Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mikro kredi ile makro yoksulluk

Kadınlara yönelik mikro kredi uygulamaları eşitsizliklerin ve yoksulluğun yenilmesinin yollarından biri olarak gösteriliyor. Sosyolog Zeynep Beşpınar Karaoğlu, bu yaklaşıma itiraz ediyor. Karaoğlu'na göre bu tür uygulamalar yoksulları yoksulluktan kurtarmıyor.

Yayın Tarihi: 15.02.2011 , 10:41 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Son dönemlerde medyada da çokça yer alan kadınlara yönelik mikro kredi uygulamaları konusunda Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Zeynep Beşpınar Karaoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Karaoğlu, Mimar Sinan Üniversitesi'nde kadınlara dönük projelerin eleştirel bir değerlendirmesine odaklanan ve projeciliği yurttaşlık haklarının dönüşümü açısından irdeleyen bir doktora çalışması yürütüyor.

Sizce mikro kredi uygulamalarını, kredilerin kadınlara sağlanıyor oluşunu da göz önüne alarak, yoksullukla mücadele açısından nasıl değerlendirebiliriz?

Mikro-kredi uygulamalarının, gelir dağılımı eşitsizliklerinin keskinleşmesi ve yoksulluğun derinleşmesiyle birlikte daha fazla ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Örneğin, 2005 yılının BM tarafından “mikro-finans yılı” olarak ilan edilmesi ve dünya çapında faaliyet gösteren bir mikro-finans kurumu olan Grameen Bank’ın kurucusu Bangladeşli Prof. Muhammed Yunus’a 2006 yılında Nobel Barış Ödülü verilmesi dikkate değer. Bu gelişmeler bize, mikro-kredinin, özellikle neo-liberalizmin yıkıcı etkilerine karşı bir çare gibi öne çıkarılan bir model olduğunu gösteriyor.
Ancak, mikro-kredinin yoksullukla mücadelede gerçekten etkin bir model olduğuna karar vermeden önce, bu konuda yapılmış araştırmalara ve eleştirilere göz atmak önemli bence.

Araştırmalar, modelin çoğu durumda, yoksulları yoksulluktan kurtarmadığını ortaya koyuyor. Zaten, dünyadaki uygulamalar, mutlak yoksulları hedeflemekte. Bu arada mutlak yoksul, “yaşamını sürdüremeyecek kadar yoksul” bireyleri ifade etmek için kullanılan bir terim. Şu halde, programlar, “yoksulun yoksulu” kesimi “hayatta tutma” vaadi taşıyor.

Peki, bu nasıl olacak? En yoksul kesim genellikle finans sistemlerinin ilgi alanına girmez tahmin edeceğiniz gibi. Çünkü bu kesim, bankadan aldığı borcu ödeyememe riski taşır. Haciz edecek malı da bulunmadığından böyle kişilere kredi sağlamak, parayı kaybetmek anlamına gelir. Kâr amaçlı hiçbir kurumun böyle bir kredi vermeyeceği düşünülebilir. Peki, nasıl oluyor da bu “en yoksullar” finans sisteminin ilgi alanına giriveriyor?

Uygulamalarda, çeşitli STK’lar aracılığı ile, birbirine kefil olacak yeterince kalabalık bir yoksul grubu oluşturulduğunu görüyoruz. Genellikle bu sayı 10 – 20 arasında değişiyor ve kadınların borçlarına erkeklerden daha sadık oldukları denene sınana anlaşılmış olduğundan, bu grupların kadınlardan oluşturulması eğilimi var. Yani, kadınlara kredi sağlamanın “kadını güçlendirmek” gibi bir doğrudan amacı olmadığını belirteyim burada. Amaç, parayı geri almayı garanti edebilmek.

Peki sistem nasıl işliyor?

Şöyle, bir grup kadın bir araya gelerek finans kurumundan aldıkları para için birbirlerine kefil oluyorlar. Ve aldıkları parayı faiziyle birlikte, geri ödemeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, birinin parasını ödeyememesi, diğerlerinin bu parayı ödemesi anlamına geliyor. Bu durum, kadınların kendilerini bir hayli baskı altında hissetmelerine hatta birbirlerine baskı uygulamalarına neden oluyor. Ancak, kurumun parasını alması garanti edilmiş oluyor.

Yani kadınlar faiz ödüyorlar öyle mi?

