Sayfa yolu
Yaşamak nasıl? Ölüm nereden? Hasat ne zaman?
Resim: İfan Ertel
Özlem Yücesan
Yayın Tarihi: 13.04.2026 , 17:27
"Lacour Baba bu çukurda rahat edecekti. Toprağı tanıyor, toprak da onu tanıyordu. Çok iyi anlaşacaklardı. Toprak ona bu randevuyu vereli neredeyse altmış yıl olmuştu; ihtiyarın ilk kazma darbesiyle onu yardığı gün."
Yetmiş yaşındaki Lacour Baba'ya Emile Zola'nın "Nasıl Ölünür" kitabında (1883) rastladım; "Bir köşede yorgunluktan yığılıp ölüme terk edilen yılkı atları gibiydi. Altmış yıl çalışmıştı, madem yer işgal etmekten başka bir işe yaradığı yoktu, artık göçüp gidebilirdi" diye anlatıyordu onun hislerini.
Emeklilik kavramı bir modern yaşam, uygarlık eylemi değil miydi? Doğada emeklilik ise bir nevi ölüm demekti ve Lacour Baba tam da o doğanın içinde organik bir canlı olarak duyumsuyordu kendini. Elinden kazma düşüp de çalışamadığını, dünyaya yeni bir şey katamadığını anladığı an "işgal ettiği yer"i diğerlerine bırakması gerektiği işlenmişti genlerine.
"Nasıl öldüğünüz nasıl yaşadığınızın aynasıdır" diye bir betimleme duymuştum. Zola'nın Lacour Baba'sı (ve diğerleri de) sahiden mütevazı, yerini bilen, samimi çalışkanlığıyla doğanın döngüsüne katkı yaparak geçirdi yaşamını. Ve yine, bir nevi doğanın yapbozunu tamamlayarak, kırların dinginliğinde sonsuz bir uykuya çekildi. Başka ne bekleyebilirdi ki? (Ya da doğalcı ve hümanist Zola'da belki daha fazlası yoktu?)
"Çocukları da öyle büyük bir üzüntü içinde değillerdi. Toprak onlara böyle şeyleri kanıksamayı öğretmişti; ihtiyarı alacağı için kızmayacak kadar yakındılar toprağa." Babanın üstüne toprak ve gelincik serperek evlerine gidip "çorbalarını içecek", doğayla yoldaşlıklarına da devam edeceklerdi...
Zola'nın, "Nasıl öldüğünü" anlattığı diğer kişilerden biri Bayan Guerard ise merasimlerle, ritüellerle hazırlanıyordu cenaze törenine. Oda hizmetçisi, rahibe nöbetleri, üç oğlun verdiği vefat haberi, ölüm ilanları siparişi, mumlar, kutsanmış sular, arabanın arkasından yürüyen seçkinler (ve onların dedikoduları!), gotik döşenmiş bir anıt mezar... Bir zengin cenazesi... Burada "kırların dinginliği" elbette yok! Cimriliği ve parası çalınacak korkusuyla ölmüş yüksek burjuvaziden bir servet sahibi var. "Para ölümü zehirler" diyordu Zola... Ki Bayan Guerard'ın çocukları da tabutların üzerinde dövüşenlerden olacaktı illa...
Nasıl yaşanırsa yaşansın toprağın altı insanı eşitliyor efsanesi de pek çok kişinin kabulü! Eh, çok da organikliği kalmayan insan bedeni bir gübre vazifesi görüyorsa toprakta, öyle de diyebiliriz... Kalan sağlar aynı kaderi yaşamaya mahkûmsa fakat toprak eşitliğinin de anlamı yitmiyor mu?
Osmanlı Dönemi'nde (daha adı konmamış olsa da) Zonguldak'ın toprak köylüsü olan halkına getireceğim konuyu. Buranın taş kömürü bölgesi olduğu, İngiliz sömürgenlerce çoktan tescil edilmiş ve tam da imparatorluğun "hasta"landığı dönemde korkunç koşullarda madene sürülmüş bu halk. Köylünün "Kellefiyet öldürdü bizi!" dediği Mükellefiyet Dönemi'nde, yasal olarak on üç ama gerçekte daha da küçük yaşlardaki çocuklar dâhil erkek nüfus, tarlasından, kırından çekilip sabah karanlığında girip akşam karanlığında çıktıkları doğaüstü bir karanlık yaşama itilmiş...
