Sayfa yolu
Yerli ve milli nükleer denizaltı, hayal mi gerçek mi?
Yayın Tarihi: 26.07.2024 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Akkuyu'daki nükleer santralin gündeme gelmesiyle birlikte ülkemizde çok sık gündem olmayan nükleer enerjinin kullanımına dair haberler ve yorumlar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan birisi de bünyesinde nükleer reaktör barındıran (askerî tabirle nükleer tahrikli) denizaltılar. Çokça dile getirilmeyen bu konu, Deniz Kuvvetleri Dergisinin Ocak 2024 sayısındaki bir yazıyla ulusal basına biraz da çekinceyle düştü. Hatta haber yapan site derginin künyesinde bulunan "Dergideki makaleler, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının resmi görüşünü yansıtmaz, yazarlarının şahsi fikirlerini kapsar." ibaresine de vurgu yaparak bir bakımdan kendilerini de "sağlama aldı".
Yazının 'bahanesi' Fransız nükleer denizaltısı
Dergide yazan aktif bir subay, Deniz Yarbay Deniz Aytan. Fransa'nın yeni nesil Barracuda sınıfı nükleer tahrikli denizaltısını anlattığı uzunca ve teknik yazının sonunda bizim de önemsediğimiz şu "mesajı" veriyor:
Burada yazar Deniz Kuvvetlerinin nükleer denizaltı projesi olduğunu, halihazırda benzer bir projede önemli bir deneyim biriktiren Fransa ile işbirliğine girilerek teknolojik bilgi ve deneyimlerin edinilmesini salık veriyor.
Nükleer denizaltı nedir, nasıl çalışır?
Denizaltılar nükleer enerjinin gündeme gelmesinden önce kara araçlarında yaygın olarak kullanılan içten yanmalı motorlarla çalışmaktaydı. Günümüzde de nükleer olmayan denizaltılarda genellikle dizel motorlar kullanılmakta, pervaneler için ihtiyaç duyulan itme kuvveti ve denizaltının içindeki teknik aksam ile yaşam üniteleri için gerekli elektrik bu sayede üretilir. Dizel motorlar elektrik motorları ve elektrik bataryalarıyla eş güdümlü olarak çalışır. Yüzeydeyken dizel motorlar çalışırken, su altındayken elektrikli motorlar ve bataryalar devreye girer. Kimi durumlarda şnorkel verilen sistem sayesinde yüzeyden hava alınarak su altında da bulunulabilir. Dizel motor çalışmak için havaya ihtiyaç duyduğu için denizaltının su altında kalma süresi sınırlıdır, belirli bir sürenin ardından yüzeye çıkmak durumunda kalır.
Çok temel olarak kontrollü bir nükleer reaksiyon sonrasında kesintisiz bir elektrik üretim prensibine dayanan nükleer reaktörlerin denizaltının çok sınırlı iç hacmine uygun tasarlanmasıyla beraber nükleer tahrikli denizaltılar hayata geçmiştir. Nükleer reaksiyonun havaya ihtiyaç duymamasından dolayı denizaltının su yüzeyine az önceki örnekte anlatıldığı gibi sık şekilde çıkmasına gerek yoktur. Başlı başına bu durum nükleer denizaltılara diğer denizaltılara oranla büyük bir avantaj sağlar.
Nükleer denizaltı üreticileri kimlerdir?
Genel olarak bakıldığında nükleer denizaltı üreticileri gelişkin denizcilik ve nükleer enerji teknolojisine vakıf ülkelerin şirketleri tarafından üretilmekte olduğu görülür.. Bu kurumlar yasal olarak özel şirketler olsa da silah sanayisinin çok özel bir yerinde bulunmalarından ötürü ulusal hükümetlerle eşgüdüm halinde çalışmaktadır.
Türkiye denizaltı üretiminde ne durumda?
İsterseniz şimdi Türkiye’nin bu alanda ne durumda olduğuna bakalım. Türkiye en son TCG Anadolu örneğinde görüldüğü üzere gemi ve denizaltı üretiminde oldukça önemli bir eşiği geçmiş durumda. Bu tür deniz araçlarının genel olarak imalatı, yüksek teknoloji ürünleri ve tahrik üniteleri (motorlar) dışında büyük oranda yurtdışındaki ham maddelere bağlı olmakla beraber tamamen yapılabilmekte. Son dönemde aldığı uluslararası gemi ihaleleriyle öne çıkan Aziz Yıldırım’ın sahibi olduğu Dearsan, Tuzla’daki önemli tersanelerden Desan, Anadolu, Koç Holding’e bağlı RMK Marine, Antalya’da yerleşik Ares örneklerinde görüldüğü gibi pek çok irili ufaklı tersane gerekli altyapıya sahip. Bununla beraber özellikle STM şirketi denizaltı imalatında son dönemde Pakistan donanmasına ait denizaltıların tamir, bakım ve geliştirilmesi konusunda önemli deneyim biriktirmiş durumda. Fransız yapımı Agosta sınıfı denizaltıların bakımını tamamlayan ve MİLGEM milli gemi projesinde de yer alan firma, STM 500 adı verilen denizaltı projesini yürütmektedir. Bunun dışında Deniz Kuvvetleri envanterindeki denizaltılarda genel olarak Alman teknolojisi kullanılmakta. Reis sınıf denizaltılarda yapılan geliştirmelerde Aselsan, Roketsan, Aydın yazılım, Milsoft, Tübitak, STM, Havelsan ve Koç Sistem gibi firmalar aktif yer aldı.
Pekiyi olası denizaltımızın nükleer olması mümkün mü?