Evet, her durumda kadınlar oldukça düşük miktarlarda kredi alıyorlar, ancak faizi ile birlikte geri ödüyorlar. Türkiye için örnek vermek gerekirse, 500 TL. alabiliyor bir kadın mikro-kredi olarak. Yani asgari ücretten daha az bir para söz konusu kadının “iş yaşamına atılması” için. Mikro-kredinin oldukça sorunlu taraflarından biri bu. Yani sağlanan kredi çok sınırlı. Ve kadınların bu parayla, hem kendilerini geçindirecek, hem de aldıkları paranın faiziyle birlikte ödenmesini sağlayacak kadar para kazanmaları bekleniyor. Türkiye’deki uygulamalar üzerine yapılan araştırmalar çoğu durumda bunun gerçekleşmediğini ortaya koymakta.

Peki, bu kadınlar ne iş yapıyorlar? Bu konuda yönlendiriliyorlar mı ?

Hayır, yönlendirilmiyorlar. Kadınların çoğunun eğitimsiz olduğu ve daha önce herhangi bir iş deneyimlerinin bulunmadığı göz önüne alındığında, yapabilecekleri işlerin ne derece sınırlı olduğunu tahmin etmek güç değil. Hemen her zaman, sahip oldukları becerilerden yola çıkarak para kazanmayı deniyorlar nakış işlemek, dantel örmek, yufka açmak gibi. Ancak, düşünün ki aynı mahallede oturan ve mikro kredi alan 10 kadının 8’i dantel örüyor olsun. Birincisi bu kadınlar birbirinin rakibidir, piyasa kurallarına göre. Ayrıca, bu ürünlerin pazardaki diğer ürünlerle rekabet şansı da oldukça zayıftır. Somutlamak gerekirse, dantel ören bir kadının, hem komşu kadınlarla hem de dünyanın başka bir köşesinden oldukça düşük maliyetle getirilerek pazara sunulan benzer ürünlerle rekabet etmesi gerekir ki bu da neredeyse imkansızdır.

İşin acı yanı, kadınlar para kazanmayı başaramasalar, iflas etseler bile, borçları duruyor. Bu durumda ödemeleri diğer kadınların yapması gerekiyor ki böyle bir süreç, zincirleme iflasları beraberinde getirmeye gebe.

Aslında uygulamanın ilginç bir yönü, paranın kadınlara veriliyor olması. Kadınların çalışma yaşamına katılması açısından bunu nasıl değerlendirebiliriz?
Açıkçası, çoğu durumda kadınların mikro-kredi ile çeşitli gelir getirici faaliyetlerde bulunmayı denediklerini görüyoruz. Ama, “çalışma yaşamına katıldıklarını” söylememiz zor. Çünkü yaptıkları işler, kadınların çevresinin, ilişkiler ağının, ilişki biçimlerinin değişmesi, gelişmesi ve çeşitlenmesini beraberinde getirmeyebiliyor çoğu durumda.

Öte yandan, Türkiye gibi toplumsal cinsiyet rollerinin çok belirgin olduğu ve kadın erkek rollerinin birbirinden oldukça farklı olduğu bir toplumda, kadınların ellerine geçen paranın kocaları ya da ailelerindeki diğer erkekler tarafından kullanıldığı da araştırmalarda karşımıza çıkan bir gerçek.

Burada, “para kadınların elinde olsa neler yaparlar” diye düşünmek de zor. Para pek minik, gerçekçi olursak. Dolayısıyla kadınların, evin ani bir ihtiyacını karşılamak için mikro-kredi aldıklarını ve sonra eşlerinden aldıkları parayla krediyi kapamaya çalıştıklarını gösteren örnekler de az değil.

Ayrıca dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var. Sözünü ettiğimiz kadınlar, genellikle erkek egemen sistemin en çok örselediği, üzerinde büyük bir basınç hisseden ve kendine güveni azaltılmış bir kesim. Bu kadınlara, mikro-kredi adı altında umut veriliyor. “İsterlerse başarabilecekleri” öğütleniyor. Ve olanca acımasızlığıyla işleyen piyasa düzenine salıveriliyorlar. Başarısızlıkları, demin de saydığım nedenlerle bireysel değil. Ancak, onlar bunu değerlendiremeyeceklerdir. Bu süreç, kendilerine olan güvenlerinin iyice sarsılması, üzerlerindeki toplumsal baskının iyice yoğunlaşması anlamına gelecektir.

