Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yeni rejimin amacı halkı yaşatmak değil ölürse gömmek: Afete değil ahirete hazırlar

Süleyman Soylu depremden 7 gün sonra çaresizliklerini ifade etmişti. Bu açıklamayı yaparken bölgeye koşan Diyanet’in toplam personel sayısı 130 bine ulaşmıştı.

Orhan Gökdemir

Yayın Tarihi: 20.02.2023 , 17:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi yerleşkesi içerisinde oluşturulan çadır kentte bir de “İrşat Çadırı” kuruldu. Bu 28 Şubat günlerinden aşina olduğumuz bir tür “ikna odası”ydı. Depremzedeler bu odalarda her şeyin Allah’tan geldiğine, devletin buna engel olamayacağına ikna edilecekti. İrşat, doğru yol, buydu. Çadırda Diyanet İşleri Başkanlığı gösterecekti ama çadır AFAD’tan gelmişti. Devasa bütçesi olan Diyanet’in irşat için oda yerine kullanılacak çadırı yoktu.

Bu “hepimiz din kardeşiyiz” kabilinden sahada ortaya çıkmış bir iş birliği değil. Diyanet ile AFAD arasında “irşat” odaklı sıkı bir iş birliği protokolü var. Protokol uyarınca afet hallerinde sahaya en önce din götürecekler. Bu afetzedeleri her şeyin bir “kader planı” uyarınca olduğuna ikna etmek üzere kurulu bir protokol. İsteyenler protokol metnine https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/Documents/Afad%20Protokol%C3%BC.pdf adresinden ulaşabilir. 

Diyanet İşleri Başkanlığı ile AFAD arasında yapılan “Afet ve Acil Durum Faaliyetleri ile İnsani Yardımlara İlişkin İş birliği Protokolü”nü Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ile AFAD Başkanı Dr. Mehmet Güllüoğlu imzaladı. İmza töreninde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Başkanlık olarak sadece din hizmetlerinde değil, afetlerle ilgili insanları bilgilendirme ve afet esnasında yürütülen faaliyetler içerisinde yer alarak insanların karşılaşmış olduğu problemlerin çözümüne katkı sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Başkan Erbaş, şöyle devam etti: “Afetleri engellemek mümkün değil, ancak tedbir almak ve afetle karşılaştıktan sonra insanların yanında olmak, acil kurtarma ekiplerinin içerisinde yer almak hepimizin vazifesidir. Dolayısıyla AFAD Başkanlığı ile yapacağımızın iş birliğinin hem Diyanet İşleri Başkanlığı hem AFAD açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu protokol, inşallah birlik ve beraberlik içerisinde milletimize her alanda destek ve yardımcı olmak noktasında faydaya vesile olur.”

AFAD Başkanı Dr. Mehmet Güllüoğlu ise “sivillerin” katkısına dikkat çekti. “Afetler sadece bir kurumun altından kalkabileceği konular değil, toplumdaki birçok kesimin, sivillerin, bireylerin, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının hatta özel sektörün afet yönetimine dahil olması gerekiyor” dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı toplumun içinde yaşlısından gencine, erkeğinden kadınına herkese dokunabiliyordu. Protokol de bu da göz önünde bulundurulmuştu. 

“Afete Hazır Türkiye Projesi” kapsamında verilecek eğitimler, usul ve esasları ile barınma merkezlerinde yürütülen din hizmeti faaliyetleri gibi konuların düzenlendiği protokolde ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı ve AFAD’ın görev alanına giren benzeri konulara dair yapılacak iş birliği ve koordinasyonun kapsamı belirlenmişti. İrşat Çadırı şimdilik bu iş birliğinin tek somut deliliydi.

AFAD ve İHH arasında iş birliği protokolü

AFAD’ın “irşat” odaklı tek protokolü Diyanet’le değil. AFAD, selefi-cihatçı İHH ile de bir iş birliği protokolü imzaladı. 2021 yılında imzalanan protokole göre AFAD, ihtiyaç duyduğu durumlarda İHH bünyesinde faaliyet gösteren akredite ekiplerle ortak çalışma konularında etkin iş birliği yapacaktı. AFAD Başkanlık binasında yapılan imza törenine AFAD Başkanı Yunus Sezer, AFAD Başkan Vekili Hamza Taşdelen, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, İHH Afet Yöneticisi Emre Yerli ve diğer kurum yetkilileri katıldı. İmzalanan protokole göre AFAD, ihtiyaç duyduğu durumlarda İHH’da faaliyet gösteren arama kurtarma ekipleri ile etkin bir çalışma gerçekleştirecekti. Yani İHH timleri bir anlamda AFAD ekibi olarak görünecekti.

