Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Zor zamanlarda bilim

Kültür, bilgiye erişim ve yeni bilgi üretme kapasitesi (bilim), 200 yılı aşkın süredir Küba ulusunun kökeninde var oldu ve Félix Varela, José Martí ve Fidel Castro'nun düşüncelerinde sentezlendi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 29.03.2025 , 10:32 Güncelleme Tarihi: 29.03.2025 , 10:35

f

"Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler, artık soL'da paylaşılıyor.


Bu satırlar 2025 yılında, 15 Ocak Bilim Günü arifesinde yazılmıştır; yararlı olabilmesi ve mücadeleye katkı sağlayabilmesi için bahsi geçen konulara dair geliştirilen düşüncelerin dünyanın genelinin ve Küba’nın şu andaki güncel durumu göz önünde bulundurularak bir bağlama yerleştirilmesi gerekir. 

Dünya küçük bir grup “süper zengin” ulusun ve bunlar içerisindeki “süper zengin” oligarşinin, ahlaksız servetleri ve buna ek olarak siyasal gücü de elinde tuttuğu bir dönem yaşıyor. ABD’nin yeni yönetiminin Panama Kanalı’nın kontrolünü geri almaya, Grönland’ı ve Kanada’yı ele geçirmeye ve göçmen politikasını askerileştirmeye yönelik söylemlerini herkes dehşet içerisinde dinledi. Onlar, dışarıdan bakıldığında dünyanın kendi kontrollerinde görünmesini istiyorlar; içeriden bakıldığında ise zenginlerin daha az vergi ödemesini, servetleri üzerindeki (bugün ABD’de toplumun en zengin yüzde 1’inin serveti, piramidin tabanındaki yüzde 90’lık kesimin servetinden daha fazla) demokratik kontrolün azalmasını, sosyal güvenliği ve doğayı koruyan yasaların zayıflamasını istiyorlar.

Bu bağlamıyla değerlendirildiğinde Küba ulusu, ekonomik ablukanın da ötesinde, 1901 tarihli Platt Değişikliğinden kalan işgalci bir savaşla karşı karşıyadır ve bizler buna karşı savunma mücadelemizi en azından iki -çok önemli- cephede vermeliyiz: Bilim ve kültür. José Martí bu konuda şöyle der: “Bize karşı yürütülen en büyük savaş fikir savaşıdır. Biz bu savaşı fikirlerimizle kazanmalıyız.”

Biz kimiz? Küba ulusu ne bir etnik grup, ne bir din, ne bir dil topluluğu, ne de başkaları tarafından işgal edilmiş bir bölge. Biz bugüne tarihsel deterministik süreçler (yasalar) veya tarihsel koşullar sonucu gelmedik. Bizler 200 yılı aşkın süredir fedakarlıklar, kahramanlıklar ve fikirlerle inşa edilmiş, egemenlik ve sosyal adalet inancıyla bir araya gelmiş bir ulusuz. Kültür, bilgiye erişim ve yeni bilgi üretme kapasitesi (bilim), 200 yılı aşkın süredir Küba ulusunun kökeninde var oldu ve Félix Varela, José Martí ve Fidel Castro'nun düşüncelerinde sentezlendi.

İşte bu tarihsel inşa süreci, her zaman saldırılara ve zorluklara karşı durmak zorunda kalmıştır. Küba ulusunun vizyonu ve etik temelleri hâlâ aynı olsa da karşılaştığı tehditler ve imtihanlar her dönem değişmiştir. Bilim alanında çalışan bizlerin, bunu derinlemesine anlaması ve böylece günümüzde üzerimize düşen önemli görevler ile çabalarımızı etkili bir şekilde uyumlulaştırması gereklidir. Bu görevlerin bilim alanını aştığı doğrudur, ancak aynı zamanda bunların önemli bir kısmını bilim, teknoloji ve inovasyon oluşturmaktadır. Ve söz konusu alan yalnızca doğa bilimlerini değil, özellikle de sosyal bilimler alanını da kapsamaktadır. Kendimize ve zamanımıza dair böylesi bir bilinci inşa etmeye devam etmemiz gerekir.