Peki, siz en başta, mikro-kredinin “en yoksulları hayatta tutma” iddiasından söz ettiniz. Bunu nasıl değerlendirebiliriz?

Bu önemli bir iddia. Çünkü insanları hayatta tutmak önemsiz görülemez. Ama bir iddiada bulunmak için belli bir niceliğe de ulaşmış olmak gerekir. Demek istediğim şu, dünyada mutlak yoksulluk içinde yaşayan kaç kişi var, ve tüm belirttiğim sakıncaları bir an görmezden gelsek bile- mikro-kredi bunların kaçına ulaşıyor. Önce bunu sorgulamalıyız.

BM verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 67’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bir milyardan fazla insan açlık sınırının altında yaşıyor.

Dünyada mikro-kredi uygulamasını en yaygın yürüten kurum olmakla övünen Grameen’in kendi sitesinde açıkladığı yararlanıcı rakamı 9 milyon civarında. Bunu aklımızda tutalım.

Ancak, daha da önemli bir diğer soru şudur, gerçekten de insanların yaşamları uzun vadede mikro kredi üzerinden kolaylaşıyor mu? Sorunları hafifliyor mu? “Hayatta kalıyorlar mı?” Hindistan üzerinden yapılan pek çok araştırma, mikro-kredi ile desteklenen çiftçilerin intihar oranlarına dikkat çekiyor. Krizlerle dalgalanan dünya ekonomisinde, en yoksulların ne derecede savunmasız olduğunu göz önüne alırsak, borcun faiziyle ödeneceğini de hatırlarsak, bu tabloyu anlamak kolaylaşır.

Sizin söylediklerinizden mikro kredinin yoksullukla mücadele yöntemi olarak görülemeyeceği anlaşılıyor. Oysa, son günlerde basında sıklıkla yer alan haberlerdeki övgü dozu hayli yüksek. Örneğin köşesinde konuya değinen Meral Tamer, oldukça umutlu bir resim çizmiş. Bunda kendisinin çeşitli mikro-kredi uygulamalarında danışmanlık yapıyor olmasının etkisi bulunduğu düşünülebilir elbette . Ancak yine de sizin aktardıklarınız, basına yansıyan haberlerle çelişmiyor mu?

Haklısınız çelişiyor. Basında İstanbul gibi bir kentte 500 TL. ile kadınların “girişimci” yapılacağı anlatıldı. Burada, “herhalde bu kentte yaşayan her insanın bu meblağ ile hangi iş koluna nasıl bir giriş yapılacağına dair fikri vardır” deyip geçmek istiyorum. Ancak, asıl üzerinde durmamız gereken soru bence, “mikro-kredi neden mucize gibi sunuluyor?” olmalı.

Demin de söylediğim gibi mikro kredi, neo liberalizmin ihtiyaçları ve amaçları ile uyumlu. Neo-liberal politikalara paralel olarak, 2000’li yılların başından bu yana yoksulluk hem nicelik hem de nitelik açısından vahim boyutlara ulaşıyor. Bu dünyada da Türkiye’de de böyle. Yoksullukla mücadele edecek bir politika, sadece insanların açlıktan ölmemelerine odaklanamaz. Yoksullukla mücadele için, insanların beslenme, barınma, eğitim, sağlık, istihdam, sosyal güvenlik gibi temel gereksinimlerinin güvence altına alındığı sosyal politikalar hayata geçirilmelidir. Uzun erimli politikalar ile yoksulluğun nedenleri başka bir deyişle kaynakları paylaşmadaki eşitsizlikler ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Bu söylediklerim için en azından devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine dair bir yaklaşımın benimsenmiş olması gerekir.

Oysa bu yaklaşım, neo-liberalizmin özüne aykırıdır. Neo-liberalizm, devletin yurttaş karşısındaki sorumluluklarından sıyrılmasını ve bu alanların piyasaya açılmasını getirir. Tam da bu nedenle yoksulluğu besler. Ancak, aynı zamanda yoksul kitleleri düzen ile ilişkilendirecek, onları umutlandıracak ve sisteme bağlayacak araçlara gereksinir, ki mikro-kredi bireysel başarı masallarını cazip kılabildiği ölçüde ve sürece bu işlevi yerine getirebilecek bir araç gibi görünüyor.

Teşekkürler.

(soL-Kadın)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.