Sayfa yolu
Yaklaşan fırtınanın habercisi 12 Mart
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 12.03.2026 , 11:34
Türkiye siyasi tarihinin en kırılgan ve karanlık dönemeçlerinden biri olan 12 Mart muhtırasının üzerinden tam 55 yıl geçti. Bugünden geriye dönüp bakıldığında bu müdahale, sadece bir hükümet değişikliği değil, aynı zamanda Türkiye'de solun toplumsallaşmasına, işçi sınıfının kazanımlarına ve anayasal haklara yönelik en sistemli saldırılardan biri olma özelliğini koruyor.
Sendikaların kapısına kilit vurulduğu, grevlerin yasaklandığı ve düşünce özgürlüğünün ağır yara aldığı bu dönem, aslında 1980'deki 12 Eylül darbesinin de ilk habercisi ve zemin hazırlayıcısıydı.
12 Mart 1971 günü ordunun Süleyman Demirel hükümetine muhtıra vermesiyle başlayan bu süreç, asıl darbeyi demokratik kanallara ve toplumsal muhalefete indirerek ülkenin bugün içinde bulunduğu siyasal iklimin taşlarını döşedi.
Dokuz Mart 1971 teşebbüsü ve darbenin arka planı
70'li yıllara girerken Türkiye'de sol hareketler ciddi bir toplumsallık ve meşruiyet kazanmış, işçi sınıfı hareketi giderek daha fazla siyasallaşmıştı. Ekonomik krizin pençesindeki Demirel Hükümeti, yönetim bunalımını aşmak ve solun genişleyen kanallarını tıkamak amacıyla siyasal islamı ve muhafazakar odakları göreve çağırırken, askeri kanatta da farklı hareketlenmeler yaşanıyordu.
Bir dönemin "demokratı" olarak anılan Mahir Kaynak, adını ilk kez gizlice sızdığı bir oluşumun planlarını mit bünyesine bildirmesiyle duyurmuştu. Korgeneral Cemal Madanoğlu başkanlığındaki ve Doğan Avcıoğlu önderliğindeki Devrim Dergisi çevresinde toplanan Kemalist grup, ülkede BAAS rejimlerine benzer bir idare kurmayı hedefliyordu. 9 Mart 1971 günü planlanan bu darbe girişimi, ordu içindeki üst kademelerce engellendi ve bu durum 12 Mart müdahalesi için meşru bir zemin yarattı. Birçok subayın iddiasına göre, 9 Mart girişimine muhtıra yolunu açmak için bilerek göz yumulmuştu.
On İki Mart Muhtırası ve Ziverbey süreci
Orgeneral Memduh Tağmaç komutasındaki darbe, 12 Mart 1971 günü saat 13:00'da TRT radyolarından okunan bir metinle ilan edildi.
Bildiride meclis ve hükümetin ülkeyi anarşi ve sosyal huzursuzluk içine soktuğu, Atatürk'ün hedeflediği uygarlık seviyesinden uzaklaşıldığı ve anayasal reformların yapılamadığı iddia ediliyordu. Eğer partiler üstü bir anlayışla kuvvetli bir hükümet kurulmazsa, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin idareyi doğrudan ele alacağı açıkça belirtilmişti.
Darbe sonrası parlamento ve siyasi partiler görünürde açık kalsa da hükümet askerlerin isteği doğrultusunda Nihat Erim başkanlığında yeniden şekillendirildi. Bu süreçte THKO önderlerinin serbest bırakılması amacıyla İsrail İstanbul başkonsolosu Efrayim Elrom'un kaçırılması, devletin tüm gücüyle solun üzerine yürümesine neden olan Balyoz Harekatı'nı başlattı.
Balyoz Harekatı ve toplumsal yıkım
Efrayim Elrom'un öldürülmesiyle sonuçlanan olayların ardından altı büyük şehirde sıkıyönetim ilan edildi.
Başbakan Nihat Erim'in "tedbirler balyoz gibi kafalarına inecektir" ifadesiyle simgeleşen bu harekat neticesinde TİP ve DİSK kapatıldı. Binlerce solcu, aydın ve öğrenci gözaltına alınarak Ziverbey köşkü gibi merkezlerde ağır işkencelerden geçirildi.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmesiyle doruğa ulaşan bu baskı dönemi, Ulaş Bardakçı ve Mahir Çayan gibi isimlerin çatışmalarda yaşamını yitirmesiyle devam etti. 17 Nisan 1972 tarihine kadar süren balyoz harekatı boyunca kitaplar topluca yakıldı, grevler yasaklandı ve basın ağır bir sansürle susturuldu.
Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinin kapatıldığı bu süreçte, toplumsal muhalefetin damarları kesildi. Muhtıra ile koltuğundan indirilen Süleyman Demirel ise ilerleyen yıllarda dört kez daha başbakanlık ve bir kez de cumhurbaşkanlığı yaparak Türk siyasetinin merkezinde kalmayı sürdürdü.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.