Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yapıcılar grubu 'Biri Hiçbiri Binlercesi' albümünü ‘Sokullu’da Rönesans’a anlattı

Yapıcılar grubunun 'Biri Hiçbiri Binlercesi' adlı albümünün hazırlık süreci Ankara Sokullu Semt Evi’nde konuşuldu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 23.05.2023 , 13:02 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Ankara Sokullu Semt Evi’nde ilki aralık ayından gerçekleştirilen “Sokullu’da Rönesans” etkinlikleri seçim dönemi arasının ardından devam etti.

Pazar günü gerçekleşen etkinlikte Yapıcılar grubunun "Biri Hiçbiri Binlercesi" adlı albümlerinin hazırlanış süreci şarkıların konuşuldu. Emre Falay'ın kolaylaştırıcılığını yaptığı etkinlikte konuşmacı olarak grup adına Ulaş Özer ve Çağrı Kınıkoğlu katıldı.

Emre Falay'ın kolaylaştırıcılığında gerçekleşen etkinlikte. Falay ilk olarak albümün bir nehir anlatıyla birbirini takip eden tamamlayan on dört parçadan oluştuğunu vurgulayarak bu albümün neyi anlattığını neyi konu edindiğini sordu.

Yapıcılar adına söz alan Ulaş Özer şunları söyledi:

“Albümde senin de söylediğin gibi bir nehir anlatı var. Ayrıca bütünsellik taşıyor. Her bir parçanın kendi başına var olmakla birlikte, bütün içinde bir yeri bir anlamı var. Biz bir hikayeyi anlattık. Hikayede neyi anlatırız diye düşünürken en iyi kendimizi anlatırız diyerek yola çıktık. Biz müzisyen buradaki asıl kahramanımız. Fakat bu müzisyeni biz sadece iki gününü anlatıyoruz. Sadece bu müzisyen yok albümün içerisinde. Müzisyenin hayatında değdiği sokakta karşısına çıkan karakterlerde dile geliyor…”

'Etrafındaki insanlar ile kendisi arasındaki benzerlikleri görmeye başlıyor'

“… Yola çok idealize edilmiş bir karakterle çıkmadık. Hepimizin karşılaştığı, umutsuzlukları olan, sevmediği işlere gitmek orada çalmak zorunda kalan bir müzisyen. Sadece iki günü sonunda kendisine bazı sorular sormaya başlıyor. Etrafındaki insanlar ile kendisi arasındaki benzerlikleri görmeye başlıyor. Albümün bütünü bu benzerlikleri öne çıkarıp, ortaklaşma zemini yaratmayı hedefliyor.”

'Ben yarın işe gidebilecek miyim?'

Daha sonra albümde yer alan şarkıların sırasıyla hikayelerine değinen Özer şunları söyledi:

“İlk parçamız “Uykudan Önce”. Cuma akşamı işten evine gelmiş bir müzisyeni anlatıyor. Eve geldiğinde her şeyden habersiz eline telefonunu alıyor. Türkiye’de neler olduğuna bakarken. Sınıra bir yığınak yapılmış olduğunu görüyor. Evet kötü bir şey bir savaş durumu var. Ancak müzisyen olarak kendisine şunu da soruyor. “Ben yarın işe gidebilecek miyim?"

'Buradaki karakterlerin hepsi gerçek kişilerle bağlantılı kişiler'

“Ertesi sabah uyandıktan sonra çamaşır teline konmuş bir kumru ile karşılaşıyor. Hayatındaki belirsizlikler o parçada vurgulanıyor. Bu iki günde farklı işlere gidiyor. Gitarını alıp vapura doğru giderken göçmen bir çocuk bu müzisyeni görüyor. Sonra biz 'Göçmen Çocuğun Şarkısı’nı', göçmen çocuğun ağzından dinliyoruz. Vapurda çalmaya başlıyor. Karşısında oturan bir adam dikkatini çekiyor. Çok büyük bir ilgiyle dinliyor. Bu “Hasret” şarkısındaki Galip Usta, Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndaki Galip Usta’ya bir atıf. Galip Usta’nın öyle bir geçmişi var. 15-16 Haziran Ayaklanmalarına katılmış birisi ve elli yıl sonra hala çalışıyor.”

Buradaki karakterlerin hepsi gerçek kişilerle bağlantılı kişiler. Galip Usta, inşaat işçisi, buradaki kadın... Mesela göçmen çocuk benim Beşiktaş’ta karşılaştığım bir arkadaşımızdı. Afganistan’dan gelmiş Türkiye’de çalışıyor.

'Önce Kadınlar ve Çocuklar' bir kadının dilinden anlatılan, müzisyeni hiç dinlemeyen ilgisiz çünkü bir sürü şey yaşamış, işten atılmış onun gündeminde müzisyenin çaldıkları yok. Bu sefer kadın ne düşünüyor diyor şarkıcımız. Onun şarkısı. Kadının şarkısı.