Devletin protokolsüz protokol uyguladığı başta tarikat uzantısı kurumlar da var. Bunlara ilk kez devletin 2020 yılında düzenlediği “İdlib’e Yardım Kampanyası” vesilesiyle öğrenmişti. İçişleri Başkanı Süleyman Soylu “AFAD Başkanlığında” bölgede faaliyet gösteren bu devletlu kuruluşları şöyle sıralıyordu: Kızılay, Diyanet Vakfı, Beşir Derneği, Deniz Feneri Derneği, İHH, Hayrat Vakfı, Aziz Mehmet Hüdai Vakfı, Sadakataşı Derneği. Soylu, bu emirnamesi “Hesap numaraları ektedir” diye bitiriyordu. Tabii o tarihte kime ne kadar para aktarıldığını, bu paraların nerede harcandığını bilemiyoruz. 

Zaten 2018 yılında yapılan düzenleme ile bazı tarikatlar doğrudan devlet protokolüne dahil edilmişti. O düzenlemeyle vergi muafiyeti tanınan vakıfların başkan ve temsilcileri “Resmi Kutlamalar ve Bayram Törenleri Protokolüne” dahil olmuştu. Resmi protokol listesine 18'inci sıradan giren vakıflar içerisinde İsmailağa cemaatine ait İsmailağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı ile çocuk tecavüzleriyle tanınan Ensar Vakfı da vardı. Bu “protokol”ün her daim yürürlükte olduğu son depremin ardından bir kez daha ortaya çıktı. Devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı (AA) AKP’nin yedeğindeki bütün cihatçı, selefi, gerici kuruluşları depreme karşı mücadele eden "Sivil Toplum Kuruluşu" (STK) olarak sıraladı. “STK'ler depremzedelerin yaralarını sarmak için tek yürek oldu” başlığıyla verilen haberde, “Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerde görev yapan sivil toplum kuruluşları (STK), depremzedelerin yaralarını sarmak için canla başla çalışıyor” denildi.

Devlet protokolünün 18’nci sırası iş başında!

Haberde anılan bu kuruluşlar şöyleydi: İHH, AGD (Anadolu Gençlik Derneği), İDDEF, Deniz Feneri Derneği, IBAG, Diyanet Vakfı, Sadaka Taşı, Beşir, Hay-Der, TÜGVA, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Önder, Birlik Vakfı, İsmailağa Vakfı, Yedi Hilal, Hakyol… AA’nın STK diye andığı kuruluşların tamamı tarikatların uzantısı cihatçı-selefi organizasyonlardı. 

Bu haberin arkasında bir gerçek var; depremin ilk üç gününde ortalıkta görünmeyen devlet kuruluşları ağır aksak bölgeye gelmeye başlayınca, kameralı-tekbirli organizasyonlar da ortaya çıktı. Mekanizma şöyle işliyordu: enkazdan canlı çıkacağı belli olunca sivil kurtarma ekipleri enkazdan uzaklaştırılıyor, yandaş kanalın kamerası enkaza çağrılıyor, sonra bu gerici tekbir timleri gelip enkazdan canlı çıkarıyordu. AKP’nin deprem bölgesindeki işleyen tek organizasyonu STK görünümlü bu tarikatlardan oluşan tekbir timleriydi.

AA’nın STK diye sunduğu Beşir Derneği Menzil tarikatına bağlı. Türkiye’nin pek çok skandalla hatırladığı cihatçı gruplara paravan olduğu iddia edilen İHH Vakfı, Nur Cemaati'nin Yazıcılar koluna bağlı Hayrat Vakfı, yüzyılın bağış yolsuzluğuna imza atan Deniz Feneri, Nakşibendi tarikatının uzantısı Sadakataşı Derneği aralarından en bilinenleri. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı ya da kısaca İHH, İslamcı hareketin icat ettiği sözde yardım kuruluşlarından biri. Cihat odaklı bir sivil toplum örgütü! Yüzün üzerinde ülkede faaliyet gösteriyor, büyük paralara hükmediyor. 2014’teki “MİT Tırları” krizindeki TIR’ların İHH Vakfı’na ait olduğu söylenmiş, basına sızan belgeler sayesinde TIR’ların MİT’e ait olduğu kabul edilmişti. Yani İHH aynı zamanda MİT himayesinde olan bir “STK”… 

