Sayfa yolu
Von der Leyen’in Türkiye çıkışı: Gaf mı, yeni bir eğilim mi?
Yayın Tarihi: 22.04.2026 , 14:02
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Hamburg’da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin genişlemesini “jeopolitik zorunluluk” diye savunurken, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rusya, Türkiye ya da Çin etkisine bırakılmasın” dedi.
Von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin’le aynı cümle içinde anması tartışma yaratırken, açıklama Brüksel içinde de tepki doğurdu. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor, bu yaklaşımı “jeopolitik açıdan hatalı” ve AB’nin son dönemde Türkiye’yle daha yakın güvenlik-savunma işbirliği mesajlarıyla “tamamen tutarsız” diye niteledi.
Brüksel’in 'düzeltmesi' geri adım mı?
Von der Leyen’in sözlerinin ardından Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, açıklamanın bağlamının "Batı Balkanlar" olduğunu savundu. Pinho, Türkiye’nin aday ülke olarak komşu bölgelerde “ek sorumluluğu” bulunduğunu söylerken, Komisyon’un Türkiye’nin bölgedeki etkisini “denetlemediğini” ifade etti. Ancak bu sözler, ilk açıklamayı yumuşatmaktan çok yeni bir çerçeve sundu: Türkiye bu kez de özellikle "Batı Balkanlar" bağlamında, “AB değerleri” doğrultusunda hareket etmesi beklenen bir bölgesel güç olarak tarif edildi. Başka bir deyişle Brüksel, Türkiye’yi bir yandan “kilit muhatap” sayarken öte yandan etkisi sınırlanması gereken bir dış aktör gibi kodlamış oldu.
Von der Leyen neyi kastetmiş olabilir?
Burada asıl kritik ifade, Türkiye’nin Rusya ve Çin’le birlikte anılması kadar, “Avrupa kıtasını tamamlamak” vurgusu. Komisyon sözcüsünün açıklamasına bakıldığında, bu sözlerle esas olarak Batı Balkanlar’ın AB içine alınmasının kastedildiği anlaşılıyor. Yani mesele yalnızca diplomatik bir sürçme değil; AB yönetimi, henüz kendi içine katmadığı coğrafyaları “etki alanı mücadelesi” açısından görüyor ve bu alanların Rusya, Çin ve Türkiye gibi aktörlerin nüfuzuna bırakılmaması gerektiğini savunuyor. Bu da Avrupa’nın genişleme politikasını teknik bir üyelik sürecinden çok, jeopolitik bir tahkim hattı olarak gördüğünü düşündürüyor. Bu yorum, Komisyon’un kendi açıklamasıyla da uyumlu görünüyor.
Avrupa güvenlik tartışmasının arka planı
Bu çıkış, Avrupa’da son yıllarda yeniden sertleşen güvenlik tartışmasından bağımsız değil. Son günlerde von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, AB-NATO ilişkilerini güçlendirme ve Avrupa savunma sanayiine yatırım ile üretimi hızlandırma konusunda ortak mesaj verdi. Avrupa’da özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında hızlanan “kendi güvenliğini kendi kurma” arayışı, ABD’den gelen baskılarla birlikte daha görünür hale gelmiş durumda. Von der Leyen’in konuşmasında Avrupa’nın geçmişte Rusya’dan ucuz enerjiye, Çin’den ucuz emeğe ve ABD’nin güvenlik desteğine dayanan modele yaslandığını söylemesi de bu arayışın açık ifadesi oldu.
Bu tabloda Türkiye’nin yeri de çelişkili. Ankara, bir yandan NATO’nun önemli askeri güçlerinden biri, Karadeniz ve güneydoğu hattında stratejik konuma sahip bir ülke ve Avrupa’nın büyüyen savunma sanayii arayışında potansiyel ortaklardan biri olarak öne çıkıyor. Nitekim Mark Rutte; Erdoğan, Hakan Fidan ve Yaşar Güler’le görüşmek ve bir savunma sanayii tesisini ziyaret etmek üzere dün Ankara'ya geldi. Von der Leyen’in sözlerinin bu ziyaretle aynı günlere denk gelmesi de ayrıca dikkat çekti.
Türkiye’ye dair iki ayrı Avrupa eğilimi
Ortaya çıkan tablo, Avrupa içinde Türkiye’ye dair iki farklı eğilimin yan yana yürüdüğünü gösteriyor. Bir tarafta, güvenlik ve savunma başlıklarında Türkiye’yle işbirliğini zorunlu gören bir hat var. Diğer tarafta ise Ankara’yı, özellikle çevre bölgelerde kendi etkisini kurmaya çalışan ve bu nedenle frenlenmesi gereken bir aktör gibi gören bir yaklaşım bulunuyor. Von der Leyen’in sözleri, ikinci yaklaşımın dilini açığa vurdu. Komisyon’un sonradan yaptığı açıklama ise bunu düzeltmek yerine daha da görünür hale getirdi. Çünkü “Batı Balkanlar” vurgusu, Avrupa’nın çevresini ya kendi içine alması ya da rakip etkilerden “koruması” gereken bir alan gibi gördüğünü gösteriyor.
Burada kastedilenin, AB üyesi olmayan Batı Balkan ülkeleri; yani Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan olduğu anlaşılıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.