Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yönetilen belediye mi, yoksa şirket mi: ‘CHP İzmir’de AKP'den alışık olduğumuz yöntemi sergiliyor’

CHP'nin belediyeleri şirket gibi yönettiğini belirten TKP İzmir İl Başkanı Savaş Sarı, 'CHP İzmir’de AKP iktidarından alışık olduğumuz yöntemi sergiliyor’ dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 01.08.2023 , 18:11 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

İzmir bu haftaya yoğun bir emek gündemi ve toplu ulaşımda grevle başladı. İzmir Metro A.Ş. adına yetkilendirilen Sosyal Demokrat Kamu İşverenleri Sendikası ile Türkiye Demiryolu İşçileri Sendikası arasındaki 625 işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinden sonuç alınamadı. Metro ve Tramvay işçileri pazartesi sabahı itibariyle grev pankartını asarak grevi başlatmış oldu. 

Ardından gün içinde İzmir’de toplu ulaşıma ve minibüslere zam haberi geldi. CHP yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, Ulaşım Koordinasyon Merkezi'ne (UKOME) toplu ulaşım araçlarına yüzde 48 zam önerisi yapıldı. Onaylanan zam teklifine göre, 8,78 lira olan ilk biniş ücreti 13 liraya yükseldi. 3,5 lira olan ilk aktarma ücreti 6,5 lira, 2 lira olan ikinci aktarma ücreti ise 3,26 lira oldu. 

Aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı İzelman ve İz Enerji şirketlerinde çalışan işçileri de salı günü geriye dönük altı aylık haklarını alma talebi ile iş bıraktılar. İzmir’deki bu emek gündemlerine dair TKP İzmir İl Başkanı Savaş Sarı, soL’un sorularına yanıt verdi.

İzmir bu haftaya belediye iş kolunda grev ve eylemlerle başladı. İzmir’de neler oluyor?

İzmir Pazartesi güne metro ve tramvay çalışanlarının grevi ile uyanmıştı. Gün içerisinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından toplu ulaşım araçlarına yüzde 48 zam önerisi yapıldığı öğrenildi. Bu ulaşım zammının ne zamandan itibaren geçerli hale geleceği henüz belli değil. İz Enerji ve İzelman işçileri de geriye dönük haklarını hala alamamış oldukları için bir dizi eylem gerçekleştirmeye başladılar.

Elbette bu yaşananalar birden bire ortaya çıkmış olan gündemler değil. Metro ve Tramvay işçileri ile Büyükşehir Belediyesi arasında uzun bir süredir toplu sözleşme görüşmeleri devam ediyor. Belediye şirketlerinde çalışan işçilerin geriye dönük haklarının ödenmemesi de uzun süredir gündemde. Benzer bir durum devlette sağlık sektöründe çalışan sağlık emekçileri için de geçerli. Akaryakıta yapılan zamlar ve vergilerde gerçekleşen artışlar sonrası toplu ulaşıma da zam gelmesi bekleniyordu.

Aslında tüm bunlar bilinen ve beklenen gelişmelerdi ama bunların yaşanması kaçınılmaz mıydı? 

Elbette kaçınılmaz değildi. İzmir’de CHP’li bir belediye var ama temel yaklaşımı maalesef Türkiye genelinde yerel yönetimlerde hakim olan yaklaşımdan farklı değil. Bir yandan sosyal belediyecilikten söz edip uygulamada yasal zorunlulukları ve piyasacı işleyişin kurallarını bahane ederek yol almak. Bunun yürümeyeceği, yönetilemeyeceği açık. Şu an İzmir halkının ve belediye işçilerinin yaşadığı mağduriyet asıl olarak bu tuhaflıktan kaynaklanıyor.

'CHP İzmir’i bir şirket gibi yönetme gayreti içerisinde'

Bu söylediğinizi biraz açabilir misiniz? İzmir Büyükşehir Belediyesi veya CHP’li belediyelerin bu yaşananlardan sorumlu olduğunu mu kastediyorsunuz?

CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi AKP iktidarından çok alışık olduğumuz bir yöntemi gayet rahat ve zaten normali buymuş gibi sergiliyor. AKP’li Cumhurbaşkanı diyordu ya “biz ülkeyi bir şirketi yönetir gibi yöneteceğiz” diye CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da İzmir’i bir şirket gibi yönetme gayreti içerisinde. İşçilere dönün diğer işçilerin maaşına bakın, sizin gibi maaş alanı yok dersi verirken tam bir “iyi” patron gibi konuşuyor. Arada kendilerinin işçilere maaş teklifine dair bilgi verirken rakamları işine gelecek şekilde yukarı çekerek ifade etme hokkabazlıkları gösteriyor. O kadar ayıp kadı kızında da olur diye düşünmemiz isteniyor herhalde, neyse... Toplu ulaşıma zam gündeme gelince de akaryakıt zamları ÖTV’ler, KDV’ler hepsi masaya boca edilip bunca enflasyon varken az bile zam yapıyoruz demeye getiriliyor. İşçilerin geriye dönük hakları gündeme geldiğinde bütçe mi var, hem tüm devlet işçileri benzer bir durumda gibi mazeretler üretiliyor. Bu bir sürüklenme hali. CHP belediyeciliği, AKP’nin temsil ettiği piyasacı-özelleştirmeci belediyeciliğin peşi sıra sürükleniyor.

Hem halka hizmet, sosyal belediyecilik diyip hem de belediyeleri kârlı şirketler gibi yöneteceğiz yaklaşımı birlikte olmuyor. 

Peki bu bir çelişki mi yoksa samimiyetsizlik mi?

Ortada bir çelişki olduğu ve biraz önce de belirttiğim gibi CHP’nin bu çelişkiyi yönetmekte zorlandığı çok açık. Ama ortada halkı yanıltan bir tutum olduğu da ayan beyan.

