Sayfa yolu
Yapay zeka rock söylerse: Müziğin sonu mu geliyor?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 07.07.2025 , 07:18 Güncelleme Tarihi: 07.07.2025 , 07:38
Yapay zekânın yaşamın her alanında giderek daha etkili olması, özellikle sanatı nasıl bir geleceğin beklediği sorusunu gündemde tutuyor. Özellikle hangi sanat yapıtının yapay zekâ tarafından üretildiği, hangisinin “sahici” olduğunun ayırt edilemeyeceği noktaya gelinmesi düşüncesi, pek çok kişiye haklı olarak korku veriyor.
Son günlerde müzik çevrelerinde konuşulan bir olgu, bu tartışmaya yeni bir örnek oluşturuyor. The Velvet Sundown isimli bir rock grubu adını hızla duyurdu ve Spotify’da kısa bir süre içerisinde aylık dinleyici sayısı 1 milyona yaklaştı. Yola yeni çıkan bir grup için bu rakam son derece sıradışı. Sıradışı olan başka bir şey, bu yazının yazıldığı 5 Temmuz’a dek grubun bir ay içerisinde iki albüm birden yayınlaması oldu. Üçüncü albümlerinin de 13 Temmuz’da yayınlanacağı bilgisi verildi. Kaçınılmaz olarak, grubun ne denli yaratıcı olduğunu düşünmeden edemiyoruz.
Grubun şarkıları, 1960’larda ve 1970’lerde en iyi örnekleri verilen folk rock ile ilk kez 1980’lerde ortaya çıkan indie rock tarzlarından esinlenilmiş. Ama açık söylemek gerekirse son derece vasat, hatta vasatın altında olan bu şarkıları arka arkaya dinlemek zor. Böyle bir grubun 1970’lerde albüm yapma şansı herhalde olmazdı.
Spotify’daki profillerinde grup üyelerinin isimleri veriliyor ve grup hakkında, yapay zekâ ile yazıldığı çok muhtemel olan bir yazı yer alıyor. Ayrıca grup üyelerinin fotoğraflarını bulmak mümkün.
Oysa grubun popüler deyimle hiçbir “dijital ayak izi” yok. Ne grubu oluşturan dört insanı gören var, ne de adını duyan. Herhangi bir konserlerine ilişkin bilgi yok. Hiç röportaj vermemişler vb. Ayrıca görünen fotoğraflarının da yapay zekâ tarafından üretilmiş olduğu çok açık.
Müzikleri teknik olarak incelendiğinde de yapay zekâ kokuyor. Müziği gerçek insanların değil, yapay zekânın ürettiği anlaşılıyor.
Kısacası, bir yapay zekâ deneyiyle karşı karşıyayız. Bu deney yalnızca yapay zekâ ile müzik üretiminden oluşmuyor. Aynı zamanda bir pazarlama yöntemi deneniyor. Zaten “piyasadaki” ilk yapay zekâ ürünü müzik değil karşımızda olan. Ama en gelişkin örneklerinden biri. Şarkıların yapısı, hatta basit gitar soloları, ortalama bir dinleyici için müziği gerçeğinden ayırt etmeyi zorlaştırıyor.
Konu ile ilgili bir şeyler yazan ya da söyleyen herkes grubun ve müziğinin yapay zekâ ürünü olduğunda hemfikir. Ama uzunca bir süre için bu konuda herhangi birinden herhangi bir açıklama gelmedi. İlk açıklama ancak bu satırlar yazılırken yapıldı. Grubun Spotify’daki profili değişti ve yayımlanan yazıda The Velvet Sundown’ın yapay zekâ tarafından bestelenen, seslendirilen ve görselleştirilen bir proje olduğu bilgisi yer aldı. Bu sentetik müziğin insan yaratıcılığının yönlendirilmesiyle ortaya çıktığı belirtildi. Bunun bir aldatmaca olmadığı, yazarlık, kimlik ve müziğin geleceği ile ilgili sınırları zorlama amaçlı bir provokasyon olduğu yazıldı.
Bu açıklama yapılana kadar grubun üzerindeki gizem perdesi özellikle yerinde tutulmuş gibi görünüyor. Yani bunun bir yapay zekâ projesi olduğu gizlenmeye çalışılmadı. Bu gizem, bir pazarlama tekniği olarak kullanıldı.
Yapılmak istenen ne?
Anılan şirketin reklâmını daha fazla yapmadan, konunun bizim ilgilendiğimiz boyutunu ele almaya çalışalım. Bir taraftan bir pazarlama tekniği, evet. Ama diğer taraftan yapay zekânın kapitalizm koşullarında, yalnızca sermayenin çıkarları doğrultusunda çalışmasının kaçınılmaz olduğunu gösteren bir örnek.
Yukarıda değindiğimiz gibi ortalama dinleyicinin müziğin gerçek ya da sahte olduğunu ayırt etme şansı pek yok. Hatta yapay zekâ “öğrendikçe” işin uzmanlarının da bu şansı pek kalmayacak. Müzik veri akışı servisleri bir vadede bunlarla dolacak. Çünkü bu tür bir yapım çok daha az maliyetli. Yapay zekâ programının doğru çalışıp anlamlı bir ürün vermesini sağlayacak çok az sayıda eleman ürünün ortaya çıkması için yeterli olacak. Stüdyoda kayıt yapılmasından müzisyenlere telif verilmesine kadar pek çok maliyet ortadan kalkacak.
İşin özü, insanın yaratıcılığına gerek kalmayacak. Makineler müziği de üretecek. Ama en tehlikelisi, üretilen müzik hiç “yeni” olamayacak. Çünkü makine, geçmişte insanın yarattığı müzik birikimini öğrenecek ve ürettiği şey de bu birikimin ötesine geçemeyecek. Gerçek anlamda yeni bir şey yaratmak ancak insana özgü olmaya devam edecek. Tıpkı yüzyıllardır müzikte çığır açan, Bach’tan Beatles’a, çok sayıda örnek gibi.
Yeni olmayan müzik pazarlanmaya devam edecek. Müzik veri akışı servisleri daha az maliyet sayesinde daha çok kâr edecek. İşin insani yönüne, sanat yönüne onlar açısından gerek kalmayacak. Zaten son yıllarda alışılan vasat, artık yapay zekâ sayesinde daha ucuz üretilecek. Ve yine büyük bir tehlike, yeni kuşaklar yapay zekânın ürettiği bu vasatı olağan karşılayacak. Onlar için bu, sıradan bir tüketim nesnesi olacak. Yeni ya da “iyi” müziğe giderek daha az gereksinim duyacaklar.
Bunun distopik bir tablo olduğu açık. Bu kadar karanlık bir gelecek beklemiyor bizi aslında. İnsan var oldukça gerçek ürüne olan gereksinim de bir şekilde devam edecek. Mesele, bunu baskın hale getirmekte.
Yapay zekânın kapitalizm koşullarında insanlığı vasatlaştırmasına karşı yapılması gereken ve mümkün olan çok şey var. Ama hızlı davranmak gerekiyor. Zira yapay zekâ hızlı öğreniyor.
| Sınıfsal gerçekliği anlamayanların roman sanatını anlaması mümkün değildir |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.