Sayfa yolu
İzmir'deki grev sonrası açığa çıkanlar: Belediyeler nereye kaynak aktarıyor?
Ozan Yılmaz
Yayın Tarihi: 01.08.2023 , 14:09 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İzmir Metro A.Ş. ile yetkili sendika arasında gerçekleşen toplu sözleşme görüşmelerinin sonuçsuz kalmasıyla birlikte işçiler greve çıktı. Belediye başkanı Tunç Soyer ve belediye yönetimi hakkını arayan işçilerin meşru taleplerini görmezden gelerek işçileri kamuoyu önünde mahkum etmeye çalışırken, buna bir de grev kırıcılık eklendi. Belediyeye bağlı ESHOT üzerinden ek otobüs seferleri konularak grev kırılmaya çalışılıyor.
Bilindiği üzere AKP iktidarı boyunca birçok grev çeşitli gerekçeler öne sürülerek yasaklandı. AKP’nin yasakladığı grevlere göstermelik de olsa tepki gösteren CHP, sıra kendi belediyelerine gelince, yaşam koşulları her geçen gün zorlaşan işçileri kamuoyu önünde baskılayarak, işçilerle halkı karşı karşıya getirerek kendi "çözümünü" sağlamaya çalışıyor. Konu işçi hakları olunca CHP'li belediye başkanlarının zihniyeti kısa sürede açığa çıkıyor.
Peki bu kadar tartışılan belediye işçilerinin çalışma koşulları nasıl?
Belediye başkanlarının kamuoyunu yanıltması nedeniyle belediye işçilerinin "normalin" üzerinde bir ücret aldığına dair yanlış bir kanaat oluşmuş durumda. Belediye işçileri ne iş güvenliğine, ne de asgari ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire sahipler.
Düşük ücretler, keyfi işten çıkarmalar...
Özelleştirmeler süresince kamu işletmelerine özel sektör tarafından el konuldu, kamu hizmetleri ise şirketlerin kâr kapısı haline geldi. Belediye hizmetleri de özelleştirmelerle birlikte piyasalaştı, işçiler taşeron çalışmayla birlikte düşük ücretlere mahkûm oldu.
Belediye işçileri tarafından gerçekleştirilen tüm hizmetler, temizlik, çöp toplama, asfalt dökümü, park yapımı ve temizliği, bitkisel üretim başta olmak üzere hizmet alım ihaleleri marifetiyle taşeronlaştırıldı. Belediyelerin iş kapasitesi her geçen gün düşürüldü, 25 yıl boyunca içi boşaltılarak özel sektörün arpalığı haline getirildi.
Çivi bile çakamayacak hale getirilen belediyeler, müttehitlerin kısa yoldan zengin olmak için birbiriyle yarıştığı yerler haline geldi.
500 bine yakın belediye işçisi hizmet alım ihaleleri kapsamında şirketlere bağlı çalışarak belediye hizmetlerini gerçekleştirdi. Asgari ücretin biraz üzerinde ücretlere mahkum edildi, her ihale dönemiyle birlikte işinden olma korkusu yaşadı, her yıl çalıştığı şirket değişti, keyfi bir şekilde işten çıkarıldı, belediye hizmetlerini gerçekleştirmelerine rağmen belediye çalışanı olarak görülmedi, sosyal haklardan mahrum bırakıldılar.
Bu çalışma düzeninin sürdürülemez hale gelmesiyle birlikte AKP, 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kadro düzenlemesi yaptığını duyurdu. Belediyeler, belediye şirketleri aracılığıyla doğrudan hizmet alımı yapabilecek ve tüm işçiler belediye şirketlerine geçirilecekti. Belediye işçileri kadro beklerken yeni sorunlarla baş başa kaldı.
Geçiş sürecinde işçiler tüm haklarından feragat etti, üç yıllık çerçeve protokol ile yıllık toplanmada yüzde 6'lık zam oranına mahkum oldu. Çerçeve protokolü bahane eden belediye yönetimleri işçilerin çalışma koşullarında herhangi bir iyileştirme yapmadı. Belediye şirketlerine geçişle birlikte ücretler asgari ücret seviyesine gerilemiş oldu.
Belediye işçilerinin ücretleri baskılanıyor
Bugün belediyelerin temel hizmetlerini yürüten işçilerin büyük çoğunluğu asgari ücrete mahkum. 2018 yılından bu yana sosyal hakları konusunda kat edilen yol ise işçilerin yaşam koşullarında anlamlı bir iyileştirme sağlamıyor.