Küba’da bugün beş büyük sorun ile karşı karşıyayız:

  • Ekonomi ve endüstri sorunu
  • Beslenme sorunu
  • Enerji sonu
  • Demografi ve sağlık sorunu
  • Kültür ve değerler sorunu

Bu kısa makalede bunları detaylı olarak tartışmaya olanak olmasa da, bu zorlukların en önemli özelliklerinden ve üzerimize düşen görevlerle bilim, teknoloji ve inovasyonun ilişkisini okuyucunun anlamasını sağlayacak noktalarından bahsedebiliriz.

Dünya ekonomisi son birkaç on yılda oldukça değişti; artık çok daha küresel (birbirine bağlı ekonomi) ve çok daha teknolojik (bilgi ekonomisi). Küba ekonomisinin büyümesi gerekiyor. Sadece tasarruf etmek, verimli olmak, üretimi iyi bir şekilde kontrol etmek ve dağıtmak yeterli değil; mal ve hizmet üretiminin de artması gerekiyor: Özellikle de ekonomik döngüsünü ihracat ile tamamlayabilen ve küresel değer zincirlerine dahil olabilen mal ve hizmetlerin. Bu aynı zamanda bilim, teknoloji ve inovasyon değeri yüksek mal ve hizmetler üretmek anlamına geliyor.

Ekonomik büyüme, yatırımlar ve iş gücüyle ortaya çıkan sermayenin teknolojik değişimi temsil eden bir faktörle çarpılmasıyla elde edilen bir fonksiyondur. Çok fazla yatırıma sahip değiliz ve bugün iş gücü kapasitemiz demografik sorunların baskısı altında. Yaptığımız işin teknolojik etkinliği, değerlendirebileceğimiz en iyi faktör. Bu yüzden bilim insanları, teknoloji uzmanları ve mucitlere büyük görevler düşüyor. Bu görev dördüncü endüstri devrimi teknolojilerini (Endüstri 4.0 ya da bazıları buna "derin teknolojiler" diyor) kullanarak sanayileşmeyi ve bilgi ile iletişimin yoğun kullanımını da içeriyor. Bahsettiğimiz yeni endüstrileşmenin başrollerinde yapay zeka, büyük veri (big data) yönetimi, sentetik biyoloji, robotik, nesnelerin interneti (IoT), yeni materyaller, nanoteknoloji, enerjinin üretilmesi ve depolanmasının yeni yöntemleri ile diğer yeni sanayi işletmeleri yer alıyor.

Gıda üretimi, gelişmeye ihtiyacımız olan alanlardan yalnızca en önemlisi değil, aynı zamanda en acili. Ayrıca ulusal egemenliğin önemli bir unsuru. Kısıtlı tarımsal işgücü, verimsiz topraklar ve iklim değişikliğinin baskısı altında olmamıza rağmen gıda üretiminde bir artış sağlamak zorundayız. Bunun için bir kez daha elimizdeki en ulaşılabilir olanak teknolojidir. Ancak teknolojiyi elbette tek başına doğa bilimleri ile değil, aynı zamanda gıda üretim ve dağıtım sistemlerinin sosyal bileşenleriyle de ilişkilendirmeliyiz. Elbette irade olmadan kazanamayız, ancak tek başına irade yetmez: Yeni bir bilince de ihtiyacımız var.

Dünyada endüstri ve ticarete yön veren şey enerji. Buna karşın yalnızca Küba’nın değil bütün güney ülkelerinin en büyük krizlerinden biri enerji yoksulluğu. Dünya nüfusunun yüzde 80’inin yaşadığı “üçüncü dünya” ülkeleri, toplam enerjinin yalnızca yüzde 25’ini tüketiyor. Bunu zaten biliyorduk, ancak dahası da var. 20. yüzyıl boyunca ekonomik gelişim fosil yakıtların tüketimindeki artış ile ilişkiliydi. Bugün dünyada tüketilen birincil enerjinin yüzde 86’sının kaynağını fosil yakıtlar oluşturuyor. Sanayileşmesi gecikmiş olan Küresel Güney’in yeniden bu rotayı izlemesi söz konusu değil. Ancak bildiğimiz üzere bugün yenilenebilir enerjiler, Güney’in ekonomik gelişme talebini karşılayabilecek kapasiteye de sahip değil. Bu sorun sadece teknoloji transferini değil, aynı zamanda enerji üretiminde ve depolanmasında ancak bilimsel araştırmalarla ortaya çıkabilecek “yıkıcı” inovasyonu da gerektiriyor. İşte, bilim insanları ve teknoloji uzmanlarının üzerine düşen bir başka görev daha…

