Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Yıkılacaksa, insanların ölmesini beklemeden yıkılmalı'

Söğütlüçeşme’deki riskli proje için yürütmeyi durdurma kararının derhal çıkması ve buradaki inşaatın durdurulması, gerekirse yapılanların yıkılması istendi.

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 23.02.2023 , 16:17 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Söğütlüçeşme’de yapılan yeme-içme merkezinin inşasının hızla devam etmesi ve mahkemenin keşif kararını uygulamakta çok ağır ilerlemesi yakın zamana kadar “artık durdurmak zor, inşaat bitme aşamasına geldi” fikrini güçlendiriyordu. Ancak ülkemizde son yaşanan Kahramanmaraş depremlerinin ortaya çıkarttığı tablo artık bu şekilde kabullenişlerin bedelinin çok ağır olduğunu gösteriyor.

“Viyadük inşası ve çevre düzenlemesi” projesine açılmış olan davanın avukatı Eylül Evren, inşaat ne aşamada olursa olsun, yürütmeyi durdurma kararının çıkarılmasını ve ortaya çıkacak bilimsel ve adil sonuca göre yıkım kararının hayata geçirilmesini savunuyor. Kahramanmaraş depremi dersleri ışığında artık daha fazla riskli yapılaşmaya izin verilmemesi gerektiğini ve hukuki cephede de bunun sorumluluğunun hissedilmesi gerektiğini işaret eden Evren, “inşaat çok ilerledi, artık geri döndürülemez” yaklaşımıyla yürütmeyi durdurmada geç kalındığını kabul etmeyeceklerini belirtiyor.

Rant için ve riskli biçimlerde yapılan projelerin sonuçlarının net olarak ortaya çıktığı ve artık yurttaşların da bu konudaki hassasiyetinin arttığını hatırlatan Evren, “bu kadar açık bir yıkım tablosu varken, İstanbul depremi olduğunda nasıl bir risk ortaya çıkaracağı bilinmez olan bu projenin devam etmesini kabul etmek mümkün değil; derhal yürütmeyi durdurma kararı çıkmalı ve mevcut viyadük de güçlendirilmeli” diye konuştu.

Eylül Evren, keşfin hızla yapılmasını ve sonuca göre şimdiye dek yapılmış inşaatın yıkılmasını istediklerini özellikle vurguluyor, “Bize göre Kahramanmaraş depremleri bir şeylerin değişmesi gerektiğini gösterdi. Bu konudaki eski bilinenleri ve uygulamaları net olarak karşıya almalıyız ve sadece rant için ve insan hayatına kasteden tüm projeleri geri aldırmakta, yapıldıysa yıkmakta tereddüt edilmemesini sağlamalıyız” diyor.

6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrasında ülkemiz büyük bir felaketle yüzleşti. Bu felakette, kent suçu olarak adlandırdığımız imar uygulamalarındaki yanlışlık ve tercihlerin ağır bedelleriyle karşılaştık. Halkımız bu konunun, felaketin yarattığı boyutları nasıl kat kat arttırdığını acı biçimde idrak etti.
Söğütlüçeşme’de de yine bir kent suçu olarak gördüğünüz bir uygulama var ve siz buna dava açtınız. Anlaşıldığı kadarıyla yaşanan depremle birlikte bu konudaki hassasiyetin artması gerektiğini düşünüyorsunuz ve idare mahkemesinden de bunu bekliyorsunuz. Önce bize hukuki süreci özetler misin?

8 Ağustos 2022 tarihinde Kadıköy’de ikamet eden bir yurttaşımızın davacı olmasıyla Söğütlüçeşme'de yapılan inşaata ilişkin “ÇED gerekli değildir” kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemli dava açtık.

Normalde kamu sağlığı ve güvenliği açısından böyle büyük bir öneme sahip konuda yürütmenin durdurulması kararının hemen verilmesi gerekirken; İdare Mahkemesi aylar sonra, keşif kararının uygulanmasının ardından yürütmenin durdurulmasına ilişkin değerlendirme yapma kararı verdi. Üstelik keşif kararı harcı ve bilirkişi avans ücreti olarak da davacı olan yurttaşımızdan; adeta sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunmasının cezası olacak şekilde 20 bin lira istendi.

