Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Abluka günlükleri 182 | 2 Eylül 2026 Çarşamba

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 03.09.2026 , 12:39 "0 dakikalık okuma süresi"
Kübalı şarkıcı ve söz yazarı Silvio Rodríguez Katalonya merkezli gazeteye verdiği röportajda Devrim'in başından beri kendisini savunmak zorunda kaldığını belirterek "Bu kadar uzun süre kuşatılmış bir ülkenin hâlâ ayakta olması nasıl açıklanabilir? Küba'nın var olması neredeyse bir mucize” dedi. Küba'nın Washington'daki en üst düzey diplomatik temsilcisi Lianys Torres Rivera ise Bloomberg'e yaptığı açıklamada, Küba ile ABD arasında şu anda herhangi bir müzakerenin yürütülmediğini söyledi, Washington'ın uyguladığı politikayı “bombasız bir savaş” ve “toplu cezalandırma” olarak nitelendirdi.

Silvio Rodríguez: Küba'nın var olması neredeyse bir mucize

Kübalı şarkıcı ve söz yazarı Silvio Rodríguez, ABD ablukasının ağırlaştırdığı koşullarda Küba'nın gündelik yaşamını, kültür alanındaki tahribatı ve Devrim'in geleceğine ilişkin düşüncelerini Katalonya merkezli ARA gazetesine verdiği röportajda anlattı. Rodríguez, ablukanın yalnızca ekonomik yaşamı değil, kültürden eğitime ve sağlığa kadar toplumun bütün alanlarını etkilediğine dikkat çekerken, buna rağmen Küba'da kültürel yaşamın ve toplumsal dayanışmanın sürdüğünü vurguladı.

Rodríguez, Havana'da yaşanan enerji ve yakıt sıkıntısının gündelik yaşamı nasıl etkilediğini anlatırken, kendi çalışmalarının da bu koşullardan bağımsız olmadığını belirtti. Ojalá Vakfı'nın çalışmalarını sürdürebilmek için yakıt bulmaya çalıştıklarını, hastalar için ilaç temin etmeye uğraştıklarını ve en çok ihtiyaç duyanlara yardım etmeye çalıştıklarını söyledi.

Sağlık alanındaki tabloya da dikkat çeken Rodríguez, doktorların ameliyatları telefon ışıkları altında tamamlamak zorunda kaldığını, aralarında binlerce çocuğun da bulunduğu on binlerce hastanın ameliyat beklediğini aktardı.

Kültür alanında da ablukanın sonuçları doğrudan hissediliyor. Petrol tedarikindeki kısıtlamalar nedeniyle yaşanan elektrik kesintilerinin müzik okullarını bu yıl eğitimlerini normalden önce sonlandırmaya zorladığını belirten Rodríguez, Havana Sanat Üniversitesi'nin burslu öğrencilerini kendi eyaletlerine göndermek zorunda kaldığını söyledi.

Yakıt yokluğu nedeniyle toplu taşımanın da büyük ölçüde aksadığını belirten sanatçı, buna karşı halkın kendi girişimleriyle üç tekerlekli araçları kullanmaya başladığını anlattı. Bazı orkestraların ise ağır fedakârlıklarla çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Rodríguez'in röportajındaki en dikkat çekici noktalardan biri, bütün bu zorluklara rağmen Küba'daki kültürel yaşamın sürdürülmesini yalnızca bir sanat faaliyeti olarak değil, toplumun ayakta kalma biçimlerinden biri olarak değerlendirmesi.

Havana Katedrali'ndeki senfonik bir konserden üniversitenin merdivenlerinde düzenlenen bir şarkı dinletisine, Casa Vitier-García Marrúz'daki küçük bir çocuk korosunun gösterisine kadar farklı kültürel etkinliklerin insanlarda güçlü bir dayanışma ve birlik duygusu yarattığını belirten Rodríguez, sanatın ağır gündelik koşullar içinde insanlara eşlik ettiğini vurguladı.

Rodríguez, Küba'daki ekonomik dönüşüm ve hükümetin son dönemde aldığı önlemlere ilişkin görüşlerini de açıkça ortaya koydu. 