"Kim inandırabilir beni
bir hayatım olduğuna,
madenciyim ben.
Babamın öldüğü yerden aldım kazmayı,
kaz kaz kazdığın karanlık olur ki,
ömür maden ağzına sürülen yem..."1 dediği gibi şairin tam da.
Velhasıl Lacour Baba gibi "kırların dinginliğinde sonsuz bir uyku" haram edilmiş onlara. Kazıp ektikleri ve sırası gelince girmeyi bekledikleri toprak, kömüre dönüşünce kaybetmiş o dingin "şefkati"ni! Hiç de sırası değilken gömülüvermişler göçükle gelen toprağa... Ya da onların "ateşnefes" dedikleri grizu patlaması ile yanıp, toprağa değil ama kömüre karışıp gitmişler.
Peki ne için?
Elbette Bayan Guerard gibi yüksek burjuvazinin çıkarları için! Onların saltanatlarının sürmesi, şatafatlı cenaze törenleri, mirasçılarının "tabutların üzerinde dövüş"mesi ve bu aşağılık sömürü düzeninin kuşaktan kuşağa sürmesi için elbette...
Maden deyince Germinal (1885) de gelir akla. Nasıl Ölünür'de ölüm biçimlerini sınıf sınıf ayırarak betimleyen ve bunu bir ayna gibi okura yansıtan Zola'nın, bu dev esere, Latincede tohum, tomurcuk, filiz anlamına gelen germinal adını vermesi de elbette tesadüf değildir. Ağır koşullarda çalıştırılan ve açlık, sefalet içinde yaşamaları reva görülen Fransız madencilerinin greve gidişi, isyanı ve mücadelesini tüm sertliği ve gerçekliğiyle romanına yansıtırken burjuvazinin de acımasız ve ahlaksız sefilliğiyle birlikte çürüdüğünü göstermiştir.
Zola işte bu çatışmanın içinden filizlenecek tohumları da muştuluyordu aynı zamanda. "Yüksek burjuvazi" ışıltılı görünümünün altında çürüdükçe ve emekçilerin mücadelesi sürdükçe dünyaya yeni şeyler katılacak, asalak sınıf "işgal ettiği yeri" terk edecek ve elbette rahat uyuyamayacaktı.
Keza Zola'nın ifadesiyle; "İnsanlar bitiyordu topraktan; karıkların arasında ağır ağır filizlenen, gelecek yüzyılın hasadı için boy atan ve yakında toprağı çatlatacak olan, intikamcı, kapkara bir ordu yetişiyordu."
O "kapkara ordu" günümüze kadar binlerce kez filizlenmiş, bazen boy atmış, bazen deneyimlerle süzülmesi gerekmiş ve "hasat" gecikmiştir. Aynı sürede elbette burjuvazi de çeşitli deneyimler elde ederek sömürü tekniklerini geliştirmiş, küreselleşmiş, çokuluslu şirketleşmiş...
İnsanlığın aydınlanma ve toplumcu bakış kazanma gibi o müthiş değerleriyle yeşeren filizler, reel sosyalizmin yıkılışıyla ayaklar altında ezilmiş ve yirmi birinci yüzyılda artık feodalizmin organikliği pazara çıkmıştı! Bir nevi natüralist ilkellik diyebileceğimiz, bilinci ve eylemi reddeden bu özelleştirilmiş felsefe hayatın her alanına uygulanmış, "kapkara ordu" aklanarak sınıflığından arındırılmış, herkes "aynı gemiye" bindirilmişti!
O gemi bugün Zonguldak'ta da yüzdürülüyor! Bay armatör "Kapkara ordu"nun kalanlarını da işsizliğe terhis ediyor! Aklananlar, yüksek burjuvazinin özelleşip güzelleşen ocaklarında kellefiyet'e devam etseler de artık dingin bir ölüm değil de eylemli ve insanca bir yaşam istiyorlar... Bir filizlenmeye görsünler... Baharın gelişini kim engelleyebilir2?
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.