Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Venezuela petrolü yeniden tekellerin elinde: Bir ülkenin egemenliğinin tasfiyesi

Venezuela açısından bunun anlamı herhangi bir sektörün yabancı sermayeye açılmasından çok daha büyük. Ülke dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ve ekonomisi bir asırdır petrol gelirleri etrafında şekilleniyor. Petrolün kim tarafından çıkarılacağına, nasıl işletileceğine ve nereye satılacağına ilişkin egemenliğin bu ölçüde devredilmesi, Venezuela'nın ekonomik bağımsızlığının temel dayanağını ortadan kaldırıyor.

Delcy Rodríguez, ABD Enerji Bakanı Chris Wright ve ABD'nin Venezuela Maslahatgüzarı Laura Dogu, 12 Şubat 2026'da Venezuela'nın Monagas eyaletindeki Orinoco Petrol Kuşağı'nda Chevron ve devlet petrol şirketi PDVSA'nın ortak girişimindeki petrol üretim tesislerini ziyaret etti.

Gözde Kök

Yayın Tarihi: 29.08.2026 , 15:04 Güncelleme Tarihi: 29.08.2026 , 15:07

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela hükümetiyle varılan yeni petrol anlaşmasını “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” sözleriyle duyurdu. 

Anlaşmanın açıklanan hükümleri, Trump'ın övünmekte haksız olmadığını gösteriyor. Venezuela'nın 17 petrol sahasındaki 65 milyar varilden fazla rezervin işletilmesi için kurulacak yeni şirkette ABD yüzde 55'lik paya sahip olacak. Ayrıca üretilen petrolü maliyet fiyatından satın alma hakkı ABD'ye tanınıyor. Amerikan yönetimi bu petrolün bir bölümünü ülkenin stratejik petrol rezervlerini doldurmak ve askeri ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmayı planlıyor.

Hukuki ve mali yapısının bütün ayrıntıları henüz kamuoyuna açıklanmış değil. Ancak açıklanan hükümler bile Venezuela açısından tarihsel bir tersine dönüşe işaret ediyor. Çünkü Venezuela'da petrol hiçbir zaman yalnızca bir ihraç ürünü olmadı. Ülkenin 20. yüzyıldaki siyasi tarihi, büyük ölçüde dünyanın en büyük petrol rezervlerinden biri üzerinde kimin söz sahibi olacağı mücadelesiyle şekillendi. 

Bugün varılan nokta ise Hugo Chávez döneminde devlet denetimi güçlendirilen petrol sektörünün yeniden Amerikan ve çok uluslu petrol tekellerinin hakimiyetine açılması anlamına geliyor.

Venezuela'nın yüz yıllık kavgası: Petrol kimin?

Petrol, 20. yüzyılın başlarından itibaren Venezuela'nın dünya ekonomisindeki yerini ve ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerle ilişkilerini belirleyen temel kaynak oldu. Yabancı petrol şirketlerinin uzun yıllar belirleyici olduğu sektör 1976'da millileştirildi ve devlet petrol şirketi PDVSA kuruldu. Ancak 1990'larda “Apertura Petrolera”, yani Petrol Açılımı politikasıyla yabancı sermaye yeniden sektörde geniş bir hareket alanına kavuştu.

Hugo Chávez'in iktidara gelişi bu doğrultuda yeni bir kırılmaya işaret etti. Chávez yönetimi, zaten devlete ait olan petrol üzerindeki kamusal denetimi yeniden güçlendirdi ve yabancı petrol şirketlerinin faaliyetlerini devletin çoğunlukta olduğu ortaklıklara tabi kıldı.

Venezuela'daki devlet petrol ve doğalgaz şirketi PDVSA'ya ait bir tesisin önünde Chávez’in posteri yer alıyor ve posterde “Pura energía limpia" yani “Saf temiz enerji” sloganı yer alıyor.

Bu politikanın en önemli adımlarından biri Orinoco Petrol Kuşağı'nda atıldı. Chávez hükümeti 2007'de buradaki projeleri, devlet petrol şirketi PDVSA'nın en az yüzde 60 pay sahibi olduğu ortak girişimlere dönüştürdü. Chevron yeni koşulları kabul ederek Venezuela'daki faaliyetlerini sürdürürken, ExxonMobil ve ConocoPhillips koşulları kabul etmeyerek ülkeden ayrıldı ve tahkime başvurdu.