Başkent-Gaz’ın üzerinden Ensar Vakfı’na 8 milyon dolarlık bağış yaptığı iddiasıyla gündeme gelen Türk Kızılay’ının bu kurullar arasında sayılmaması da manidar. Bu depremde Kızılay deprem bölgesinde fotoğraf bile veremedi. Yurtlarındaki tecavüz iddiaları ile gündeme gelen Ensar, TÜGVA ve TÜRGEV de AA STK’ları arasında baş sırada. 

AFAD’ın arkasına saklanarak deprem bölgesine sızan kuruluşlar arasında, Nur Cemaati’nin “Yazıcılar” kolundan Hayrat İnsani Yardım Derneği yer alıyor. Dernek, 2016’da önce Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına dernek olarak kabul edildi ve İçişleri Bakanlığı’nın önerisiyle 2017’de “izin almadan yardım toplayabilen kuruluşlar” arasına dahil edildi. Dernek, faaliyetlerinin devlet tarafından desteklenmesiyle birlikte hükümetin yurt dışı politikalarına göre ülke sınırları dışına yardım kampanyaları düzenlemeye başladı.

Yine STK’lar arasında bayılan Beşir Derneği özellikle Sağlık Bakanlığı’nda örgütlenmeleri ile gündeme gelen Menzil Tarikatı’na bağlı olmasıyla biliniyor. Dernek, İçişleri Bakanlığı’nın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca “İzin Almadan Yardım Toplama” hakkını aldı. 

Anadolu Gençlik Derneği (kısaca AGD), genel merkezi Ankara'da bulunan Milli Görüş ideolojisindeki cihatçı organizasyon. İDDEF, İsmailağa tarikatının yan kuruluşu. IBAG, İyiliğe Çağrı Derneği’ne bağlı. Selefi bir anlayış için örgütlenen, Ortadoğu'daki Sünni yapılanmalara para aktaran bir kuruluş.

Yardım bahane, cihat ve dincilik propagandası şahane!

Almanya’da “Yüzyılın bağış yolsuzluğu” olarak anılan Deniz Feneri e.v soruşturmasıyla gündeme gelen Deniz Feneri’nin, bağış adı altında toplanan 18 milyon Euro’yu amaç dışı kullandığı iddia edilmişti. Almanya’daki davanın iddianamesinde derneğin bazı şirketlere ortak olduğu ve paraların bir bölümü kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye gönderildiği öne sürülmüştü. Paralarının aktarıldığıiddia edilen şirketlerin yönetim kurullarında Zekeriya Karaman ve RTÜK eski Başkanı Zahit Akman, Beşir Atalay, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski basın danışmanı Akif Beki’nin isimleri geçmişti. Derneğin muhasebe ve mali müdürü Firdevsi Ermiş, toplanan bağışlarla ilgili yolsuzluğun başında, Türkiye’deki Kanal 7 yöneticileri Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Harun Kapuyoldaş’ın olduğunu söylemişti. 

Nakşibendi tarikatı Halidi kolu üyelerince kurulmuş yüzlerce dernekten biri olan Sadakataşı Derneği de AA listesinde. Tarikat’ın bilinen diğer dernekleri arasında Verenel Derneği, İhya-Der (İlim Hizmet Yardımlaşma Araştırma Derneği), Umut-Der, Cansuyu Derneği, Garip-Der, İlim-Der, Yedi Hilal Derneği, ÖNDER (İmam Hatip Dernekleri), Mazlumder (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği), İlim Yayma Cemiyeti de bulunuyor. Bunlardan bazıları da AA’nın STK listesinde.

