Sayfa yolu
Yangınları söndürmek yetmiyor: Asıl mücadele önleme ve planlamada
Yayın Tarihi: 07.08.2025 , 14:36 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
2020’ler gelecekte "yangınlar çağı" için bir milat olarak anılacak gibi görünüyor. 2010’larda artışa geçen büyük orman yangınları artık süreklileşmiş halde.
Her yaz, günler süren ve yüzlerce hektara yayılan alevlerle mücadele etmekle geçiyor. Önce söndürme çalışmaları tartışılıyor, sonra alevlerin nedeni sorgulanıyor.
Havalar biraz serinlediğinde tüm sorular seneye yeniden gündeme gelmek üzere yazlıklarla birlikte rafa kaldırılıyor.
Bu hayati mesele kamuoyunun aksine bilim insanları için bir raf ömrüne sahip değil. Yangınları ve yanan ormanları her mevsim inceliyor, “ne yapmalı” sorusuna yanıt arıyorlar.
O isimlerden biri çalışmalarını Hacettepe Üniversitesi'nde sürdüren yangın ekoloğu ve biyolog Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu. Yangın yönetim politikasında muhafazakar yaklaşımların terk edilmesi gerektiğini savunuyor.
Yangınların Akdeniz ekosisteminin doğal bir parçası olduğunun altını çizen Tavşanoğlu, yanlış ağaçlandırma politikalarının, örneğin her yere kızılçam dikme ısrarının, alevleri daha şiddetli ve kontrol edilemez hale getirdiğini söylüyor. Geçtiğimiz yaz kendisiyle yaptığımız söyleşide bu konudaki yaklaşımını kapsamlı biçimde aktarmıştık.
Bu yıl yeni sorularla kapısını çaldık.
Yangınların dağılımı değişti mi, yanan alanlar olduğundan küçük mü gösteriliyor, alevlerin kaynağına dair neden her kurum farklı bir şey söylüyor… Her birine yanıt aradık.
Yangınlar Akdenizi aştı: Karadeniz ve Marmara alarm veriyor
Orman yangınlarının coğrafi örüntüsü bu yıl her zamankinden biraz farklı. Henüz Antalya ve Muğla’da büyük yangınlar çıkmadı. Şiddetli alevler bu defa daha kuzeyde, Bursa ve Karabük’te baş gösterdi. Çağatay Tavşanoğlu’na göre bu “korkutucu bir sinyal”.
“Bunlar, yangınların artık sadece Akdeniz'in en sıcak yerleriyle sınırlı olmadığını Batı Karadeniz ve Marmara’daki ılıman ormanlarda da büyük yangınlar görebileceğimize ilişkin bir sinyal. Bu gibi ormanların Akdeniz'deki ormanlara göre daha hassas olabileceğini düşünüyoruz.”
“Kül olduktan sonra ormanın nerede olduğu neyi değiştirir ki” diye düşünebilirsiniz.
Ama ormanların evrimsel gelişimi o küllerden neyin çıkacağı üzerinde belirleyici etkiye sahip. Ayrıntısını Tavşanoğlu’ndan dinleyelim:
“Akdeniz ormanları ve makilikler yangınla çok fazla haşır neşir oldukları için milyonlarca yıldır yangına iyi bir şekilde uyarlanmış durumdalar. O yüzden de yangından sonra kendilerini yenileyebilmek için bir sürü mekanizmaları var. Yangını fırsat olarak kullanan türler bile var.
Ama ılıman ormanlarda bu kadar sık ve büyük yangınlar on binlerce yıldır yok. Dolayısıyla da bu bölgelerdeki uyarlanmalar daha sınırlı düzeyde. Mesela kayın gibi bazı türler yine yangından sonra sürgün verme yeteneğine sahip ama sarıçam ormanlarının tepe yangınlarından sonra yenilenme imkanı sıfır.”
Alevlere karşı örülen duvar: Yanmaz bölgeler
Bursa ve Karabük yangınlarını önemli kılan, büyük olmalarının yanı sıra kente de ulaşmalarıydı. Tavşanoğlu bu riski bertaraf edebilmek için ormanlarla kentler arasında yanmaz bölgeler oluşturulmasını öneriyor.