Yürütmeyi durdurma değil sanki rahatlatma

Geleceğine sahip çıkan Kadıköylüler bu miktarı bir hafta içerisinde dayanışmayla topladı. Ancak mahkeme hâlâ keşif için bir tarih veremiyor. Defalarca görüşmeye gittik mahkemeyle, uzmanlardan aldığımız raporları sunduk dosyaya, “inşaat devam ediyor neyi bekliyorsunuz” dedik. İdare Mahkemesi akıl almaz biçimde bizlere bilirkişi bulamadığını bahane ederken; çok acı bir ders niteliğindeki deprem felaketi başımıza geldi. Ama burada artık yeni bir durum var ve İdare Mahkemesi’nin bu tutumunun değişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Buradaki itirazlarınızın yoğunlaştığı ana başlıklar neler?

Söz konusu inşaatın bölgedeki ulaşımı, trafiği, depremi, gürültü kirliliğini, kentin dokusunu, yeşil alanı olumsuz biçimde çok derinden etkileyeceği üzerinde duruyoruz. Bu başlıkların ne kadar yakıcı olduğunu, eğer bu alanın betonlaşmasına, üstelik de ÇED incelemesi yapılmadan betonlaşmasına izin verirseniz bugün Kadıköy’de doğan çocuklara toprağı anlatmak için marketten aldığımız saksı toprağını göstermemiz gerekeceğini de ısrarla belirtiyoruz.

Ayrıca bu projenin yapıldığı durumda Kadıköy'de ulaşımın nasıl kangren hale geleceğini de bir heyet raporuyla mahkemeye sunduk.

Elbette tüm bu başlıkların başına yazdığımız deprem başlığı ise henüz inşaat devam ederken ülkemizin başka bir bölgesinde kendini gösterirken, göz göre göre yapılan hataların da faturası enkaz altında ölüme terk edilen yurttaşlarımıza kesilmiş durumda.

Deprem riskleri konusunda söylenecek söz kalmadı

Olası İstanbul depreminin burası için tasarlanan viyadük ve altındaki 100’den fazla dükkân düşünüldüğünde yarattığı risk konusunda ne diyorsunuz?

Bilindiği üzere daha önce aynı alanda iptal edilmiş bir proje var. Bu projenin allanıp pullanıp tekrar revize edildiğini defalarca söyledik. Bir önceki projeye ilişkin iptal kararı verilirken mevcut viyadüğün güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin bilirkişi raporları var dosyada.

Ancak güçlendirmenin yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz, buradaki zemin özellikleri bir dizi başlıkta risk barındırıyor, diyor uzmanlar. Üstelik yeni viyadüğün yapımı sırasında zeminin 35 metre derine kazılan temeller nedeniyle daha da riskli hale geldiğini ve hatta zaten güçlendirme ihtiyacı olan mevcut viyadükleri daha da tehlikeli hale getirmiş olabileceğini de söylüyorlar.

Kahramanmaraş’ta yaşanan depremler, uzmanları bile şaşkına çevirmişken ve Söğütlüçeşme zeminiyle ilgili belirsizliklere de dikkat çekilmişken bu riskli alana yapılacak her projenin sorgulanması gerekiyor. Ki zaten dediğimiz gibi daha önce sorgulanmış ve iptal edilmiş bir proje var ortada. Bu alana çok gerekli olması durumunda ve risk önlemleri alınarak proje yapılması gerekiyor. Viyadük için sıralanan gerekçelerin tartışıldığı bir ortamda, 108 dükkân hiç kabul edilebilir bir risk barındırmıyor.

Uzmanlar uyarıyor, illa deprem mi gerekiyor

Bir kez daha belirtmek istiyorum; bu konuda uzmanlarımız canını dişine takmış sesini duyurmak için uğraşırken ülkemizin on ilini kapsayan büyük bir felaket başımıza geldi.