Sanatçının yaklaşımı yalnızca dış baskıya karşı savunma çizgisinde değil; Küba'nın kendi içindeki sorunlara ilişkin eleştiri ve özeleştiriyi de içeriyor. Rodríguez, bazı uygulamaların insanların hayatta kalabilmek için zaten kendiliğinden geliştirdiği yöntemler haline geldiğini ve bunların uzunca bir süredir beklenen değişiklikler olduğunu söyledi ve hâlâ bazı yasaların gözden geçirilmesi gerektiğini düşündüğü ekledi. Ancak Rodríguez'in önerdiği değişimin ölçüsü, Devrim'den vazgeçmek değil, onun temel anlamına yeniden dönmek. Sanatçı, Devrim'in “halkın, halk tarafından ve halk için” gerçekleştirdiği bir süreç olması gerektiğini belirterek, mekanik bir bürokrasiye dönüşmemesi gerektiğini ifade ediyor.

Devrim'in, tarihin en saldırgan ve acımasız emperyal güçlerinden birinin yanı başında ortaya çıktığını belirten Rodríguez, ABD'nin kendi çıkarları doğrultusunda dünya düzenini şekillendirdiğini ve buna karşı çıkanların iftiraya uğradığını, işgal edildiğini, öldürüldüğünü ve kaynaklarından mahrum bırakıldığını söylüyor. Bu koşullar altında Küba'nın varlığını sürdürmesini “neredeyse bir mucize” olarak nitelendiren Rodríguez, Devrim'in başından beri kendisini savunmak zorunda kaldığını belirtti ve saldırıların yalnızca ekonomik ve siyasi sonuçlar yaratmadığını, Devrim'in gelişimini de etkilediğini vurguladı.

Küba süreci, bu kadar kuşatılıp çarpıtılmasaydı çok farklı, yani çok daha iyi olabilirdi.”

“Fidel'in ve Che'nin kalbine inandım” sözünü on yıl önce söylediğini belirten sanatçı, Küba'nın egemenliğini savunma düşüncesinin ise kendisi açısından çok daha eskiye dayandığını ifade ediyor. Ülkesinin tarih boyunca özgürlüğü için mücadele etmek zorunda kaldığını söyleyen Rodríguez, yalnızca barış içinde çalışmak ve gelişmek isteyen bir halk olduklarını belirti.

Rodríguez'e göre aydınların görevi, kendi düşüncelerini ortaya koymak ve toplumsal yaşamın çelişkileri karşısında söz söylemek. Ona göre devrimci bir toplumda eleştiri, sessizlik değil katılımın bir biçimi.

Ve Rodríguez'ün sözleriyle, bütün bu koşulların ortasında asıl soru belki de şu: 

Bu kadar uzun süre kuşatılmış bir ülkenin hâlâ ayakta olması nasıl açıklanabilir?

Onun yanıtı kısa: 

Küba'nın var olması neredeyse bir mucize.”

Silvio Rodríguez bugün de üretmeye devam ediyor. İspanya turnesinin ilk konserinde, 50 yılı aşkın müzik kariyerinden eserleri seslendiren Rodríguez, konserde yeni çalışmalarına yer verdi. İspanya turnesinin ilk konseri önceki gün Barselona'da gerçekleşen Kübalı şarkıcı ve söz yazarı Silvio Rodríguez, Katalonya merkezli ARA gazetesine verdiği röportajda ABD'nin Küba'ya yönelik ablukasının kültür ve sanat alanını da doğrudan etkilediğini söyledi.

Enerji ve yakıt sıkıntılarının müzisyenlerin konserlere ulaşmasını ve kültürel faaliyetlerin sürdürülmesini zorlaştırdığını belirten Rodríguez, tüm bu koşullara rağmen Küba'nın kültürel yaşamının ayakta kalmaya devam ettiğini vurguladı.

Rodríguez'e göre sanat, yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda toplumsal direnişin ve dayanışmanın da önemli araçlarından biri. Kübalı sanatçıların yaşanan sorunları dile getirirken ülkenin geleceğine ilişkin eleştiri ve özeleştiriye de alan açması gerektiğini savundu.

Küba Devrimi'nin tarihsel sürecine ilişkin değerlendirmesinde ise dış baskının ülkenin gelişimini ciddi biçimde etkilediğine dikkat çeken Rodríguez, “Küba bu kadar taciz edilmeseydi ve çarpıtılmasaydı çok daha farklı ve daha iyi olabilirdi” dedi.