Bu “yanmaz bölgelerin” güzel bir örneğini Bursa’daki yangında çiftçi Hamdi Ülgen verdi. Küle dönen çam ormanlarının tam ortasında yer alan Ülgen’in nektarin bahçesinde bir ağaç bile tutuşmadı.
![]() |
| “Ne yaptınız da bahçeniz zarar görmedi” sorusuna çiftçinin yanıtı basitti: “Sürekli suladım ve kuru otları temizledim.” (Fotoğraf: AA) |
Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu da tıpkı çiftçi Ülgen’in yaptığı gibi yanıcı madde yükünü azaltarak alevlerin kente ulaşmasının engellenebileceğini söylüyor:
“Hem ağaçlar seyrek bir şekilde dikilmiş. Aralarda boşluklar var. Dolayısıyla bir ağaç yansa bile diğerine atlama olasılığı azalıyor. Hem de tabandaki o yanıcı maddeleri sürekli toplamış ve temizlemiş. Bunu çok aktif bir şekilde kentlerin yakınlarında yapmamız gerekiyor.
Defalarca söylüyoruz ama hemen olabilecek bir şey değil. Çünkü burada bir sürü sorun var. Bu sorunlardan biri mülkiyet. Eğer arazi devletinse bunu Orman Bakanlığı yapabilir. Belediyeninse bu sefer bakanlıkla belediyelerin işbirliği yapması gerek. Eğer özel mülkse oradaki insanları ikna etmeniz gerekir.”
Yangınların sonuçları gizleniyor mu?
Bu yıl orman yangınlarına dair sorulara bir yenisi eklendi: Yanan alanlara ilişkin istatistikler gerçeği yansıtmıyor olabilir mi?
Geçtiğimiz haftalarda gazeteci Barış Pehlivan da dile getirdi. Orman Genel Müdürlüğü istatistiklerinde, son 10 senede (2015-2024) yılda ortalama 25 bin hektar ormanın yandığı görülüyor. Avrupa Orman Yangın Bildirgesi Sistemi’nin (EFFIS) genişletilmiş verilerine göreyse aynı zaman dilimi içinde yıllık ortalama 81 bin hektar orman yanmış durumda.
Bu fark tamamen yöntemsel ayrımlardan mı kaynaklanıyor yoksa enflasyondaki verileri olduğundan küçük göstermeye dönük bir oyun mu var?
Çalışmalarında yangın istatistiklerine sıkça başvuran Tavşanoğlu, bu farkı şöyle açıklıyor:
“Orman Genel Müdürlüğü yangınlara orman alanı anlamında bakıyor. Mesela ormanın içinde geniş bir zeytinlik vardır, orası da yanmıştır. Orman Genel Müdürlüğü orayı tarım alanı olarak gördüğü için rakamına dahil etmemiştir. Ama EFFIS orayı bir bütünlüklü yeşil alan gibi gördüğü için bunu dahil etmiş olabilir.
Yöntemsel farklılıklar olduğunu düşünüyorum ama yine de açıklanmaya muhtaç ve bu farkın araştırılması gerekiyor. Hata payı her zaman olur ama bu kadar büyük fark olmamalı.
Daha önce bir bakanın açıklamaları olmuştu hatırlarsınız benzer şekilde. İzmir Karabağlar’da 5000 hektarlık bir yangını halk tepkisinden çekindikleri için 500 hektar açıklamışlardı. Bu böyle kimseden saklanabilecek bir şey değil.”
Ağaçlandırmada nicelik var, nitelik nerede?
Birleşmiş Milletler’in “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” adlı bir gösterge seti var. Bu sette Türkiye’nin açık ara en başarılı olduğu başlık ormanlaştırma. Ağaç dikimi ve orman alanlarının artışında AKP döneminde hızlı bir artış var.
Konulan hedefler aşılmış durumda. Tabii bu tamamen nicel bir gösterge. Nitel kısmı bir muamma.
