Breadcrumb
Yılan hikayesi, yalan hikayesine döndü: Süleyman Şah ‘terörden kurtarıldı’ mı?
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 21.01.2026 , 12:50 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:18
HTŞ güçlerinin SDG’yi gerilettiği operasyon dünkü anlaşmayla şimdilik durdu. 20 Ocak akşamı saat 20:00 itibariyle ateşkes devreye girdi.
Saat 19:00 sularında HTŞ’ye bağlı güçler, Karakozak Köyü’ne ulaştı.
Bugün yandaş basın, “Süleyman Şah özgür!”, “Süleyman Şah terörden kurtarıldı” haberleri yaptı.
Oysa ne naaşlar orada ne de herhangi bir yerin “terörden kurtarıldığı” var.
Naaşlar zaten Karakozak’tan Eşme Köyü’ne YPG’nin işbirliğiyle taşınmıştı ve halen de Eşme Köyü’nde bulunuyor.
Bir diğer deyişle, Süleyman Şah Türbesi’ndeki naaşların kurtarılmasında da, yıllardır korunmasında da SDG pay sahibi.
Peki nasıl oluyor da bugünkü başlıklar atılıyor? Türbenin yılan hikayesine dönen öyküsünü baştan hatırlayalım.
Süleyman Şah kim, türbenin olayı ne?
Süleyman Şah, tartışmalı olmakla birlikte genel kabul gören anlatıya göre Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin dedesi. Kayı boyunun lideri. Rivayete göre bugünkü Suriye topraklarında Fırat Nehri’ni geçerken atıyla suya düşerek boğuldu ve iki muhafızıyla birlikte boğulduğu yerin yakınında bulunan Caber Kalesi’nin eteklerine gömüldü.
Suriye kurulduktan sonra yapılan anlaşmayla türbe, Türkiye toprağı sayıldı. On yıllarca Türk askeri türbede nöbet tuttu, tepesinde Türk bayrağı dalgalandı.
1968’de Fırat Nehri üzerinde Tabka Barajı’nın inşası başlayınca, türbenin de sular altında kalacağı anlaşıldı. Henüz Türkiye devleti, “Hasankeyf mi ne varmış, bırakın sular altında kalsın” politikasına geçmemişti. Bir de sonuçta, yurtdışında olması hasebiyle işin diplomatik yönü vardı. Suriye’yle anlaşıldı, türbe 1973’te, sınırdan 37 kilometre uzaklıktaki Karakozak Köyü’ne taşındı.
IŞİD istilası
2011’de Suriye’ye yönelik emperyalist tezgah yürürlüğe konulduğunda, Türkiye hevesle işe daldı. Davutoğlu hükümeti, sınırları İslamcı militanlara sonuna kadar açmış, dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan “dört kişi gönderir sekiz füze attırırız” gibi provokasyon planlarına dalmıştı.
Muhalefetin “Suriyeli devrimciler” olduğu yalanının sürekli tekrarlandığı günlerde sahadaki en güçlü unsur aslında El Kaide ve Müslüman Kardeşler’di. Türkiye ikincisini evladı gibi sahipleniyor, ilkine de olabildiğince alan açıyordu.
Sonra El Kaide’de bölünme yaşandı, örgütün bir kolu IŞİD oldu, “İslam Devleti” kurdu. Yayılmaya başladı.
Mart 2014’te Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu Karakozak Köyü’nü ele geçirdi. IŞİD’çiler “3 gün içinde bayrağı indirin ve türbeyi boşaltın, yoksa yerle bir ederiz” diye tehdit videosu yayınladı. İşin kötüsü, türbe ve naaşlar bir yana, bir de türbeyi koruyan, nöbetteki Türk askerleri vardı.
Sonra ne oldu? Pazarlık yapıldı. Hâlâ o pazarlığın içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Esas unsurun, IŞİD’çilerin Türkiye sınırından serbest geçişinin sürmesi ve IŞİD’in kontrolündeki petrol sahalarından çıkarılan petrol ticaretinin Türkiye üzerinden devam etmesi olduğu öne sürüldü.
Sonuçta 11 ay boyunca Türkiye, tehdit karşısında adım atmadı. Türbe durdu, nöbet sürdü, medyadaki sesler kesildi.
Şah Fırat Operasyonu
Türkiye, sınır komşusu haline geldiği IŞİD’le çatışmaktan kaçınıyordu. Çünkü o sırada IŞİD’in esas hedefi YPG’ydi. Cihatçılar Kobani’ye saldırıyor, YPG güçleri direniyor, AKP hükümeti avcunu ovuşturuyordu.