Belediye yönetimleri işçilerin asgari ücret seviyesine inmiş ücretlerinde düzenleme yapmama konusunda ısrarcı. CHP'li belediyeler büyük sermaye kuruluşlarını aratmayan bir organizasyonla bunu gerçekleştiriyor. SODEMSEN (Sosyal Demokrat Kamu İşverenleri Sendikası) belediyeler adına toplu sözleşme görüşmelerini gerçekleştiriyor, ücretleri belirli bir seviyede tutuyor. CHP'li belediyelerde örgütlü olan DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası ise toplu sözleşme görüşmelerinde SODEMSEN'i aratmıyor. Belediye çalışanlarının ücretlerini baskılamak için çok sistematik bir çalışma yürütüyor CHP'li belediyeler.
Belediyeler hizmet üretmek yerine sermaye kuruluşlarına kaynak aktarıyor
Peki bu kadar katı bir ücret uygulanmasının nedeni nedir?
Tunç Soyer son açıklamasıyla bütçeyi işaret etti. "İzmirliler için daha fazla yatırım yapacaklarını" söyledi. Gerçekten işçi ücretleri "yatırımın" önünde engel mi?
Belediyelerin temel hizmetlerinin bütünü neredeyse belediye çalışanları üzerinden gerçekleştiriliyor. Çöp toplama, güvenlik, sokak-park temizliği, halk sağlığı, veteriner hizmetleri, büro hizmetleri, kültür sanat faaliyetleri, mimar mühendislik faaliyetleri…
Bütün bu hizmetler belediye işçileri tarafından gerçekleştiriliyorsa kastedilen yatırımlar neler? Bütçenin özel sektöre devredilecek kısmından bahsediyor Tunç Soyer. Belediyenin bütün yapım işleri, mal alım işleri, hizmet alımı üzerinden gerçekleşen ihaleler. Bu ihaleler üzerinden aktarılacak rakam ne kadar yüksekse belediye başkanları o kadar başarılıdır bu düzende. Belediyeler kamu hizmeti olan her bir başlıkta hizmet üretmek yerine sermaye kuruluşlarına kaynak aktarıyor. Yani kâr yoksa yatırım da yoktur Tunç Soyer'e göre.
İşçi ücretlerden yapılan her kısıntı bu kâr hesabının parçasıdır. İşçinin hakkı olanı araması aynı zamanda birilerinin kasasını doldurmasına karşı verilmiş mücadelededir aynı zamanda.
Çözüm: Devletleştirme
Peki belediyelerde devletleştirme talebinin karşılığı var mı?
Evet var. Kamu kaynaklarının özel sektöre aktarılmasını engellemenin tek koşulu devletleştirmedir. Belediye hizmetlerinde piyasalaşmayla birlikte bu mekanizma güçlenmiştir. Yapılması gereken basittir. Tüm belediye hizmetleri merkezi bir planlama ile eşgüdümlü olarak düşünülmeli ve öncelikle belediyelerin iş kapasitesi geliştirilmeli. Bugün gerçekleşen tüm belediye hizmetleri belediye tarafından kolaylıkla yapılabilir. Belediye verimli hale getirilir, işçilerin çalışma koşulları iyileştirilir, belediye bütçesinden hiçbir sermaye kuruluşu kasasını doldurmaz.
Tunç Soyer bunları bilmiyor mu? Biliyor bilmesine fakat patronların dünyasında belediyecilik bu kadar oluyor.
Bugün tüm CHP'li belediyeler taban ücretleri asgari ücret seviyesinde tutarak işçileri mesaiye zorlamaktadır. Daha fazla çalışarak işçiler gelirlerini yükseltmeye çalışıyor. Birçok işçi uzun çalışma saatleri nedeniyle insani ihtiyaçlarını gideremiyor. Gece çalışma, uzun süreli çalışma işçiler arasında yaygınlaşmış, birçok işçi sağlık ve sosyal yaşamı açısından sorunlar yaşamakta.
Belediye işçileri borçlu, geçinemiyor, yalnızlaşıyor, ayrıştırılıyor; geleceğe dair büyük bir umutsuzluk yaygınlaşıyor. Ağır çalışma koşulları ile birlikte hakkını aramaya kalkıştığında kamuoyu baskısı ile karşılaşıyor. Kamuda en düşük ücretin 22 bin TL olduğu bugünlerde belediye işçileri açlık sınırının altında yaşıyor. Gelirini arttırabilmek için fazla mesai ile çalışma süresini uzatıyor ya da ek iş yapıyor.
Bu tabloda belediye yönetimleri "yatırım" yapıyoruz diyerek patronlara para aktarıyor.
İzmir Metro A.Ş. grevi önemlidir. Hakkını arayamayan bir toplum AKP karanlığından kurtulamaz. AKP'nin perçinlediği bu karanlıktan kurtulmanın yolu ise hakkını arayan işçinin her direnişine cesaret vermekten geçmektedir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