'Kelebekler', vapura kaçak binmiş mendil satan çocuklara bakıp kendi geçmişini, çocukluğunu, süreç içerisinde nasıl değiştiğini kendisine soruyor."

Diğer konuşmacı Çağrı Kınıkoğlu 'Yapıcının Şarkısı' üzerine şunları söyledi:

"Mesleğini istediği gibi icra edemeyen çoğu müzisyen geçimine katkısı olması için sokakta müzik yapmaya çalışıyor. Bizim müzisyenimizde Kadıköy Beşiktaş Vapurunda sürekli olarak çalmaya devam ediyor. O seferlerden bir tanesinin sonunda biriyle çarpışır gibi hissediyor. Ama emin olamıyor dönüp bakıyor göremiyor. “Yapıcının Şarkısı” bu adamın şarkısı. Bu şarkıya ilham veren işçi de bir inşaat işçisi. Sosyal medyada selfisini çekiyor inşaat alanında ‘az kaldı bitiyor’ notuyla ailesine gönderiyor ve sosyal medyada paylaşıyor. Fakat ertesi gün hayatını kaybediyor. Bundan etkilendiğimiz için o kardeşimizi de dahil etmek istedik bu anlatıya. Bize yokluğuyla bir şeyler anlatsın istedik. Bir hayaleti anlatıya sokmak nasıl bir şey diye belki birazdan Manzaraları konuşurken anlatırız."

Ulaş Özer sözlerine 'Bizimkilerin Şarkısı' ile devam etti. 

"Bizimkilerin Şarkısı, bizimkiler yani kırmızı yeleklileri anlatıyor. Vapurdan çıkan müzisyenimiz meydana doğru gidiyor. Meydandan sesler gelmeye başlıyor. Gazete satan birinden gazete alıyor. Ardından yürümeye devam ediyor. Üç kadınla karşılaşıyor. 'Sevda, Özlem, Hülya' bunlar market çalışanı, kargo çalışanı ve kuaförde çalışını. 

'Sorgulama Şarkısı' eve gelen müzisyenimiz sosyal medyaya bakarken bir tren kazası haberine rastlıyor. Çok büyük öfke duyuyor arkadaşıyla konuşuyor. 

Akşam smokinini giymiş otele gidiyor. Müzisyenler çok yaşarlar. Para tırtıklayan organizatörler vardır. Çoğunlukla grubun üyesidir. Otelin müdürüyle kendilerinden olan piyanistin para tırtıklamasını anlatıyor. 'Yavşak Şarkı' bu iki yavşağı anlatıyor."

'Burjuva sınıfının nasıl geliştiğini, nasıl zenginleştiğini, nasıl semirdiğini anlatıyoruz'

"Levent Ülgen’in seslendirdiği 'Elemtere Fiş' Türkiye burjuvazisinin tarihini anlatan bir şarkı. Tamamen görgüsüzce şatafatı anlatan. Patron arsızlığını anlatan bir şarkı. Onun dilinden anlatıyor bu şarkıyı. Burjuva sınıfının nasıl geliştiğini, nasıl zenginleştiğini, nasıl semirdiğini anlatıyoruz. 

Ardından 'İlk defa: Yan yana gelmenin şarkısı' burada o akşam ilk kez grupta çalan çocukla tanışıyor. O organizatörle bu çocuk arasında bir gerilim yaşanıyor. Çocuk kabul etmiyor. Çocuğun bu tutumu hoşuna gidiyor. Buluşalım diye sözleşiyorlar. Bu buluşmasının şarkısı. 

Son parçaya geçiyoruz. 'Öğrenmenin ve Değiştirmenin Şarkısı' albümün içindeki bazı şarkılara  atıf yapıyor. Aslında on dördüncü parça bizim ana karakterimizin albüm boyunca yapmayı tasarladığını bitirmeye çalıştığı parçayı, yeni gelen arkadaşıyla o dayanışma gösterdiği arkadaşıyla bir araya geldiğinde bitirebildiği bir parça."

Albümün ismine yönelik olarak Özer şunları söyledi:

"Bir karakter var bizim anlattığımız. Bu sıradan birisi. Müzisyen diyoruz, sanatçı diyoruz ama  değil. Türkiye’de müzikle hayatını kazanmak diğer bütün işlerden farklı değil. Hatta diğer işlerden daha zor olduğu noktalar var. Bizden birinden bahsediyoruz. “Biri” biraz buraya atış yapıyor. “Hiçbiri” atomize olmuş, yalnız kalmış insanlar, henüz bir araya gelememiş insanlar. O potansiyel var ama henüz yalnızlar. Aslında tek başlarına oldukları içinde hiçbiriler. “Binlercesi” öyle büyük bir potansiyel var ki burada. Bu insanlar yan yana geldiklerinde, anladıklarında, o zemini kurduklarında  binlerce milyonlarca insanlardan bahsediyoruz. Buraya atıf yapıyor."