Diğer yandan olası bir İstanbul depreminde bu bölgede ulaşımın kangren olmasının bölgedeki birçok yurttaşımızın can kaybına neden olacağını da altını çize çize söylüyoruz. Ancak sermaye düzenine teslim edilen kentlerimizde, deprem risklerini azaltmak için -üstelik bu konudaki mevzuat da bu doğrultudayken- yapılması gerekenlere odaklanmak yerine sermaye çevrelerinin rant hırsını öne almak hep öne geçiyor. Ama bu son felaketten sonra böyle olmaması gerekiyor.

İnşaat durdurulmalı ve yapılanlar yıkılmalı

Ne yapılabilir? İnşaat çok ilerledi ve yürütmeyi durdurma kararı bu saatten sonra ne anlam ifade edecek?

Bize kalırsa keşif kararı beklemeden yürütmenin durdurulması kararı ivedilikle verilmelidir. Ancak Mahkemenin hâlâ alandaki keşfi bekleme yönündeki kararı sabit olduğundan bu durumda keşif tarihinin hızlandırılması gerekiyor.

Ne aşamada olursa olsun inşaatın durdurulması kamu güvenliği ve sağlığı açısından hayatidir. Elbette bu vakte kadar oluşan zararın sorumlularının peşini bırakmayacağımızın sözünü vererek bunu söylüyoruz. Oraya sadece rantını gözeterek bu projeyi zorlayan sermaye çevrelerinin ettiği zararsa onların sorunu, yapmamalarını söyledik başından beri.

Yaygın kanının aksine, “inşaat çok ilerledi artık bir şey yapılamaz” diye düşünmüyoruz; hâlâ böyle düşünen varsa depremde insanları öldürerek yıkılacaktı, illa ölümler mi yaşanması gerekiyor diye sormak gerekiyor. Yıkım için depremi beklemeye gerek yok, dediğimizde artık bunun tartışılacak tarafı yok. Diğeri insan hayatını hiçe saymak anlamına geliyor. Yapılmış olan inşaatın yıkılması ve toprağın ortaya çıkarılması sadece kârdan gözü dönmüş birilerinin zararına olacak ve bunda da sorun görmüyoruz.

Bize göre Kahramanmaraş depremleri bir şeylerin değişmesi gerektiğini gösterdi. Bu konudaki eski bilinenleri ve uygulamaları net olarak karşıya almalıyız ve sadece rant için ve insan hayatına kasteden tüm projeleri geri aldırmakta, yapıldıysa yıkmakta tereddüt edilmemesini sağlamalıyız

Ülkemizde kent suçları söz konusu olduğunda, risk barındıran alanlarda yapılan projelere itiraz söz konusu olduğunda bir türlü işlemeyen hukuki süreçler; acı bir biçimde yaşanan deprem sonrasında sorumluların cezalandırılmaması bahsinde de kendini gösteriyor.
Bu haliyle yaşadığımız felaketin katlanmasında aslında hukuki cephede ağır sorumluluklar bulunuyor. Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de insan yaşamıyla ödenen bedeller ve en fazla bundan sonra çıkarılan derslerle devam etmekten kurtulmak için her alanda yapılacak çok şey var.

Adalet cephesinde yapılabilecekler için ne dersin?

Ne yazık ki, sermaye düzeninde adalet patronlardan yana işliyor. Söğütlüçeşme’deki inşaata ilişkin açtığımız davada da karşılaştığımız tüm bu hukuksuzluklar patronların cebine zarar gelmemesi amacını taşıyor. Piyasacı düzen patronların kârını, halkın sağlığının, kamunun düzeninin ve geçtiğimiz hafta yaşanan depremde görüldüğü yurttaşlarımızın hayatının önüne koyuyor.

Şayet hukuka ve kamu yararına uygun kentler yaratmak istiyorsak yalnızca yasaların uygulanmasının denetlenmesine odaklanmak yerine, hukukun kimden yana işlediğine odaklanmak gerektiğini düşünüyorum.

Adalet cephesini de kurtaracak olan aslen merkezi, planlı, kamucu, bilimden ve halktan yana bir düzeni inşa etmektir.

Elbette mevcut düzende de bu felaketten sorumlu olan herkesin cezalandırılması için mücadelemizin süreceğini de belirtmek istiyorum.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.