65 yılı aşkın süredir müzik yapan Rodríguez, bütün zorluklara rağmen üretmeye devam ettiğini ve yeni eserler üzerinde çalıştığını belirtti. Sanatın, Küba toplumunun hafızasını, dayanışma duygusunu ve geleceğe ilişkin umudunu canlı tutmada önemli bir rol oynadığını vurguladı.

Barcelona’da Gran Teatre del Liceu'da verdiği konser sırasında salondan “Yaşasın Fidel, yaşasın özgür Küba” sloganları yükselirken salonda Küba bayrakları ve Che Guevara portreleri de yer aldı.

ABD'nin politikası toplu cezalandırmaya dönüştü

Küba'nın Washington'daki en üst düzey diplomatik temsilcisi Lianys Torres Rivera, Bloomberg'e yaptığı açıklamada, Küba ile ABD arasında şu anda herhangi bir müzakerenin yürütülmediğini ve iki ülke arasındaki diplomatik diyalog kanalının tamamen tıkandığını söyledi.

Torres Rivera, görüşmelerin yeniden başlaması için temel oluşturabilecek bir gündem üzerinde dahi uzlaşma sağlanamadığını belirtirken, ABD'nin Küba'ya yönelik azami baskı politikasını ve özellikle yakıt tedarikine getirilen kısıtlamaları sert biçimde eleştirdi.

Kübalı diplomat, 200 gün içinde yalnızca bir yakıt sevkiyatı alabilen bir ülkenin normal biçimde işlemesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, Washington'ın uyguladığı politikayı “bombasız bir savaş” ve “toplu cezalandırma” olarak nitelendirdi.

Yakıt ve enerji krizinin Küba'daki günlük yaşamın yanı sıra sağlık hizmetlerini de ağır biçimde etkilediğini belirten Torres Rivera, 100 binden fazla kişinin ameliyat beklediğini, 34 bin kadının ultrason sırası beklediğini ve 3 binden fazla diyaliz hastasının elektrik kesintilerinden etkilendiğini aktardı.

Torres Rivera ayrıca, Küba'nın ABD için bir tehdit oluşturduğu yönündeki iddiaları reddederek, ülkesinin kendi siyasi sistemini belirleme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Buna rağmen Küba'nın ABD ile karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki kurmaya ve ortak çıkar alanlarında diyaloğa hazır olduğunu ifade etti.

Küba'ya gelen turist sayısında sert düşüş

ABD ablukasının turizmi hedef alması ile Küba'da turizm sektörü ağır bir gerilemeyle karşı karşıya. Ulusal İstatistik ve Bilgi Ofisi'nin (ONEI) verilerine göre Küba, 2026 yılının ilk yedi ayında 794 bin 492 turist ağırladı. Bu sayı, geçen yılın aynı dönemine göre turist sayısında 787 bin 773'lük düşüş anlamına gelirken, 2025'in aynı dönemindeki toplamın yalnızca yüzde 50,2'sine karşılık geldi.

Temmuz ayına kadar ülkeye gelen uluslararası ziyaretçi sayısı 419 bin 863 olarak kaydedildi. Bu rakam, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 37,2'lik bir düşüşe işaret ediyor.

En büyük gerileme Kanada'dan gelen ziyaretçi sayısında yaşanırken, Kanada'yı yurtdışında yaşayan Kübalılar ve ABD'den gelen ziyaretçiler izledi. Rusya, Meksika, Arjantin, İspanya, Çin, Kolombiya ve Fransa'dan gelen turist sayılarında da düşüş görüldü.

Turizmdeki bu gerileme, Küba'nın yaşadığı ekonomik sorunlardan bağımsız olarak değerlendirilmeli. ABD'nin ekonomik ablukası, Küba'nın Terörizmi Destekleyen Devletler listesine dahil edilmesi ve uygulanan yaptırımlar; ülkenin finansmana, yatırımlara ve uluslararası turizm ağlarına erişimini doğrudan sınırlandırıyor.

Küba otellerine ilişkin bilgilerin bazı uluslararası turizm dağıtım sistemlerinden çıkarılması ve Expedia, Booking.com ve Trivago gibi platformlara erişimde yaşanan kısıtlamalar da Küba turizmi üzerindeki baskıyı artırıyor.

