Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yalanda da Korkusuz: ‘Stalin tükürdüğünü yalayacak yoksa yapacağımı bilirim’ manşeti ve gerçekler

Dün Korkusuz gazetesi 29 Ekim için atılabilecek en tuhaf manşetlerden birini attı. Gazete Mustafa Kemal Atatürk’ün “Stalin tükürdüğünü yalayacak yoksa yapacağımı bilirim” dediğini öne sürdü ancak manşetteki her şey baştan aşağı yalandı.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 30.10.2026 , 09:53

Yeni Osmanlı heveslileri, patronlar, tarikat ve cemaatler Cumhuriyet’le hesaplaşıp 29 Ekim'de zafer kutlaması yaparken, kendisini “muhalif” diye tanımlayan bazı “gazeteler” bu gerçekle hesaplaşmak yerine, yalanlara sarılmayı tercih ediyor:

Atatürk kurduğu cumhuriyeti böyle korudu. Boğazlar ve Ardahan’a göz diken SSCB’ye böyle meydan okudu: Stalin tükürdüğünü yalayacak yoksa yapacağımı bilirim.

Baştan aşağı uydurma olan bu manşet, sahte öykülerle dolu, “Atatürk” ismi kullanılarak basılan kitaplardan birinden alıntı.

Peki, bu yalan dolu alıntıyı Korkusuz gazetesi neden manşete çekmeyi tercih etti?

Çünkü Cumhuriyet düşmanlarının, Yeni Osmanlı heveslilerinin karşısına “korkusuzca” çıkmak yerine, tıpkı iktidar gibi antikomünist yalanlara sığınmayı daha güvenli buluyorlar.

Oysa topraklarımız emperyalistlerin işgali altındayken, Korkusuz’un yalanlarla hedef aldığı dost ve kardeş Sovyet iktidarı, işgale karşı bağımsızlığı için öne atılan Anadolu’daki devrimcilere karşılıksız şekilde altın ve silah desteği sunmuştu.

Bağımsızlık mücadelemizin en büyük destekçilerinden biri olmuştu Sovyetler.

Desteğin bir yönü buydu, sonrasında Cumhuriyet de kendi dostluk elini Sovyetler’e uzattı. (Bu öykünün sahte değil, gerçek ayrıntılarını okumak için)

Peki, Korkusuz’un artık “satmayan”, bayat komünizm düşmanlığından beslenen manşetinde doğru olan hiçbir şey yok muydu?

Odatv’den Mustafa İlker Yücel, Mehmet Perinçek’in “Atatürk’ün Sovyetler Görüşmeleri” adlı kitabında yer alan, görüşmenin "çok gizli" ibareli belgesini haberleştirdi.

O belgeyi aynı şekilde aktarıyoruz:

Çok Gizli

Gece saat bir buçuk civarı, Başbakan İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Rüştü Aras da dahil, misafirlerin önemli bir kısmı Elçilik'ten ayrıldıktan sonra, Kemal Atatürk'ün biraz sonra geleceğini bildirdiler.

Ve birkaç dakika sonra Kemal Atatürk, çok içkili bir şekilde yakınlarının, müzisyenlerin, kadın şarkıcıların ve evlatlık kızının refakatinde Elçilik'e geldi.

Kemal Karahan'la buluştu, onunla birlikte büfeye gitti ve aralarında heyecanlı bir konuşma başladı. Kemal, SSCB'ye duyduğu sempatiden ve dostluk duygularından bahsetmeye başladı. Sonra, Türkiye'nin bağımsızlığının yıldönümü nedeniyle ona tebrik yollanmadığı için kırıldığını belirtti.

Karahan, bunun doğru olmadığını ve böyle bir tebriğin, telgrafla Kalinin Yoldaş tarafından yollandığını söyledi. Kemal, kırgın bir tonla 'Evet, bunu biliyorum ve hatta cevap bile yolladım, fakat ben, aracılarla yapılanı kastetmiyorum. Ben, sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı değilim, ayrıca Türk halkının da lideriyim' dedi. Ve Karahan'ın yüzüne bakarak sordu: 'Sizin lideriniz kim?' Bu soruya, Karahan, liderimizin Stalin Yoldaş olduğunu söyleyerek cevap verdi. 'O zaman o, bana niye tebrik telgrafı yollamadı? Onun haricinde herkes yolladı. Böylece beni tanımak istemediğini göstermek istiyor.'

Karahan, bunun doğru olmadığını, bizde Stalin Yoldaş'ın tebrik telgrafları göndermesinin kabul görmediğini ve 28 Ekim'de Kemal'in Bağımsızlık Bayramı'nı kutlarken, Stalin Yoldaş'ın kişisel selamını ilettiğini belirtti. Kemal, kırgın bir tonla yeniden konuşmaya başladı, Sovyetler Birliği'nin büyük bir dostu olduğunu, bu dostluğun yaşadığı sürece var olacağını, fakat bu dostluğa sadece eşit ilişkiler çerçevesinde riayet edeceğini, aracıların sadece bütün bunlara zarar verdiğini, kendisinin ilişki kurmaya karar verdiğini söyledi ve bu sırada bizim Polyakov Yoldaş'a memnun bir şekilde uzun bir bildiri dikte etmeye başladı, fakat tamamlamadan, tekrar eski konuya döndü ve Stalin'in ona bir telgraf yollaması gerektiğini, bu telgrafın yollanmamasından dolayı çok kırıldığını, aracılarla görüşmelerin sadece davaya zarar verdiğini belirtti.

