Sayfa yolu
Yapıcılar ile yeni albümlerine dair: 'Biri Hiçbiri Binlercesi'
Yayın Tarihi: 04.09.2022 , 09:35 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Yapıcılar müzik topluluğunun yeni albümü 2 Eylül günü dinleyicilerle buluştu. 14 şarkının yer aldığı yeni albümlerinde daha önceki çalışmalarda da olduğu gibi yine mitinglerden, konserlerden, grevlerden ve dayanışma buluşmalarından tanıdığımız şarkılar yer alıyor. Çünkü Yapıcılar, söylediği şarkıları sadece sahnede ya da dijital platformlarda değil aynı zamanda emekçilerin dolaştığı, yürüdüğü, çalıştığı ya da mücadele ettiği her alana taşımayı başarıyor.
Bu bahiste aklımıza gelen ilk örnek belki de direnen Flormar işçilerine adadıkları ve klibinde işçilerin yer aldığı bir Nâzım Hikmet şiiri olan "İkimiz" şarkısıdır. Bir mahallede örülen dayanışmada, bazen kentsel dönüşüm adı verilen rant oyunlarına karşı verilen mücadele, bazen üzerinde geleceğe dair umutlar taşıyan pankartlarla bezenmiş bir miting alanında dinledik Yapıcıları.
Özetle Yapıcılar sokağı, fabrikaları ve mahalleleri sahneye, sahneyi de bir mücadele alanına dönüştürmek konusundaki yetenekleriyle hafızalarımızda yer ediyor. Şarkılarında çaresizliği değil umudu, yenilgiyi değil mücadeleyi, yalnızlığı değil bir arada olmayı salık veriyor. Biz de yeni albümleri olan "Biri Hiçbiri Binlercesi"ni soL okurları için "Yapıcılarla" konuştuk.
Albümün hazırlıkları ne zaman başladı ne kadar sürdü?
Cem: Bugüne kadar olan süreç üç küsür yıl kadar sürdü diyebiliriz fakat bence hâlâ nihayete ermedi bu çalışma. Öncelikle önümüzde bir konser süreci olacak ve bir taraftan da bu albümü farklı mecralara evriltme niyetindeyiz.
Günselin: Tüm albüm, anlatmak istediğimiz ve hikayeleştirdiğimiz bir öykü etrafında şekillendi. Hikayeden sözlere, oradan bestelere, düzenlemelere ve albüme… Şu an dinlediğiniz işte bu öykü. Hikâye, pandemiden hemen önce yazılmıştı. Sonrasında, evlere kapandığımız zamanlarda düzenli görüşmeler yaptık online olarak. Hikaye ve sözler üzerine çokça konuştuk. Uzun bir süreç geçti ve tabii bir yandan da sözümüzü eksiksiz söylemek istedik.
Yani Pandemiden bu yana kabaca 3 yıldır devam eden bir çalışmayla birlikteyiz
Kardelen: "Üç yıl ne kadar uzun ve ne kadar çabuk geçiyor" dedirtiyor insana. Ortaya çıkacak olan şey iyi olmaktan öte bir boşluğu tamamlasın istiyorduk. "Üretim yöntemi önemli" diye düşündük ve bu yöntemi kolektifleştirmek için bir atölye çalışması yaptık. Tasarladığımız müziği, bunun biçimini, yöntemini… tüm bunları konuşup tartışmamız ve ortaklaşmamız gerekiyordu.
"Nâzım'ın neyi, niçin ve nasıl anlattığını anlamaya çalıştık."