11 ay sonra ne değişti? Kobani düşmedi. IŞİD’in taarruzu püskürtüldü. IŞİD gerilemeye ve adım adım çekilmeye başladı. Türkiye, kaybedecek bir şeyi kalmayan örgütün, türbeyi muhafaza etmekten vazgeçip patlatmasından çekindi.
Böylece Şubat 2015’teki “Şah Fırat Operasyonu” geldi. 39 tank ve 57 zırhlı araçla TSK Suriye’ye girdi. Türbeye gitti, nöbet tutan 38 askerle birlikte Süleyman Şah ve iki muhafızının naaşlarını ve emanetlerini aldı, üs olarak kullanılmasın diye karakol binasını havaya uçurdu ve aldıklarını Türkiye sınırına 200 metre uzaklıktaki Suriye’nin Eşme Köyü’ne getirdi.
Fakat operasyonun esas önemi, ayrıntılarındaydı. TSK, bu operasyonu hem YPG hem de IŞİD’le koordine etmişti. Zaten naaşların getirildiği Eşme Köyü, YPG kontrolündeydi. Mürşitpınar Kapısı’ndan türbeye kadar olan güzergahın büyük kısmı da YPG kontrolündeydi. TSK kuvvetlerinin güvenli geçişine de, naaşların Eşme’de muhafaza edilmesine de YPG güçleri nezaret etmişti.
Türbe civarıysa hâlâ IŞİD’in elindeydi. Ama TSK güçleriyle IŞİD arasında da herhangi bir çatışma yaşanmadı. IŞİD, TSK’ya yol vermişti.
O dönem Genelkurmay Başkanlığı, bu detayların ortaya çıkmasının ardından yaptığı açıklamada yarım ağızla durumu kabul etti:
Konvoyun karakola gidişi ve dönüşü için ayrı güzergâhlar kullanılmıştır. İzlenen güzergâhlar, değişik grupların kontrolü altında bulunmaktadır.
soL Haber, görünenin arkasındaki gerçeklere odaklanıyor. soL'un bu haberlerine güç vermek ve desteklemek senin elinde. soL'a abone olup halk için haberciliğin büyümesine sen de destek verebilirsin.
9 yıldır naaşlar da türbe de SDG korumasında
SDG’nin Süleyman Şah’la ilişkisi, Şubat 2015’te bitmedi. IŞİD’in Karakozak köyünü terk ettiği Mart 2015’ten bu yana türbe de, naaşların olduğu Eşme Köyü de zaten SDG’nin kontrolünde.
Yani “emanet” 9 yıldır SDG himayesinde.
SDG, türbenin zarar görmemesi için etrafına mayın döşeyerek güvenlik önlemi aldığını duyurdu.
2024’te Esad’ın devrilmesiyle sonuçlanan çatışma günlerinde de Mazlum Abdi konuyu tekrar gündeme getirdi, her türlü yardıma hazır olduklarını söyledi:
2015 yılında IŞİD'in oluşturduğu tehdit sırasında, Süleyman Şah'ın naaşının Eşme görünümlerini kolaylaştırarak korunmasına katkıda bulunduk. Bugün, tarihin korunmasına olan bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz ve Süleyman Şah'ın naaşının orijinal türbe yerine geri dönüşünü sağlamak için ilgili tüm parçalarla koordineli olarak çalışmaya hazırız. Bu süreçte, uluslararası önceki anlaşmalara uygun şekilde ve kültürel mirasa tam saygıyı kapsamayı vurguluyoruz.
Kimden ‘özgürleşti’ şimdi türbe?
Peki bugün yapılan haberlere atılan “Süleyman Şah özgür” başlıkları ne anlama geliyor?
Bir defa, naaşlar hâlâ Eşme Köyü’nde ve dolayısıyla SDG korumasında. Dün ateşkesten bir saat önce girilen Karakozak Köyü’nde yalnızca içi boş türbe bulunuyor.
HTŞ’ye bağlı cihatçı grupların türbeye erişmesinin “terörden kurtarıldı” diye haberleştirilmesi, esas olarak AKP’nin Suriye’de aldığı pozisyonla ilgili.
El Kaide artığı ve ABD aparatı HTŞ, bugün “muteber Suriye devleti ve ordusu” olarak görülüyor.
İçi boş haberlerin asıl derdi bu.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.