Karahan, bunun kısmen doğru olduğunu, hatta kendisinin (Karahan'ın) Dışişleri Bakanı Rüştü Aras'la görüştüklerinde, birbirlerini her şeyde her zaman anlamadıklarını, fakat bunun, Aras'la Litvinov görüştüğünde daha az olduğunu ve eğer Kemal ile Stalin kişisel görüşürlerse, birkaç dakika zarfında istisnasız her konuda anlaşacaklarına emin olduğunu söyledi.

Onun fikrine göre, Kemal ve Stalin'in bugüne kadar hâlâ buluşamamaları büyük bir şanssızlık. Kemal, iki ülkenin önderleri arasındaki kişisel ilişkilerin tabii ki olağanüstü faydalı olduğunu söyledi ve bunun üzerine Karahan, o sırada görüşmeye katılmış olan Başbakan İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Rüştü Aras'ı (Kemal'in gelişinden bir süre sonra tekrar Elçiliğe gelmişlerdi) göstererek, Kemal'in hükümetini görevlendirmesini, yarın kendisiyle (Karahan'la) bu buluşmanın uygun bir şekilde nasıl sağlanabileceğiyle ilgili görüşmelere başlamalarını söyledi.

Kemal, sinirli bir şekilde, inisiyatifin neden ondan kaynaklanmak zorunda olduğunu söyledi. Bunun üzerine Karahan, kimin ilk olduğunun esas olmadığı şeklinde karşılık verdi ve Aras veya kendisinin (Karahan'ın) yarın birlikte Kemal ve Stalin buluşmasının düzenlenmesi üzerine çalışabileceklerini söyledi.

Kemal, Karahan'ın sözünü keserek, yeniden uzun uzun SSCB ile olan dostluğunu ve sözlerinden ne kadar emin olduğunu belirterek şunları söyledi:

'Ben, bu dostluğu sadece eşit ilişkiler varsa, beni tanıdıklarını hissedersem sağlarım; başka türlü bir karşılıklı ilişkiyi kabul etmem. Sizin çok güçlü ve teçhizatlı bir ordunuz olduğunu biliyorum, ama ondan korkmuyorum. Ben, dünyada kimseden korkmam, buna siz de dahilsiniz. Benim arkamda 18 milyon halk var, sadece emir vermem yeterli olacaktır ve nereye yönlendirirsem, benim peşimden oraya gelirler. Çok zarar verebilirim, bunu, tabii ki, asla yapmam, ki benim verdiğim sözler, dostluğum gibi kutsal ve sağlamdır.'

Bunun gibi, bazen tehditkâr bir ruhla, bazen de bize karşı sevgisini ve dostluğunu teyit eden bir ruhla konuştu.

Bütün görüşmeyi Elçilik Sekreteri Polyakov Yoldaş çevirdi. Burada ayrıca çok iyi Rusça konuşan, Bakü'den gelmiş, Türk Hava Kuvvetleri'nden bir yüzbaşı da bulundu. Bu yüzbaşı, Türkiye'de bulunduğu sıralarda Eydeman Yoldaş'ın emrine verilmişti. Polyakov Yoldaş, Kemal'in bir cümlesini çevirirken, yüzbaşı lafa karıştı ve Polyakov'un tam doğru bir çeviri yapmadığını belirtti ve kendisi çevirdi.

Kemal, parladı ve sesinin tonunu yükselterek Karahan'a Polyakov'u çok geçmeden SSCB'ye geri göndermesi gerektiğini, Polyakov'un belki Türkçeyi iyi bildiğini, ama Karahan'ın çok kötü bir danışmanı olduğunu ve yararından çok zararının dokunduğunu söyledi.

Bundan sonra çeviriye Hava Kuvvetleri'nden yüzbaşı devam etti. Bir süre sonra Kemal, onu da kovdu, yerine Aras geçti.

Sonunda Kemal, Aras'ın da kötü çevirdiğini söyledi ve görüşmeye ara vererek, orkestranın çağrılmasını emretti. Orkestranın çalmasından ve şarkıcıların birkaç Türkçe şarkı söylemesinden sonra Kemal, Karahan'la vedalaştı ve erkanının refakatiyle uzaklaştı.

Osipov

Aslına uygundur: (İmza) (RGASPİ f. 558, l. 11, d. 388, y. 9-13)

(Kaynak: Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler Görüşmeleri, 2014, Kaynak Yayınları)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.