Sayfa yolu
Yıldızlara uzanan hayaller
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
NAZIM EMRE YÜCETEPE
Yayın Tarihi: 12.04.2023 , 10:59 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
12 Nisan 1961 günü Sovyetler Birliği’nin uzayın zaptını gerçekleştirdiği gündü. Sovyetler Birliği uzaya ilk insanı gönderen devlet olarak küresel ölçekte sosyalizmin başarabilecekleri adına büyük mevzi kazanmıştı. Bu saygınlık belki bugün hala aynı seviyede değil fakat sosyalizmin neler başarabileceğinden bir şey götürmemekle birlikte son otuz yıllık neoliberalizm hakimiyetinden sonra insanlar yüzlerini bu tarihsel saygınlığa dönmeye başladılar.
Tarihteki ilk ve en büyük sosyalizm deneyiminin belki de en büyük başarılarından birinden bahsediyoruz. Bu başarı üzerinden pek çok noktada sosyalizmin kapitalizme üstün yanlarını yakalamak, sosyalizmin gelişkinliğini, işleyişinin hayran bırakacak taraflarını göstermek pekâlâ mümkün. Bu sayılanlar üzerinden uzaya çıkan ilk insanın komünist olmasına dair pek çok övgü de sıralayabiliriz. Fakat bu övgü ve başarıların yanına tarihin bugüne ulaşan köprüsünü eklemek gerekiyor, o olmaksızın övgülerin günümüze kavuşan anlamını yakalamak da bir yandan hayli zor.
Peki hangi pencere bizi bu övgülerin günümüze ulaşan köprüsüne taşırdı?
Ben bu pencereye hayal kurmanın ve umudun birleştiği yer derdim. Bu ikisi olmadan insan kalabilmek, en azından ruh hali sağlıklı bir insan olarak kalabilmek oldukça zor. Günlük hayatımızda, uzun vadeli planlarımızda, iki üç yılık planlarımızda, kısaca geleceğimizi anlatan her yerde hayal kurmaktan ve umut etmekten söz ederiz. Bu bizi hayata bağlayan birçok düğümden biri hatta en önemli düğümlerden biri.
Peki bu düzende nelerden umut ediyoruz, nelerin hayallerini kuruyoruz?
Pek çoğumuz emeğiyle geçinen işçiler olarak basit, insan olan herkesin zaten hakkı olması gereken ve sahip olması gereken şeylerin hayalleriyle yaşıyor, büyüyor ve ölüyor. Bir ev, bir araç, rahat bir yaşam, eğitim ve sağlık gibi gerektiğinde kolayca ulaşabileceğimiz haklar. Fakat maalesef bunlar yine pek çoğumuz için birer hayalin ötesine geçemiyor, yaşadığımız düzende gerçekle bir ilişiği olmayan ve asla olamayacak olan hayaller olarak kalmaya mahkumlar.
O zaman neden debelenip duruyoruz?
Çünkü insanız doğal olarak umut ediyoruz, bir gün bunlara sahip olabilmenin hayali ile umut ediyoruz. Fakat hayallerimiz sadece bunlarla sınırlı değil. Bir de kendimizin dışında bize satılan, yedirilen hayallerimiz var. Kariyerimizde çok ilerlersek bu hayattan kurtulacağımız anlatılıyor mesela, çok çalışır ve zorlamaya devam edersek bir gün daha fazla çalışmamıza gerek olmayacağı, ya da yatırım yapmamız gerektiği bu hayattan bir kaçış olmadığı ve o kaçış tünelini sadece bizim tek başımıza yaratabileceğimiz masalları...
Bütün bu saydıklarımız bu düzenin içindeki emekçi var oluşumuz gereği ulaşması neredeyse imkânsız hayaller fakat bir de masumane hayaller var. Aynı yukarıdakiler gibi düzenin bize izin vermeyeceği fakat masumluğuyla kabullenip geçtiğimiz hayaller. Çocuklara ‘büyüdüğünde ne olmak istiyorsun’ dendiğinde, büyük bir çoğunlukla ‘Astronot olmak istiyorum.’ cevabının alınması gibi mesela. Bu cevaba karşı imkansızlığını bildiğimizden dolayı hüzünlü fakat ‘hayalleri’ yıkmamak adına biraz sahte bir inançla karşılık veririz. Çünkü karşımızdaki fark etmese dahi biliriz düzende durduğumuz yer gereği imkansızdır bunlar.
Ya Yuri Gagarin’i uzaya çıkan ilk insan yapan Sovyetler Birliği’nde, sosyalizmde?
Gagarin’in bir sözüyle karşılık verelim bu soruya kısaca.
‘Uzayın zaptı 12 Nisan 1961’de, insanın uzayı gördüğü gün başlamadı. Dünya’dan ilk uydunun fırlatıldığı 4 Ekim 1957 günü de başlamadı. Her şey ‘Aurora’nın atışıyla ve Kışlık sarayın alınmasıyla başladı’
Gagarin çok açık ve net bir şekilde cevaplıyor sorumuzu. Kim olduğuna bakmaksızın onu uzaya gönderebilen sosyalizmin kuruluşu ile başladı her şey. Kurulan hayallerin bileklerindeki zincirlerin sökülüp atılmasıyla, umudun özgürleştirilmesiyle başlatıldı.
Yaşadığımız düzen hayallerimize zincir vurmakla kalmıyor, bize sahte hayaller de satıyor dediğimiz gibi. Hayallerimizi yıkıyor, bizi öldürüyor. Fakat biliyoruz ki hayallerin yıkıldığı yerde umut tükenmez, yer değiştirir. Hayallerimiz vardır, olacaktır ama umudumuz bizi boğan, enkaz altında ölüme terk eden ve yıkılmayı çağıran düzenden değil kurulmayı bekleyen sosyalizmden doğmalıdır. Bir işçi çocuğunun gözümüze bakıp ‘Büyüdüğümde kozmonot olmak istiyorum’ dediği ve bizim onu haklı bir gururla ciddiye alabildiğimiz bir dünyanın ihtimalinden filizlenmelidir ve filizlenecektir umudumuz.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.