Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yeniden vaktidir: 'Gemileri Yakmak'

Yıllar sonra yeniden okuyucuyla buluşan Yusuf Ziya Bahadınlı’nın Gemileri Yakmak romanı, Antep’teki sınıf mücadelesini, Kürt Memo’nun devrimcileşme hikâyesini ve kurtuluş yıllarını anlatıyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 24.08.2025 , 11:19 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Geçtiğimiz mayıs ayında kaybettiğimiz Yusuf Ziya Bahadınlı’nın kıymetli eserlerinden biri olan Gemileri Yakmak romanı, bir kez daha Yazılama Yayınevi tarafından okurla buluştu.

Bahadınlı, düşünce tarihimizin önemli aydınlarından biriydi. Köy Enstitülerinden yetişen, sınıfının yanında yayıncılıkta da inat eden Yusuf Ziya Bahadınlı, 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin unutulmaz milletvekillerinden biri olarak Meclis kürsüsünden halkın sesi oldu.

Kendisi yalnızca bir yazar, öğretmen, yayıncı ya da eski milletvekili değildi. O, Aleviliği eşitlikçi bir toplumsal damar olarak kavrayan, bu anlayışı sosyalist düşünceyle harmanlayan kıymetli bir aydındı aynı zamanda. Hayatı boyunca boyun eğmeyen, sürgünlere, baskılara rağmen üretmekten vazgeçmeyen bir komünistti.

TKP üyesi olarak veda ettiği yaşamında, gerek duruşu gerek üretimleriyle emekçi halkın hem içinde hem de öncüsü olarak yol arkadaşı oldu.

Onun Gemileri Yakmak romanı ise hem edebi estetiği hem de tarihsel gerçeklikleri ele alış tarzıyla kıymetli eserleri arasında yer alıyor. Antep’te geçen roman, kurtuluş ve kuruluş yıllarından Antep’teki sınıf mücadeleleri üzerinden bir Türkiye aynası.

Kürt Memo’nun nasıl devrimcileştiğinin hikâyesi.

Bu hikâyeyi, soL Haber’de kitap söyleşilerinden tanıdığımız Yusuf Şaylan ile soL okurları için konuştuk.

Kitabı edinmek için: https://yazilama.com/kitap/gemileri-yakmak/

Kurtuluş savaşı ve Memed’in doğuşu

Roman Antep dolaylarında geçiyor. Nâzım’ın dizelerindeki hakikatle başlıyor:

Antepliler silahşör olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve Arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.”

İşte bu yiğit kişilerden bir garip kişidir Memed. Yazar Yusuf Ziya Bahadınlı’nın kendi hikâyesiyle Memed’in hikâyesi yer yer birbirine girer. Çünkü bu topraklarda alın teriyle geçinme derdi olan herkes biraz birbirine benzer.

“Kurtuluş savaşı yılları ve üzerine yazılan romanlar, akabinde ülkenin aldığı hal ve ahvali düşününce; bu aralar yeniden gündemde olan bir konuyu konuşuyoruz aslında. Okurlarımızın pek çoğu muhtemelen okudu, düşündü, tartıştı Ahmet Büke’nin Kırmızı Buğday romanı üzerine.

Bu kitabı okuyanların devamında Gemileri Yakmak romanını şiddetle tavsiye ediyorum. Zira bu roman, kuruluş, kurtuluş ve sonrasında memleketin para babalarına satılış hikâyesinde Demokrat Parti-CHP kavgalarının yanı sıra büyüyen sınıf mücadelesini de anlatıyor. Tamamlayan, destekleyen bir okuma olarak düşünebilirler” diye giriyor söze Yusuf Şaylan.

Gözlükleri gözünde, Yusuf Ziya için yazılmış yazıları, makaleleri ve kendi notlarını tarıyor anlatırken. Küçük kare kâğıtların üzerinde sayfa numaralarına bakıyor.

Ulusal kurtuluş mücadelesinin sınıfsal karakteri ve yapısına dair çok içerden anlatılar var romanda. Romandaki satırlar gerçek hayattan resimler taşıyor diyebilirim” diye ekliyor.