Tavşanoğlu’na soruyoruz: Sizce doğru ağaçlandırma yapılmış mıdır? Mevcut ormanların bakımı ve korunmasındaki durumla birlikte değerlendirildiğinde bu “orman büyümesi” hakkında ne söylenebilir?
“Akdeniz kuşağındaki ülkelerde İspanya ve Türkiye bu konuda en ileri ülkeydi. Ve aslında benzer politikalar yürütüldüğü için ikimiz de çok büyük yangınlarla mücadele ediyoruz şu anda. Köyden kente göçle tarlalar terk edildi. O tarlalar ya kendinden ormanlaştı ya devlet tarafından aktif olarak ağaçlandırıldı ve sonunda o dikilen ağaçlar yandı.
Herkes fidan dikiyor. Çok mutlular bundan. O fidanların çoğu ölüyor. Çünkü uygun koşullarda dikilmiyorlar. Mesela Toroslar’da yani yüksek dağda yaşamaya uyum sağlamış sedir ağaçları, İç Anadolu'nun az miktarda yağış alan bölgelerine dikiliyor ve sonuçta bunlar çok başarılı olamıyor.
Ağaçlandırma tamamen kötü demiyorum. Mesela baraj kenarlarına erozyonu engellemek için ağaç dikilebilir. Ama bunların böyle kitle faaliyetleri olarak sürdürülmesi ve ana politika olarak belirlenmesi büyük bir yanlış.
Dolayısıyla bu popülist bir söylem olarak kullanılıyor ama fonksiyonel olarak başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Eminim Türkiye'nin durumu Birleşmiş Milletler'in kriterlerin üzerindedir. Ama zaten Birleşmiş Milletler'in kriterleri de sorunlu.
Dünyayı bütünsel olarak ele almak lazım. Verdiğimiz değerin aslında en büyük kısmı tropik yağmur ormanlarına gitmeli. Daha kuzeydeki ülkeler et yiyebilsin diye Amazonlarda yağmur ormanları kesiliyor. Endonezya'nın palmiye yağı üretimi için yağmur ormanları yok ediliyor.”
Her orman her yangın bir değil
İstatistiklerin çeliştiği bir diğer nokta yangınların sebebi.
Yangınların ne kadarı insan kaynaklı, ne kadarı doğal buna dair her kurum başka bir oran veriyor. TEMA yüzde 99’u insan kaynaklı derken, İçişleri Bakanlığı yüzde 85 diyor. Ayrıca elektrik hatlarının neden olduğu yangınlar gibi alt kalemler de güncel olarak paylaşılmıyor.
Bu karmaşaya ilişkin yakın zamanda yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarını paylaşan Çağatay Tavşanoğlu, bölgesel farklılıkların önemine işaret ediyor:
“Hemen her yerde karşılaştığımız insan kaynaklı yangın oranı yüzde 85 civarı, onu söyleyelim. Ama Türkiye'yi bir bütün olarak değerlendirmek aslında yanlış, onu gördük.
Mesela İstanbul'daki yangınların yüzde 99'undan fazlası insan kaynaklı. Bu istatistiklere o kadar bir yoğunlukla giriyor ki… Türkiye'deki yüzde 85 rakamını oluşturan ana unsurlardan biri metropollerin yakınındaki yangınlar. Ama Muğla'nın dağlarına gittiğinizde yangınların neredeyse tamamının yıldırım kaynaklı olduğunu görüyorsunuz.
Bu bizim yangına bakış açımızı ciddi oranda değiştirecek bir veri. Çünkü siz ‘yangınlar insan kaynaklıdır, dolayısıyla da mücadele edilmesi gereken bir şeydir’ diyerek bir politika ilan ediyorsunuz. Ama bizim yaptığımız çalışma diyor ki İstanbul’un aksine Muğla'da durum öyle değil. Acaba buradaki yıldırım yangınları doğal yangın rejimlerinin oluşmasında önemli bir etki yapmış olabilir mi? Ve dolayısıyla bu bize yeni politika önerileri getiriyor.”
Ormanlarda büyüyen tehlike: Özelleştirme
İnsan kaynaklı yangınlar içerisinde payı en hızlı artan alt kalem elektrik hatlarının neden olduğu yangınlar.