Demografi ve sağlık sorunlarını çözmek için de yeni fikir ve inovasyonlara ihtiyacımız var. İlk olarak bu sorunların altında yatan nedenleri, sosyal bilimlerin ve özellikle sağlık bilimlerinin rolünün belirleyici olduğu 21. yüzyıl Kübası'nın özel koşullarını gözeterek ortaya çıkarmamız gerekiyor. Küba’nın “tersine piramit”e (yaşlı nüfusun genç nüfustan fazla olması) doğru dönüşmekte olan demografisi, beraberinde çeşitli sonuçları da olan oldukça önemli yere doğru bizi götürüyor. Bu sonuçlardan biri, daha karmaşık ve uzun süreli tedaviler gerektiren “bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar”ın (kanser, kardiyovasküler ve nörolojik hastalıklar, diyabet vb.) baskın hale gelmesi ile birlikte toplumun hastalık ve ölüm (morbidite ve mortalite) yapısında ortaya çıkan değişim. Üstelik bu değişim, tam da piyasa mekanizmalarının etkisiyle dünya genelinde ilaç ve tıbbi bakım maliyetlerinin fırladığı bir dönemde gerçekleşmekte. Böylesi bir değişim, -en azından bu boyutta- yeni bir durumdur. Bulaşıcı hastalıklar ve çocuk ölümleri gibi sorunların üstesinden başarıyla geldik, ancak yaşlanan bir nüfusta kronik hastalıkların artışına yanıt verebilmek için halk sağlığında yeni bilimsel fikirlere ve sağlıkla ilişkili endüstrilerde yeni stratejilere ihtiyacımız var. Yaşam tarzının da çok önemli bir rol oynadığı bu hastalıklar yalnızca doğa bilimlerinin indirgemeci bakış açısıyla ele alınamazlar. Aksine, sosyal bilimlerin daha fazla katkısının alınması gerekir. Burada da bilim, teknoloji ve inovasyon gerektiren özgün yollar inşa edilmelidir.

Kültür ve değerler üzerindeki tehdit ise yukarıda bahsedilen bütün sorunları kapsamakta ve onları daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu tehditler, ne -Che’nin dediği gibi- “kapitalizmin körelmiş silahlarıyla”, ne de dezenformasyon endüstrileri ve sözde sosyal ağların (anti-sosyal demek daha doğru olur) karşısında pasif bir naiflik ile göğüslenebilir. Bize servis edilen bayağılık, yalan haber, tarihsel çarpıtmalar seli ve bireyselcilik şölenine karşı bilinçli bir mücadele yürütmek gerekli. Dünyanın tüm çeşitliliğiyle büyüyen ekonomik, politik, medya ve kültürel bağlantıları göz önünde bulundurularak üstlenilmesi gereken bu görev zenginleştirici olduğu kadar zorlayıcı da olabilir ve Küba kültürünün zayıflamasına sebep olabilir. Tıpkı fosil yakıtlar ve sanayileşme konusunda olduğu gibi, 20. yüzyıl çözümleri artık 21. yüzyılın zorlukları karşısında yeterli olmuyor. Bu zorluklar o kadar hızlı bir şekilde artıyor ki artık çözüm için geçerli tarihsel referanslar bulmak mümkün değil (Avrupa’daki sosyalist blok da bu konuda bir çözüm bulamamıştı). Bunun için kendi sosyal bilimcilerimiz, eğitimcilerimiz ve iletişimcilerimiz öncülüğünde tarihsel köklerimizle bağlantı kurmamız ve çok daha fazla yaratıcı olmamız gerekiyor. Bilimin kendisi de buna bağlıdır: İnsanın bilişsel yetileri, ancak onları üreten, koruyan ve aktaran bir kültür içinde gelişebilir.