Halk olarak anladık. Düzen siyasetçisi olunacaksa böyle olunuyor. Bir yandan halkın geçinemediği, hayat pahalılığının insanları ezdiğinden söz edecek, daha bir ay önce asgari ücret en az 15 bin lira olmalı diyecek, yoksulluk sınırı 30 bin lirayı aştı diye muhalefet edeceksin, sonra da enflasyon, belediye bütçesi sıkıntıda falan diyip işçinin maaşından kısacak, halkın ulaşım hakkını hiçe sayacaksın. CHP’li belediyeler karar vermeli bir şirket mi yönetiyorlar, halkın en temel ihtiyacı olan belediyecilik hizmetlerinden yararlanma hakkını mı karşılamaya çalışıyorlar. İkisi birden olmuyor. 

Şunu diyenler de var, yerel yönetimlere dair bu yasal düzenlemeler varken ve AKP iktidarı devam ederken elimiz kolumuz bağlı. Tamam da bunlar mücadelenin konusu değil mi? Halkçı bir yerel yönetim, emekçilerin hakkını alması, AKP’nin temsil ettiği piyasacı yağma düzeninin geriletilmesi. Bunlar için bütünlüklü bir mücadele kurgusu ile hareket etmeden, yerel yönetim deneyimlerini bu mücadelede önemli mevziler haline getirmeden nasıl olacak?

'Doğru olan belediye işçilerinin geçinebilecekleri bir maaşları olmasını savunmak'

CHP İzmir İl başkanı Aslanoğlu da metro ve tramvay işçilerine bir çağrı yaptı. Çağrısında “Emekçiler olarak sizler mağdur olmayın elbette. Konuşulur orta bir yol bulunur ama İzmir halkını da mağdur etmeyelim. İşçilerimizin başlattığı grev üzerinden, AKP iktidarının da grevi siyasi malzeme olarak kullanmasına, emekle, emekçiyle, sendikalarla ve İzmir ile hesap görmeye, her fırsatta emeği sömürmeye ve İzmir üzerinden algı yaratmaya çalışan siyaset bezirganlarına izin vermeyin. Gelin işinizin başına dönün ve görüşmeleri İzmir halkı mağdur olmadan sürdürün.” demiş oldu. Bu çağrı ve yaklaşıma dair ne söyleyeceksiniz?

Aslında çağrının içinde yapılması gereken belli. CHP Büyükşehir Belediye yönetimi halkına ve işçilere karşı sorumlu davranmalıdır. Herhangi bir işte çalışan işçilerin maaşlarını halka tartıştırmak ne acı bir yöntem. Durum açık değil mi, metro ve tramvay işletmelerinde çalışan işçiler istedikleri rakamı alsa da geçinemeyecekler. Ama sen tutup bunu 7.500 lira emekli maaşı alan emeklinin karşısına koyarsan bu bir tepkinin konusu haline geliyor. CHP ne yapar bilmem. Ama doğru olan belediye işçilerinin geçinebilecekleri bir maaşları olmasını savunmak, bu ülkede emeklisi, çalışanı ile tüm emekçilerin insanca yaşayabilecekleri koşullar için mücadele etmektir. 

TKP olarak çağrımızdır, İzmir Büyükşehir Belediyesi gelsin yanlışından dönsün işçilerin hakkını versin, halkın daha fazla mağdur olmasına izin vermesin.  

Tüm bu yaşananalara dair sendikalara ve hatta işçilere dönük de kimi eleştiriler yapılıyor. Son olarak sendikaların yaklaşımlarına dair ne diyeceksiniz?

Türkiye’de en büyük sorunlardan birisi örgütlü bir işçi sınıfının hayatın içinde ve siyaset alanında kendisini gösterememesi. Sendikalar var olan hal ve yaklaşımları ile işçi sınıfının örgütlülüğünü kuvvetlendiriyorlar mı? Sanırım böyle değil. Sendikalar birçok örnekte artık sadece ücret sendikacılığı yapıyor. Birçok örnekte bunu bile zor yapar hale gelmiş durumdalar. Bugün Türkiye’de işçilerin insanca koşullarda çalışma ve yaşama sorunu sadece tek tek iş yerlerindeki ücret artış taleplerine sıkıştırılınca da işçilerin en haklı talep ve beklentileri toplumda da kendi aralarında da karşılık bulamıyor. Hatta bu tür gündemlerde olduğu gibi düzen siyaseti emekçileri karşı karşıya getiriyor. Bu umut değil umutsuzluk yaratıyor. Zaten meselenin işçiler açısından dönüp dolaşıp sadece elime ne geçecek hesabına dönmesi de bu zayıflığın bir sonucu. Bu işçileri birleştirmiyor, güçlü kılmıyor, aksine birbirlerinden, aslında ortak olan çıkarlarından onları koparıp birbirlerinin karşısına koyuyor. Emekçilerin belli temel hakları var. Bu hakların yeniden kazanılması doğrultusunda bir araya gelmeleri, örgütlenmeleri, hareket etmeleri... Bunu sağlamamız gerekiyor. Bu büyük bir haklılık ve güç kaynağı oluşturur işçi sınıfı için. Şu anda var olan sendikaların büyük bir çoğunluğu ve Türkiye’deki hakim sendikacılık anlayışı açısından diyebilirim ki onlar bunu yapamaz. Zaten o yüzden de işçiler açısından bile sendika çoğunlukla eleştiri ve güvensizliklerinin konusu oluyor. Bu duruma da ücret sendikacılığına sıkışmış sendikal statükoya da müdahale etmeliyiz. İşçilerle dayanışma görevi kadar önemli bir görev bu da bizim için.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.