Sadece AFAD’da değil devletin her yerinde dincilik var

Bu gerici şebekenin devletle protokolü AFAD ile sınırlı değil. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) "işbirliği anlaşmaları"yla okulların kapısını dini cemaatlere ardına kadar açmış durumda. Aralarında İsmailağa Cemaati ve Nur Cemaati’nin de yer aldığı dini yapıların öğrencilere ulaşması, bu tür protokoller yoluyla sağlandı. Tabii MEB’deki protokollerin farklı gerekçeleri vardı. Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Hayrat Vakfı ile “Osmanlı Türkçesi” bahanesiyle “Eğitimde İş Birliği Protokolü” imzalanırken, Hizmet Vakfı’yla imzalanan protokolün gerekçesi “Değerler Eğitimi”ydi. TÜRGEV, “Öğrencilere Yönelik Sosyal, Kültürel Kurslar” düzenleyecekti. Çok sayıda AKP’li ismin yönetiminde yer aldığı Okçular Vakfı ile imzalanan protokol kapsamında, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasında bulunan salon, vakfın kullanımına açıldı. 

Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Server Yaşam Vakfı, MEB izniyle okullarda bilgi yarışması düzenledi. Milli eğitim müdürlükleri tarafından okulları cemaat ve tarikatlara açan, “Değerler Eğitimi” protokolleri kapsamında da bazı okullar derneklere tahsis edildi. Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Erenköy Cemaati’nin kurduğu Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’na bağlı Gülberenk Değerler Eğitimi Derneği’ne tahsis edilen okulda 5 ile 10 yaş arasındaki çocuklara, “Kovanda bal programı” adı altında eğitim verildi.

Depremin üzerinden haftalar geçti, afetzedeler hala aç ve açıkta. Yeryüzünde yardım göndermediği yer bırakmamakla övünen Kızılay çadır fabrikalarının olduğu şehre üç beş çadır gönderemedi. Zire Kızılay’ın gözü, tıpkı irili ufaklı “İslami yardım” kuruluşu gibi sınır ötesi “İslam dünyası”nda. Örtülü bir Panislamizm uyarınca hareket ediyor bu yardım kuruluşları. Bu işaret de saraydan veriliyor. 

Ölümleri engellemek için değil ölüleri gömmek için örgütlendiler

Özetle AKP’nin kurduğu yeni rejimin amacı afetlerde ölümleri engellemek üzerine değil ölüleri gömmek üzerine kurulu. Fakat son depremde bunu bile başaramadılar. İnsanlarımızı poşetlere doldurup toplu halde toprağa verdiler. Bu çaresizlikleri en yetkili ağızdan “Böylesine büyük bir felakete hazırlıklı olabilmek mümkün değildir” diyerek ifade edildi. Tayyip Erdoğan’ın depremden iki gün sonra yaptığı bu açıklamayla aynı gün İçişleri Bakanlığı bambaşka bir tablo çiziyordu. İçişleri Bakanlığı o gün deprem bölgesine Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), AFAD ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından toplam 1 milyar 639 milyon 774 bin 16 lira acil durum ödeneğinin gönderildiğini iddia ediyordu. Açıklamaya göre depremzedelerin barınması için bölgede, 50 bin 818 AFAD aile yaşam çadırının kurulumu tamamlanmıştı. Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DAK, Milli Savunma Bakanlığı, emniyet, jandarma, UMKE, itfaiye, Milli Eğitim Bakanlığı, STK ve gönüllüler, yerel destek ekiplerinde görevlendirilen personel ile uluslararası arama kurtarma ekiplerinden oluşan 96 bin 670 personel alanda görev yapıyordu. Açıklamada, Türk Kızılay’dan 79 ikram aracı, 16 mobil mutfak, 1 mobil aşevi, 5 sahra mutfak, 2 mobil fırın, 86 hizmet aracı görevlendirildiği, jandarmadan 2 mobil mutfak, 1 mobil fırın, İHH, Hayrat, Beşir, İnisiyatif derneklerinden 1'er mobil mutfağın da bölgeye sevk edildiği iddia ediliyordu. Tabii bölgede bunların hiçbirini gören olmadı. Devlet niyetleri ile gerçekleri birbirine karıştırıyordu. 

Bu açıklamayı yapan bakanlığın başı Süleyman Soylu depremden 7 gün sonra çaresizliklerini “AFAD’ın toplam personel sayısı 7 bin 300’dür. Takdir edilir ki 7 bin 300 personelle Türkiye’deki bu büyük afeti veya herhangi bir afeti yönetebilmek mümkün değildir” diye ifade etti. Olanakları yetmemiş, afeti yönetememişlerdi. Bu açıklama yapılırken bölgeye “irşat çadırı” kurmak için koşan Diyanet’in personel sayısı 130 bine ulaşmıştı. Gerekçeleri sağlamdı, onların işi halkı hayatta tutmak değil, ölürlerse gömmekti!

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.