Bu beş soruna, hepsinin ortak noktası olan altıncı bir sorunu daha eklemeliyiz: Bilim, teknoloji ve inovasyonu yönetme sorunu.

Bugün daha fazla bilime ihtiyacımız var, hem de çok fazla. İşte bu sebeple “bilim tohumları ekmek” de yeterli değil. Somut problemlerin çözümü için bilimsel yaratıcılığa başvurmamız gerekiyor. Sonuca giden yol sadece akademik enstitüler ve üniversitelerden değil, aynı zamanda başta devlete ait olan işletmelerden de geçiyor.

Bilimi, teknolojiyi ve inovasyonu finanse etmek ve hem Küba hem de küresel iş dünyasıyla bunları entegre etmek için tüm yaratıcılığımızı kullanmalı; yüksek ve orta teknoloji ürünler ile hizmetlerin ihracatımızdaki payını artırmak için yeni yollar bulmalıyız. Bilim merkezlerimiz ve üniversitelerimiz üretken dönüşüm sürecine daha doğrudan katılmak zorunda. Bu görev hem yeni bileşenleri hem de yeni bağlamları içeriyor.

Sosyalizmin ekonomik temelinin ve nihayetinde toplumsal adaletin dayandığı sosyalist devlet işletmelerinin güçlendirilmesi hedefi, siyasal irade ve anlayışın yanı sıra bilimsel düşünce ve yenilikçiliği de gerektiriyor. Halka ait olan merkezi mülkiyetin devlet tarafından yönetilmesi ile ademi merkeziyetçi ve esnek bir idarenin etkin bir entegrasyonu, iktisat biliminin henüz kavramsal düzeyde bile çözemediği bir sorun. Ayrıca, bilim ve ekonomi arasında bir köprü kurması beklenen küçük ve orta ölçekli devlet işletmelerinin nasıl yönetileceğini bulmak da ayrı bir zorluk olacak. Yeni ekonomik aktörler ortaya çıkacaktır; ancak bunun da ötesinde bu aktörler arasındaki bağlantıları güçlendiren mekanizmaların kurulması için yaratıcılığımızı kullanmamız gerekecektir. Bu süreç bir eklenti değil, bir entegrasyon sürecidir ve yeni bir kurumsal yapılanmanın yaratıcı bir şekilde inşası anlamına gelmektedir.

Benzer süreçleri farklı alanlarda yaşadık. Sağlık göstergelerinin iyileştirilmesi hedefi, 1960'lı yıllardan itibaren tıp bilimleri üniversiteleri, hastaneler, poliklinikler, sağlık enstitüleri, aile hekimliği programı, sağlık endüstrisi gibi bu amaca yönelik kurumların geliştirilmesini gerektirdi. Kitlesel ve nitelikli eğitimin sağlanması hedefi de benzer şekilde okullar, üniversiteler, pedagoji enstitüleri, sanat okulları gibi yeni kurumların yaygınlaştırılmasını. Fidel, onlarca yıl boyunca "bir sanatçının titizliğiyle" kendini bu kurumların yaratılmasına adadı.

Bilimi ekonomiyle buluşturma, bilgiye dayalı bir ekonomi inşa etme ve Küba ekonomisini küresel ekonomiye entegre etme hedefi giderek daha fazla sayıda yeni işletmenin kurulmasını gerektirecek. Ve bu işletmeler, günümüz teknolojileri gereksindiği gibi uluslararası bağlantılar kurarak ağlarını oluşturmalı.

Haziran 1892’de Küba Bağımsızlık Savaşı’na hazırlık yaparken José Martí, Key West’teki devrimci kulüplerin başkanlarına yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: “Bu görev bugünündür ve olağanüstü bir görevdir. Ve bugün olağanüstü bir çabayla gerçekleştirilmelidir.”

Gelin, 2025 Bilim Günü'nde biz de kendimize aynı şeyi söyleyelim.


Yazar: Agustín Lage Dávila
Yayınlandığı yer: Cubadebate
Yayın tarihi: 13 Ocak 2025
Çeviri: Irmak Kaleli 

DOSYA | Küba Gerçeği yazıları
kuba

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.