Yakıt tedarikinde yaşanan güçlükler uluslararası uçuşları etkilerken, kruvaziyer turizminde de ciddi bir gerileme söz konusu. Bu koşullara karşı Küba Devleti, turizm sektöründeki iş modellerini çeşitlendirmeyi ve sektörün toparlanmasını sağlayacak yeni olanaklar geliştirmeyi hedefliyor.

Havana'nın su temini için yeni önlemler alınıyor

ABD ablukası ve 200 günü aşkın süredir devam eden petrol ablukasının ağırlaştırdığı enerji krizi nedeniyle Havana'da su sorunu devam ediyor. Şu ana kadar 29 su kaynağı ve pompanın çalışmasını desteklemek üzere jeneratörler devreye sokulmasına rağmen, sorun henüz çözülebilmiş değil.

Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel Bermúdez ve Başbakan Yardımcısı Chapman Waugh, konuyla ilgili uzman ve yöneticilerle birlikte yaklaşık 70 noktada yapılan incelemelerin sonuçlarını değerlendirdi. Başkentin su sorununun çözümüne yönelik olarak önümüzdeki dönemde önemli su kaynaklarında güneş enerjisi santralleri kurulması ve pompa istasyonlarında enerji depolama sistemlerinin kullanılması planlanıyor.

Ayrıca, su temini açısından stratejik öneme sahip Paso Seco tesisinde kapsamlı bakım ve restorasyon çalışmaları sürdürülüyor. Yetkililer, enerji tedarikinin güvence altına alınmasının yanı sıra su kayıplarının önlenmesi, vanaların ve ekipmanların bakımı ile personelin eğitiminin de öncelikli olduğunu vurguladı.

Küba ekranında kadınların değişen hikâyesi

Küba televizyonunda kadınların giderek daha merkezi bir konum kazanması, ülkedeki güçlü dizi geleneğinden ziyade, Devrim sonrasında kadınların toplumsal yaşamda elde ettiği kazanımların kültürel alana yansımasına dayanıyor.

Devrimle birlikte kadınların eğitim, çalışma yaşamı, sağlık, kültür ve toplumsal yaşama katılımının genişlemesi, televizyon yapımlarındaki kadın karakterlerin de değişmesini beraberinde getirdi. Kadınlar zaman içinde yalnızca aile ve aşk ilişkileri üzerinden tanımlanan karakterler olmaktan çıkarak üretimin, toplumsal mücadelenin ve kendi yaşamlarına ilişkin kararların aktif özneleri olarak ekrana taşındı.

Pasión y prejuicio (Tutku ve Önyargı), Sol de Batey (Batey'nin Güneşi) ve Rosas a Crédito (Krediyle Güller) gibi yapımlar farklı dönemlerin toplumsal ve sınıfsal çatışmalarını kadın karakterler üzerinden işlerken, Entrega (Teslimiyet) ve El rostro de los días (Günlerin Yüzü) toplumsal cinsiyete dayalı şiddet gibi sorunları gündeme taşıdı. Son dönem yapımlarında ise kadınların kendi yaşamları üzerindeki söz ve karar hakkı daha belirgin biçimde öne çıkıyor. Ojo de Agua (Su Gözü) ve halen yayınlanan Entre aguas (Sular Arasında) kadın karakterlerin mücadele eden, karar alan ve kendi yaşamlarını kuran özneler olarak temsil edildiği yapımlar arasında yer alıyor.

Bu dönüşümde, Küba Kadın Federasyonu'nun (FMC) kadınların eğitim, istihdam, toplumsal katılım ve haklar alanındaki mücadelesini örgütleyen tarihsel rolü de önemli bir yer tutuyor. Devrim sonrasında toplumsal yaşamda güçlenen kadınların kültürel alandaki görünürlüğünü ekrana yansırken kadınlar artık kendi kararları, mücadeleleri ve toplumsal sorumlulukları olan aktif özneler olarak TV’de yer alıyor.

Küba'da elektrik üretiminde son durum

Küba'da elektrik sistemi dün de üretim kapasitesindeki açık nedeniyle gün boyunca aksadı. 

Üretim kapasitesi açığının en yüksek etkisi saat 21.20'de 2292 MW olarak kaydedilirken güneş enerjisi parkları gün boyunca toplam 3919 MWh elektrik üretti ve maksimum üretim gücü 609 MW'a ulaştı.


 

Son Küba Gerçeği