Ulaş: Kardelen'in belirttiği "ortaklaşma" konusu önemli. Bunun için önce anlamak gerekiyor; yapmak istediğimizi, olanaklarımızı, birbirimizi… Bu sürecin başında Çağrı Kınıkoğlu ile birlikte Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde, çeşitli sanat alanlarında üretim yapan arkadaşlarımızın da katıldığı ve Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eserine yöntemsel olarak odaklanan bir atölye çalışması gerçekleştirdik. Albümün özellikle biçim açısından şekillenmesinde önemli bir yeri oldu bu sürecin. Bu eseri değişik açılardan ele aldık. Nâzım'ın neyi, niçin ve nasıl anlattığını anlamaya çalıştık. Dolayısıyla albümün anlatım dilinde büyük ölçüde belirleyici oldu bu süreç ve sonrasında bu atölyeyi albüm özelinde incelterek ilerledik.
Bu sefer daha geniş bir ekip ile hazırlanmış albüm. Bu birleşim nasıl bir araya geldi?
Cem: İşte bu daha da uzun bir süreç… Yıllardır biriken dostluklar, arkadaşlıklar, yoldaşlıklar. İstedik ki bir albüm yapalım ve dostlarımız bu albümün içinde muhakkak olsun. Madem dertler ortak, üretim de ortak olsun.
Yusuf: Teknik açıdan düşünecek olursak bu dostlukların bir araya gelişi biraz da çalışma sürecinde ortaklaşa verdiğimiz kararlar sayesinde oldu. Akustik çalgılara yer vermeyi zaten en baştan itibaren istiyorduk. Günümüz popüler şarkılarda olmazsa olmazlar vardır, bir albüm genellikle solist, geri vokal, gitarlar, klavye, bas gitar ve bateriden oluşan 5-8 kişi arası bir ekip ile ortaya çıkar.
Fakat biz üzerinde durduğumuz her yeni şarkıda hangi çalgıları kullanmamız gerektiğini sayılara takılmadan, bağımsız olarak düşündük. Aranjelerin tamamlanma aşamasında solistler ve elektronik çalgılar dışında özellikle bazı şarkılarda flüt, klarinet, saksofon, trompet, mandolin, piyano, akordeon, yaylılar hatta koro kullanmaya karar verdik. Herkesin her şarkıda yer almadığı, bazı şarkılarda belli çalgıların belli karakterlerle eşleştiği şekilde biçimsel bir yaklaşım gösterdik. Örneğin ‘ Sevda, Özlem, Hülya’da flüt, klarinet ve saksofon her bir karakterin yansıması gibi. Sonuç olarak hikayenin kendisi gibi albümün tümüne yayılan kalabalık bir ekip olmamız gerektiği bu uzun süreçte ortaya çıktı.
Yani anlatmak istediğiniz şeyler, bir araya gelişleri belirledi diyebilir miyiz?
Ulaş: Evet ama şunu da ekleyeyim: Yapıcılar kurulduğu günden beri farklı dönemlerde farklı sayıda müzisyen arkadaşımızın katılımıyla varlığını sürdürdü. Açıkçası burada, "ifade etmek istediğimiz şeyi en iyi şekilde nasıl ifade edebiliriz" sorusu belirleyici oldu hep. Müzisyenleri de aşan ve çeşitli sanat alanlarından dostlarımızın da yer aldığı geniş bir kolektif olarak görmek, Yapıcılar'ı böyle var etmek bence en doğrusu. Kalabalık bir kadronun elbette bazı kısıtlamaları var, bu yadsınamaz. Ancak Yapıcılar, hızlıca koşullara uyum sağlayabilen; söylediği sözün etkisinin kaybolmasına izin vermeksizin farklı bileşimlerle de sahnede olmayı hedefliyor. Elbette sözünü ettiğim bu kolektif yaklaşım olmaksızın bunu sağlamak olanaksız.
'Şarkılarınız güçlüyse albümden önce dinlenmiş olması etkisini kaybettirmiyor'
Şarkıların bir kaçını mitinglerde veya eylemlerde dinledi dinleyiciler albüm yayınlanmadan önce. Sizce böyle örnekler albüme etkisini kaybettiriyor mu?