Tavşanoğlu’nun aktardığına göre, elektrik şirketlerinin yol açtığı bu yangınlarda yanan alan, bir yılda yanan toplam orman alanının yüzde 10’unu geçiyor.
Elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin ve dağıtım şirketlerin kâr hırsının asıl sorumlu olduğunu vurgulayan Tavşanoğlu, devletin de gerekli denetimleri yapmadığını söylüyor:
“Elektrik tellerine doğru uzanan ağaçların oradan çıkabilecek kıvılcımlarla yanma ihtimali çok yüksek. O yüzden elektrik hatlarının altı boş bırakılır ve sürekli bakım yapılır, temizlenir.
Bu eskiden Enerji Bakanlığı ile Orman Bakanlığı arasında çok ciddi bir problemdi. Yine de devletteyken bu dağıtım işi çok daha iyi bir şekilde yapılıyordu. Şu anda tamamen denetimden çıkmış gibi görünüyor.
Bu şirketlerin kâr amacı çok yüksek. Ne kadar az harcama yaparlarsa kendileri için o kadar iyi olacağını düşünüyorlar. Türkiye'nin koşulları da böyle düşünmeleri için uygun görünüyor politik anlamda. Dolayısıyla bunlarla ilgili denetimlerin çok sıklaştırması gerekiyor.”
![]() |
| Bu yaz Menderes, Çeşme, Ödemiş'te çıkan yangınların elektrik kaynaklı olduğu itfaiye raporunda doğrulandı. İzmir ve çevresinin elektrik dağıtımını üstlenen Gediz Elektrik iddiaları reddetmişti. (Fotoğraf: AA) |
'Aktif ağaçlandırma politikası sorgulanmalı'
Anlıyoruz ki yangınlarla mücadele bütünlüklü olmalı: Veriler doğru ölçülmeli, bilimsel kıstaslarla değerlendirilmeli, planlı bir müdahale organize edilmeli ve başarıyı yangın uçakları/helikopterlerinin sayısıyla ölçen yaklaşım aşılmalı.
Son sözü Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu’na bırakıyoruz:
“Bir sürü uçak ve helikopter alındı. Güzel rakamlar ama sonuçta bu büyük yangınları söndürmeye yetmiyor. Bunun bir realitesi var. Büyük yangınlar meteorolojik koşullar uygun hale geldiğinde yani rüzgar kesildiğinde, sıcaklık 5-6 derece düştüğünde söndürülebilir hale geliyor.
Yüz yıldır yangınları çok agresif bir şekilde söndürüyoruz. Normalde çok alan yakmayacak yıldırım yangını dahi örtüden ilerlerken artık onlara bile izin vermiyoruz.
Biliyoruz ki milyonlarca yıldır burada bir yangın döngüsü var. Yangının olmadığı bir Anadolu ekosistemi düşünemiyoruz. Ama biz bunu geçtiğimiz yüzyıl boyunca reddettik. Küçük yangınlarla tükenecek bitkisel materyal ormanlarda daha fazla birikti. Günümüzde iklim değişikliği ile birlikte büyük yangınlara zemin hazırladı.
Buna ek olarak ağaçlandırma politikaları var. Ormanlar arasında boşluk kalmadı. Aynı zamanda köyden kente göç de kesintisiz orman alanları yarattı.
Bunların hepsi yangınları büyüten şeyler. Artık bu noktadan sonra aynı politikaya devam etmenin bir sonucunun olmayacağını görmemiz gerekiyor.
Ekolojik olarak da baksanız, ekonomik olarak da baksanız, bu aktif ağaçlandırma politikasının büyüyen yangın rejimleri ve iklim değişikliği altında ciddi olarak sorgulanması gerektiğini gösterebiliriz. Tabii bu bir sürü politikayı derinden sarsabilecek bir öneri. Dolayısıyla buna erişmek çok kolay olmayabilir.”
| 'Söndürme uçaklarından daha büyük sorunlarımız var': Yangınla mücadelede yeni stratejiler neler? |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