'Peki bu ülkeyi cennet klan, ülkeyi değiştirme potansiyelini bize ifade eden şey ne?'

Falay’ın albümün ortaya çıkış sürecine yönelik sorularına cevap olarak Çağrı Kınıkoğlu şunları söyledi:

“… Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanını okuyanınız vardır. Daha en başlarında romanın Macide diye bir kızdan bahseder. On dokuz yaşında müzik okumaya başlamıştır. İlerleyen sayfalarda biz romanın yazıldığı tarihte Türkiye’de yaşayan on dokuz yaşındaki bir kızın duygularını, iç dünyasını, hayatla ilgili beklentilerini, her şeyi anlayabiliyoruz. Ama biz bugün bu ülkede üretilen sanat bize kendi insanımızı bize anlatmıyor. Yada o kadar tekdüze anlatıyor ki. Bezgin, umutsuz yılgın bir varlık çıkıyor karşımıza. Nâzım kendi şiirlerinde hep diyalektik ile yaklaşıyor. Bu ülkeden bahsederken ‘Bu cennet bu cehennem bizim’ diyor. Bugünün hakim sanatı bize bu ülkenin cehennem olduğunu söylüyor. Peki bu ülkeyi cennet klan, ülkeyi değişme potansiyelini bize ifade eden şey ne? Komünistleri devrimcileri bu ülkenin geleceğine dönük umutla dolduran nedir? İstisnai örnekler var ama buna yönelik bir şey söylemiyor bugünün sanatı…

Biz İstanbul’da 2016 yılında  Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde ağırlıklı olarak TKP’li genç sanatçıların olduğu bir atölye çalışması yaptık. Orada da Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları eseri, bir komünist sanatçının kendi güncelliğine çağına nasıl yaklaştığına dair çok değerli bir hazine gibi. Biz bu esere dönelim inceleyelim dedik. 

Bu albüm fikrini oluştururken benzer bir yapı kurmak istedik. Yine manzaralardaki öne çıkan öğelerden bir tanesi bir tren yolculuğu olmasıdır. Bizde bir müzisyenin yaklaşık iki günlük yolculuğunu ve karşılaştığı insanları ele aldık. Dolayısıyla bu ülkenin insanına ve bugününe baktık. Temel çelişkileri nedir? Onları birbirlerine yaklaştıran şey nedir? Umudu nereden çıkarabiliriz? Bu sorular çerçevesinde albüm şekillendi."

Ulaş Özer, Kınıkoğlu'nun sözlerine ek olarak şunları belirtti.

“Müzisyeni tek başına değil de çevresiyle beraber. Oradaki sürecin tüm aktörleri ile birlikte anlatırız sorusuna da yanıt aradık. Memleketimden İnsan Manzaraları eserinin içerisinde işçi sınıfını anlatır Nâzım. Bütün çıplaklığı ile anlatır. Ama siz görürsünüz Nâzım işçi sınıfını bir sürü arızasına rağmen sever. Burada da bizim karakteri idealize etmeyişimizin nedenlerinden birisi bu. Biz gerçek insanları oraya çıkarmak. Ele almak istedik.” 

Falay’ın albümün biçimsel tercihlerine yönelik olarak sorularına Özer’in verdiği cevaplar sonrası şarkılardan kesitler dinletilerek yorumlandı. 

"Madem konuyu bütünsel olarak ele aldık. Albümü müzikal olarak da bu şekilde ele almalıyız diye düşündük. Parçalar arasında bazı farklılıklar var. Sound olarak da farklılıklar var. Bizim karakterlerimizde bazı farklılıklar taşıyorlar. Burada farklılıklarımızı görünür çıkarmaya çalıştık. Örneğin Sevda, Özlem, Hülya’da öne çıkan üç enstrüman var. Bir tanesi flüt, biri klarnet, bir tanesi ise alto saksafon. Sevda’yı flüt ile var etmeye çalıştık. Özlem’i klarnetle, Hülya’yı da alto saksafonla. Hepsini birlikte konuşturduğumuz yerde ise bunların üçünü bir arada kullandık. Burada ki söylediğimi şeyle bizim biçimimiz arasında çok ciddi bir ilişki kurmaya çalıştık."

Sokullu’da Rönesans, 11 Haziran Pazar 15.00’da “Parti kitabını yazmak: Arka plan, sorunlar, tarihte yöntem” başlığında Aydemir Güler'in konuşmacı olduğu söyleşi ile devam edecek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.