Gizem: Albümün etkisini kaybedeceğine dair bir endişemiz olmadı bunu yaparken. Albüm bir hikaye anlatıyor olsa da, her şarkının kendi başına da anlamlı bir şarkı olmasına özen gösterdik. Dolayısıyla insanlar birden çok kez duyup beğendikleri şarkının hangi bütünün/ hikayenin parçası olduğunu merak ederek daha da heyecanla beklediler. En azından benim çevremde bu şekilde etkisi olduğunu gördüm.
Cem: Her şarkımız kendi başına bir şarkı elbette fakat nihayetinde bir öykümüz var ve bunu şarkıları playlist sırasıyla dinlediğimizde anlayabiliyoruz en iyi şekilde.
Kardelen: Ben de böyle bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Aksine "ben bu şarkıyı biliyorum, eski bir şarkı mıydı" diyen ve bunu albümün bütünü içinde yeniden anlamlandıran dinleyicilerimiz oldu. Yani bir sıcaklık, bir aşinalık oluyor bence. Bizim çeşitli zamanlarda ve farklı yerlerde söylediğimiz fakat kaydetmediğimiz şarkılarımız var. Bunlarla ilgili çokça şunu duyuyoruz: "Şu şarkı neden dijital platformlarda yok, dinlemek istiyorum"... Yani insanların canlı olarak dinlediği şarkılarla yolda, evde, iş yerinde kayıttan dinlediği şarkıların onlar üzerindeki etkisi farklı oluyor. Şarkı güçlüyse, yayınlanmadan önce duyulmasının şarkının veya albümün etkisini kaybetmesine yol açması gibi bir durum bence söz konusu değil.
Albümde içinden geçtiğimiz dönemin tüm ekonomik ve siyasal sorunlarına değinen şarkılar var. Aynı zamanda bu sorunlara cevaplar da. İmam Hatipler, Cumhuriyetin tasfiyesi, hayat pahalılığı, göçmenler, çocuklar ve kadınlar ...
Nasıl seçtiniz bu konu veya başlıkları? Nasıl bir araya geldi?
Cem: Dil çürüyen dişe gidermiş… Seçmemek elde değil ki.
Günselin: Her gün hepimizin karşılaştığı şeyler bu konular. Bunlardan bahsetmeden Türkiye’de yaşayan birinin hayatından bir kesit sunamazdık. Hikayenin dinleyiciden önce bizi etkilemesinin sebebi de bu bence. Hepimiz için tanıdık duygular, meseleler var.
Kardelen: Ne söyleyeceğine ve söyleyeceğin şeyi nasıl söyleyeceğine karar vermek… Ne söyleyeceğimizi seçmek çok zor olmadı bizim için. Çünkü bir tarafta dünyayı omuzları üzerinde taşıyan fakat bunu yaparken açlık ve sefalet çeken insanlar var; diğer tarafta da tüm bu insanların sırtında yük olan bir asalaklar toplamı… Bunları görüyoruz ve bu dünyanın içindeyiz biz de. Bizim buradaki tarafımız ise çok net, yerimiz belli. Bir müzik emekçisinin gözünden kendi tarafını hem kendisinin anlamasının hem de çevresindeki insanlarla bağ kurup onların da olduğu bir bütünü anlatmasının hikayesi gibi bence bu albüm. Bir müzisyen karakteri seçmemizin nedeni de temelde hepimizin müzisyen olması.
'Sorunları yırtıp atan ve cevap üreten bir yanı var bu albümün'
Gizem: Konular yaşadığımız hayat, karakterler de biziz. Her gün, aslında bir arada olduğumuz ama birlikte olmadığımız bir dönemin içindeyiz. Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız, Bizim Gazete’nin ilk sayısında albümle ilgili verdikleri röportajda Memleketimden İnsan Manzaraları eserinin edebi açıdan büyüklüğünün yanında “maalesef” güncelliğini de koruduğunu söylemişlerdi. Bu işte! Yıllar geçti, geçiyor ama her birimizi umutsuzluğa terk eden düzen değişmiyor! O zaman da savaş vardı, şimdi de var. O zaman da insanlar geleceklerinden endişe duyuyorlardı, şimdi daha kötüsü var. Toplumsal yaşamda daha iyiye giden bir şey yok ama biz umudu aramak zorundayız. O yüzden bu sorunları yırtıp atan ve cevap üreten bir yanı var bu albümün hikayesinin.
