar birbirinden farklıdır. Hasılı, siyaset her şeyin belirleyenidir. 

Bu belirleyen, Ortadoğu’da marşların da içeriğini ve manasını değiştirmiştir. Türkiye’deki örmeği "İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar" marşıdır. Evvelinde "Kafkasya Marşı" olarak bilinen marş, zamanla değişir.

Muzafferine göre zaferin de tanımı baştan yapılıyor. Her iki örnekte de, zaferi müjdeler ve çağırır bu marş. Tabi bunlar batılı anlamda ne kadar marş biçimine uygundur ya da değildir tartışması da, müziğin tartışmaya devam ettiği bir başka konudur. 

Ancak bazı örneklerde marşların içeriğini zafer yerine mağlubiyet belirleyebiliyor. İran’daki örneğinde "zade shole dar chaman" ezgisi, Mollalar döneminden önce, halkın Şah’a karşı verdiği mücadele bir bayrak haline dönüşür. Mollalar gelince önce içeriğini değiştirmeye çalışmışlar. Kısmen başarmışlar da ama yaygın olanı eski haliyle daha çok kederlenmeye vesile oluyor şimdilerde. 

1905 yılında, Filistinli şair İbrahim Touqan tarafından yazılan bir şiir ise Ortadoğu’nun en çok bilinen ve söylenen marşlarından birinin doğuşuna vesile olur. İbrahim Touqan, Arap coğrafyasında mücadele veren birçok aydınla aynı kadere sahiptir. Osmanlı’ya ait bir toprak parçasında hayata gelen ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden belirlenen sınırların ve bayrakların içinde kendine bir yol çizen şair, İngiliz emperyalizminin Filistin’deki egemenliğine karşı mücadele verir. Şairin yazdığı şiirler Lübnan, Suriye ve Filistin’de yankı bulur ve pek çok Arap yurtseveri, Fransız ve İngiliz egemenliğine karşı bu şiirlerle kuşanır. 

İbrahim Touqan’ın 1936 yılında yazdığı "Mawtini" yani "Anavatanım" adlı şiir, kulaktan kulağa yayılır. Gazete ve dergilere basılan şiir elden ele, cepheden cepheye ulaşır. Farklı biçimlerde bestelenen şiir, Filistin kurutuluş mücadelesine verilen desteğin bir sonucu olarak Irak, Suriye, Libya ve Cezayir başta olmak üzere pek çok ülkede marş olarak söyleniyor ya da ülkenin resmi marşı haline geliyor, belli bir kesitinde. Hatta pek çok örnekte ud, kanun, keman gibi folklorik enstrümanlarla da icra edilmiş. En çok bilinen versiyonu Muhammed Fuliefil tarafından bestelenen hâli. 

Ancak marş zamanla etkisini kaybeder. Etkisini kaybettiği süreçle, Ortadoğu’da bağımsızlık ve aydınlanma mücadelesinin yerini İslami hareketlerin aldığı dönem eş zamanlıdır. Irak’ın işgali ise dönüm noktasıdır bunun.

ABD’nin işgaliyle Irak’ta Saddam’ın kanlı saltanatı sona erse de, yerini gül bahçeleri almadı. Amerika’nın 2003 yılındaki işgalinden sonra milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği, sömürünün ve talanın pervasızca büyüdüğü Irak’ta, ABD destekli kukla bir hükümetin ilk icraatlarından birisi, "Mawtini" marşını ulusal marş olarak kabul etmek oldu. Bu hamle tarihin tahribatına dair atılan ciddi adımlardan birisi oldu.

İbrahim Touqan tarafından yazılan Muhammed Fuliefil tarafından bestelenen marş, 2004 yılından sonra Irak resmi marşı olarak kabul edildi ve marşın tarihinde ilk kez işbirlikçi bir hükümet tarafından marşa sahip çıkıldı. 

Irak’ın Amerika tarafından işgali, Ortadoğu’ya dair akıllarda kabaca iki cephe yaratmıştı. Cephenin yarısı bu işgalin Ortadoğu’yu özgürleştireceğine ve ilerici adımların atılacağını düşünüp savunurken, diğer yarısı bunun işgal, sömürü ve zulümden başka bir şey getirmeyeceğini söylüyordu.

Bu ayrımın haklı olarak kötümser tarafındaydık. Gelinen yolun sonu bizlere, Ortadoğu’da emekçilerin kaderlerini eline almaktan başka bir kurtuluşun mümkün olmadığını göstermiştir. Bugün daha çok Suriye’de karşımıza çıkan örgütlü gericiliğin ve bunun yansıması olan pek çok sorunun fitili, ABD’nin Irak’ı işgaliyle ateşlenmişti.

Bugün ise diyardan diyara göç etmek zorunda kalan Suriyeli ve Iraklı mültecilerin İstanbul’da, adını Arapça'dan alan "bağımsızlık" yani İstiklâl caddesinde söyledikleri, çoğunun da göz yaşlarını saklayamadığı bir ağıta dönüşmüş durumda "Mawtini". 

Marş ağıta dönüştükçe de, İslamcılar sahip çıkar olmuş "Mawtini"ye bugünlerde.

Ancak karanlığın rüyası tez biter, aydınlanmanın ürünü, aydınlanmaya kalacaktır.

"Mawtini", gelecekte hakkını vereceğimiz örneklerden biri olarak duruyor karşımızda.