Burada önemli olan nokta Türkiye’deki silah sanayii firmalarının bu konuda neredeyse hiçbir deneyimi olmamasında. Nükleer enerjinin daha yeni yeni ve sadece teknik operasyon açısından gündemimize girmesinin dışında nükleer reaktör tasarımının çok özel bir kapalı hacim için tasarlanması sanıldığı kadar kolay değil. Nükleer reaktörlerin yapıları ve çalışma mantıkları gereği yüksek teknoloji ürünü komuta kontrol sistemleri, acil müdahale ve emniyet sistemlerinin denizaltıya entegre edilmesi bir deneyim meselesi. Örnek vermek gerekirse bugün denizaltıların ötesinde savaş gemileri ve uçak gemilerinde nükleer reaktör kullanan ABD Deniz Kuvvetleri, destroyerler, uçak gemileri, kruvazörler ve denizaltılar için Westinghouse, Bechtel, General Electric gibi dev şirketlerle aynı anda paralel şekilde çalışmaktadır. Muazzam bütçelerin ayrıldığı projelerde yeni prototipler denenmekte ve sistem sürekli olarak aktif çalışan sistemlerde denenerek geliştirilmektedir.
Bir bilinmez daha: Nükleer yakıt
Nükleer bir reaktörün çalışması için elbette nükleer reaktör yakıtına ve sistemin çalışması için diğer ham maddelere ihtiyaç elzemdir. Bu açıdan bakıldığında Akkuyu nükleer santral haberleriyle heyecanlanan bazı çevreler, sanki Türkiye’nin elinde nükleer yakıt olacakmış gibi düşünüp hayallere dalabilmektedir. Sistem çalışma prensibi gereği diğer bileşenlerin ötesinde zenginleştirilmiş Uranyum-235 (U235) izotopuna ihtiyaç duyar. Nükleer silah yapımında da kullanılan bu hammaddenin küresel olarak tedariki çok çeşitli kurallara ve anlaşmalara tâbidir. Doğada serbest olarak bulunmayan, çeşitli elementlerle birleşerek uranyum minerallerini oluşturan element dünyada başlıca Avustralya, Kazakistan, Kanada, Rusya, Güney Afrika, Çin, Brezilya ve Nijer tarafından çıkarılmaktadır. Uranyumun nükleer reaktör hammaddesi olarak kullanılabilmesi için de zenginleştirme adı verilen bir proses gereklidir. Çok karmaşık bir süreç olan zenginleştirme sürecinde uranyum, diğer minerallerden ayrılarak uranyum oksit haline getirilir (U3O8) sonrasında uranyum heksaflorid gazına (UF6) çevrilir. Gaz, mikroskopik delikleri bulunan engellerden geçirilerek veya merkezkaç kuvveti uygulanan sistemle U235 izotopu zengin içerik elde edilir. Elde edilen zengin bileşen uranyum dioksit (UO2) olarak katı hale getirilir ve basınç altında nükleer reaktör yakıt çubuğu formuna getirilir.
Akkuyu’nun konuyla ilgisi nedir?
Elektrik üretimi için faaliyet gösteren bir nükleer reaktörde hızlı nötronlar uranyum fisyon adı verilen tepkimede parçalayarak yüksek miktarda enerji ortaya çıkarır. Bu enerji ile sistemdeki su ısıtılarak buhar elde edilir ve yüksek basınçta türbin pervanelerini çevirmesi sağlanarak elektrik üretilir. Reaksiyonun yan ürünü olarak ortaya çıkan sezyum ve iyot izotopları radyoaktif olmakla beraber nükleer yakıt değildir. Dolayısıyla bir nükleer reaktörün Akkuyu’da faaliyette olması, Türkiye’nin nükleer bir reaktörü çalıştıracak nükleer yakıta erişebileceği anlamına gelmemektedir. Kaldı ki, yapılan anlaşmalar uyarınca Akkuyu tamamen Rus Rosatom firmasına aittir.
Sonuç yerine
Konunun özü itibariyle oldukça teknik bir yazıyı bu aşamaya kadar okuyan okur yerli ve milli nükleer denizaltının üretilmesinin ne kadar zorlu süreçler içerdiğini görmüş olmalıdır. Türkiye sermayesi, silah şirketleri ve AKP iktidarı eğer bu başlıkta da bir adım atacaksa TOGG başlığında ve ilk Türk astronot olarak lanse edilen Alper Gezeravcı örneğinde görüldüğü şekilde hareket etmesi beklenir. Dolayısıyla konunun ardındaki temel sorunlar, emperyalizme bağımlılık ilişkileri ve teknoloji üretim süreçlerindeki yanlışlıklar, eksiklikler görmezden gelinecek, emperyalist bir devletin işaret edeceği şirketle ülke çıkarları aleyhine bir takım ilişkilere girilerek pek muhtemel son teknoloji olmayan bir sistem entegre edilecek ve onların denetiminde sınırlı bir kullanıma sahip bir silah ortaya çıkabilecektir.
Burada elbette Türkiye sermayesinin böylesi bir projeye "milli çıkarlardan" çok kâr açısından bakacağını hatırlatmak lazım. Tersane örneklerinde adı geçen firmalar halihazırda oldukça iştah kabartıcı siparişler almaktadır. Bu anlamda iç pazarın dışında Balkanlar, Kuzey ve Sahraaltı Afrika, Ortadoğu, Latin Amerika, Güneydoğu Asya pazarlarında boy gösterilmektedir. Sermaye, denizaltı (nükleer veya dizel) pazarında küresel aktörlerle yarışacak bir atılıma henüz girmeyecekse de yine başta Türkiye donanmasına satış garantili şekilde ilk adımlar atılacak, etki edilmek istenen pazarlara giriş yapılabilecektir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