Bu detayı önemsiyorum. Gemileri Yakmak romanını ilk okuduğumda benim de hafızama işlenen kritik detaylardan biri buydu. Aklımda kalan şey hem hikayenin olay örgüsü hem de anlatımdaki sinematografik detaylar olmuştu. Keşke filmi de yapılabilse, diye düşünmeden edemiyor insan.

“Okuma mesaisi çok olmayan arkadaşlarımız olay-zaman örgüsü içinde biraz zorlanabilirler. Zorlamakta fayda var. Ama romanlarla haşır neşir olanlarımız ve henüz bu romanı okumamış olanlarımız, 1960’lı yıllarda yazılan bu romanın büyüsüne kapılacaklardır diye düşünüyorum. Belli açılardan çağını yakalamış, hatta ötesinde bir derinlik. Üstelik bu kitabın yazarı sadece edebi üretimleriyle değil, tarih araştırmaları ve siyasi üretimleriyle de bilinen biri. Yani tek mesaisi roman ya da edebiyat estetiği olmayan biri.”

Yusuf Şaylan bunları anlattıktan sonra gözlüklerini tekrar burnunun kemerine yaslıyor. Saçlarını geriye doğru atarken sayfaları karıştırmaya devam ediyor.

Yusuf Şaylan, Yusuf Ziya Bahadınlı'nın otobiyografik çalışmasını incelerken.

'Hem Kürt hem de Alevi'

Romanın ana karakteri Memo, Antep’in yoksul ailelerinden. Ama okuduğu okullarda ve mahallede kurduğu arkadaşlıklardan hep Antep’in zengin aileleriyle tanışmış, temaslar kurmuş.

Metinde kurtuluştan kuruluşa, Antep’in 1960’lı yıllarına kadar geçen süre zarfındaki sınıf farklılıklarına da odaklanılıyor. Kurtuluş savaşının zenginlerin savaşı olmadığı, ancak savaşın sonunda kurulan sofraya yalnızca zenginlerin oturduğu edebi bir dille aktarılıyor.

Yazar bu topraklara ayak basıyor. Anlattığı her şey de Marks’ın dediği gibi ‘bizim hikâyemiz’. Savaşta zenginler, barışta da yoksullar olmuyor genelde. Yusuf Ziya onu anlatıyor. ‘Vatan bizim ama mülk onların’ diyor mesela bir yerde. Bu detaylar bence önemli.”

Sonra polis kayıtlarında ve patronların hafızalarında Memed’in hem Kürt hem de Alevi olması…

Öyle ya, bir insan hem Kürt hem de Alevi ise ne işi var sınıf mücadelesinde, onun yeri patronların yanında önüne atılacak üç beş lokmayla hayatını sürdürmek olmalı. Hep böyle alışılmış ve Memed’den de bu beklenmiş.

Kitabın yaklaşık 20 yıl önceki baskısının Yusuz Ziya Bahadınlı tarafından imzalanmış örneği. Bu imzayı gösterirken gururla gülümsüyor Yusuf Şaylan "Herkese nasip olmaz tabi Yusuf Ağabeyden imzalı kitap" diyor.

Bataklıkta açan bir çiçek

Romanda Memed için yapılan benzetmelerden biri, onun bataklıkta açan bir çiçek olduğu. Bu ifade yer yer tekrar ediyor.

Şehre gelen sosyalist doktoru öldürmesi için tutulan bir tetikçinin, o doktor tarafından nasıl dönüştüğünün hikâyesi Gemileri Yakmak.

İşte o bataklıkta açan çiçek var ya Memo, işte Memo o bataklığı kurutmak için yola çıkıyor. Demokrat Parti’den bir arkadaşını görünce sokak ortasında, ‘Gel Memo, bizim partiye, ne işin var sosyalistlerle?’ dediklerinde, Memo ‘Ben gemileri yaktım’ diyor. Roman da adını buradan alıyor. Biz de o bataklığı kurutmak için yola çıkan bir kahramanın gözünden dinliyoruz her şeyi” diyor Yusuf Şaylan.