Bütün albüme yayılmış bir hikâye etme ile karşı karşıyayız. En son Bulutsuzluk Özlemi'nin Şeyh Bedreddin albümünde de tanık olduğumuz bir biçim. Bu biçimin sözünüzü taşımak istediğiniz kitlelerle "birlikte söyleme" açısından etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cem: Kendi adıma, ben bu albüm sürecinde kulağımı "steril" tutmaya çalıştım. Bahsettiğin albümü nihayet dinleyebileceğim. Öykü anlatıcıları dinleyici ile beraber söyleyemez bence. Fakat ağzımız zaten aynı, "Bir havadan"...
Günselin: Albümdeki şarkıların ayrı ayrı da anlaşılır ve söylenebilir olması şarkıları birlikte söyleme kolaylığı da sağlıyor bizlere. Bulutsuzluk Özlemi’nin yaptığı işi rock bir oratoryo gibi görüyorum ben. Biçim olarak benzemesine rağmen ayrışan noktaları da oldukça fazla geliyor bana. Biri Hiçbiri Binlercesi’ndeki şarkıların her birinin hep bir ağızdan söylenebileceğini düşünüyorum ben.
Gizem: Hikayeleştirmenin albümümüz özelinde birlikte söylemeye engel teşkil edeceğini düşünmüyorum. Resitatif tarzda söylenmiş bazı şarkılar var, hikayedeki karakterin duygusunu ve ortamın havasını daha güçlü vermesi açısından bu yöntemi yer yer kullandık. Fakat hemen hepsi belirli bir ritmi olan ve eşlik etmeye müsaade eden de şarkılar.
Ulaş: Daha önce de konuştuğumuz gibi bizim ana karakterimiz bir müzisyen. Fakat bu müzisyeni, onun hayatını ve onun merkezde olduğu bu hikayeyi, kendisini saran çevresi ile birlikte anlayabiliyoruz. Buradaki ortaklaşmalar, çatışmalar ve çelişkilerin hepsi bu bütünü anlamamızı sağlıyor. Dolayısıyla karakterleri ve parçaları birbiri ile sıkı ilişki içindeki bu hikayeyi bütüncül bir yaklaşımla anlatmaya çalıştık. Bundan başka bir biçimsel alternatif görmedik; bu hikayeyi en iyi şekilde dinleyiciye böylesi bir biçimle anlatabileceğimizi düşündük.
Şarkılar için klip yapılacak mı? Dinlerken bazen insanın gözünde canlanıyor çünkü bazı şarkıların anlattığı şeyler.
Kardelen: Şarkılar için bazı videolar hazırlayacağız. Hatta bunun için çalışmaya başladık bile.
Cem: Ama asıl istediğimiz albümün tematik bütünlüğünü görsel bir anlatımla buluşturmak; müziğimizin etkisini daha ileriye taşımak; bir filmini çekmek örneğin.
Ulaş: NHKM'den Memleketimden İnsan Manzaraları üzerine yaptığımız atölyede üzerinde durduğumuz şeylerden birisi de Nâzım'ın bu eserinde belirgin şekilde dikkatimizi çeken sinematografik anlatımdı. Biz müzikal olarak bu anlatımı albüme taşımaya çalıştık; bunu belli bir düzeyde sağlayabildiğimizi düşünüyoruz fakat bunun bazı sınırları da yok değil müzikal açıdan. Dolayısıyla bunu daha ileri taşımak hedefimiz. Bu da çeşitli sanat disiplinleriyle etkileşimi gerektiriyor. Çok önemli bir adımı attık bu albümle fakat işimiz aslında yeni başlıyor.
Teşekkürler. Emeklerinize sağlık tekrar
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.