Ve ekliyor:

Romanda güzel detaylar var. Yeşil Ordu, Antep’te ilk eczaneyi açan komünist gibi tarihsel figürler de yer alıyor. Yani roman sadece edebi güzelliğiyle değil, aynı zamanda tarihsel bir belge sayılabilecek detaylarıyla da kendini hissettiriyor.”

Sonra söz dönüp dolaşıyor, bu perişan eden eşitsizliğe geliyor. Hani bir türkü vardır: “Şan olsun çetelere, vermediler Urfa’yı” diye. Evet, vaktiyle Fransız işgalindeki bu bölgelerdeki çete savaşlarındaki kahramanları, Antep'te, Maraş'ta, Urfa'daki yurtseverler, romanda sürekli yanı başımızda. Memed’in cesareti onlardan emanet. Yazar romanda ekliyor: “Kimdi o çeteler? İşçiydi, köylüydü.”

Yusuf Ziya Bahadınlı'nın eserlerinden bazıları

Uykuları kaçıran yazılar

Romanda Memed’in annesi, Gorki’nin Ana romanındaki karakteri hissettiriyor bazen. Memo devrimci olunca hayatı değişmiyor sadece bir yanda düzene giriyor.

Annesi, Memed’in gece ışığını sürekli açık görünce korkuyor tabii. Sormadan edemiyor.
Eskiden okuduğum şeyler uykumu getirirdi. Şimdi ise uykumu kaçırıyor” diyor Memed.

Anlıyor, kavrıyor ve tavır alıyor.

Memo bildiri dağıtıyor, ahaliyle konuşuyor. Bir insan şeref, haysiyet sahibi olur da nasıl yoksul emekçi halktan yana taraf olmaz diye uğraşıp didiniyor.

Polisler “Ulan Antepli’den komünist mi olur” diye kızıyor.

Söz buraya gelince Nâzım’ın dizeleri geliyor akla yine:

“Antepliler yiğit kişilerdir,
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar…”

Bu roman bir yandan da eğer doğru iletişim ve emek verilirse, her yaşta her bireyin dönüşeceğini gösteren bir belge benim gözümde. Yani insandan neden umut kesilmez, biraz da onu anlatıyor.

O yüzden kıymetli.

Azıcık edebiyatla, tarihle haşır neşir olanlar satır aralarında nice gizli hazineler de keşfedeceklerdir.

Kendisini tanıyan patronlar da var. ‘Gel, işin rahat olur’ diyorlar İbo’ya.
Ama Memed’in Demokrat Partili ağa çocuğuna cevabı net:
‘Ben yerimi biliyorum İbo.’ Bu söz ne kadar sade ve net” diye anlatıyor Şaylan

Evet, kitap kolay okunuyor ama çok emek isteyen bir roman. O yüzden okurlarımız bunu okurken ya da yeniden okurken muhtemelen bitmesini istemeyeceklerdir.

Yusuf Şaylan bunları anlatırken bazen hüzünleniyor bazen öfkeleniyor. Ermenilerin Antep’ten tehciri, patronların bundan sağladığı çıkar, romanda geçen Kürt Tepe Mahallesi’nin bugün değişen isimlerine söz gelince şöyle tamamlıyor:

Şimdi mahalleye eski adını verince her şey düzelecek sananlar, arada servet edinen patronlardan hesap sormamaya kılıf buluyor sanırım. Oysa Memed’in bıraktığı yerden büyür kavga. Herkes yerini bilecek.”

Yusuf Ziya Bahadınlı’nın Gemileri Yakmak romanı, sinematografik anlatımıyla okuru içine alıyor. Ve tüm bu öykünün bir ameliyat masasında geçiyor olması, anlatımdaki detayları daha güçlü kılıyor.

Memo’nun dediği gibi:

Sadece işçilik yaptığım için değil, yerimi bildiğim için.”

Belki de bu yüzden okumanın da işçisi olmak gerekiyor çoğu zaman.

Yusuf Ziya Bahadınlı yaşamını yitirdi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.