Dolayısıyla Chávez döneminin petrol politikası yabancı şirketleri Venezuela'dan bütünüyle çıkarmaya değil, ilişkinin yönünü tersine çevirmeye dayanıyordu: Venezuela petrolünde son sözü yabancı şirketler değil Venezuela devleti söyleyecekti.

Bu tercihin ekonomik olduğu kadar siyasi bir anlamı vardı. Venezuela ekonomisinin temel gelir kaynağını oluşturan petrol üzerindeki denetim, Chávez hükümetinin sosyal politikalarının finansmanından ABD karşısında izlediği bağımsız dış politikaya kadar Bolivarcı dönemin maddi dayanaklarından birini oluşturdu.

Maduro döneminde petrol savaşının yeni cephesi: ABD yaptırımları ve CITGO

Chávez'in 2013'te ölümünün ardından Nicolás Maduro yönetimi, özellikle Trump'ın ilk başkanlık döneminde Vaşington’un giderek ağırlaşan ekonomik baskısıyla karşı karşıya kaldı. Petrol, bu çatışmanın da merkezindeydi.

Trump yönetimi 28 Ocak 2019'da Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA'ya yaptırım kararları açıkladı. Kararın sonuçlarından biri, Venezuela'nın ABD'ye sattığı petrolden elde ettiği gelire Maduro hükümetinin erişiminin engellenmesi oldu. Petrol satışlarından doğan ödemeler, Venezuela yönetiminin erişemediği bloke hesaplarda tutuldu.

ABD 3 Ocak’ta Venezuela’ya düzenlediği saldırıyla aralarında 32 Kübalının da bulunduğu onlarca kişiyi katledip Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşi Cilia Flores’i ülkeden kaçırdı.

Aynı yaptırımlar Venezuela devletinin en önemli yurtdışı varlıklarından biri olan CITGO'yu da doğrudan etkiledi. PDVSA'nın ABD'deki rafineri ve dağıtım şirketi CITGO faaliyet göstermeye devam etti ancak şirketin gelirlerinin Maduro hükümetine aktarılması engellendi.

Vaşington'un Venezuela'nın “geçici devlet başkanı” olarak tanıdığı muhalefet lideri Juan Guaidó'nun atadığı yönetim kurulu daha sonra CITGO'nun kontrolünü devraldı. Böylece Venezuela devletine ait olan ve ABD'de büyük bir rafineri ve dağıtım ağına sahip CITGO, Maduro hükümetinin fiili kontrolünden çıkarılmış oldu.

Maduro dönemindeki ABD-Venezuela geriliminin petrol meselesinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri buydu: Vaşington yalnızca Venezuela petrolünün ABD pazarına girişini hedef almıyor, Karakas'ın sattığı petrolün gelirlerine erişimini ve ülkenin en önemli dış varlıklarından birinin yönetimini de engelliyordu.

Ancak ağır ekonomik kriz, petrol üretimindeki gerileme ve ABD yaptırımlarının yarattığı baskı altında Maduro hükümeti ilerleyen yıllarda yabancı petrol şirketlerine yeniden daha fazla alan açmaya başladı.

Chevron bunun en görünür örneklerinden biri oldu. Biden yönetiminin şirkete verdiği özel yaptırım muafiyetleri sayesinde Chevron, PDVSA ile ortak projelerde üretimini artırdı ve Venezuela petrolünü yeniden ABD pazarına taşımaya başladı. İspanyol Repsol ve İtalyan Eni gibi başka uluslararası şirketler de çeşitli düzenlemeler altında Venezuela'daki faaliyetlerini sürdürdü.

Böylece Chávez döneminin devlet ağırlıklı petrol rejimi hukuken varlığını korusa da aşınmaya başladı. Venezuela yabancı sermaye ve teknolojiye giderek daha fazla ihtiyaç duyarken Vaşington da yaptırım ve lisans sistemi aracılığıyla hangi şirketlerin Venezuela petrol sektöründe faaliyet gösterebileceği üzerinde önemli bir etki kazanmıştı.

Ancak bu tedrici geri çekilme, 2026'nın başında nitelik değiştirdi.

Maduro'nun kaçırılmasından petrol yasasının değiştirilmesine

3 Ocak 2026'da ABD ordusu Venezuela'ya düzenlediği operasyonla Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırdı ve ABD'ye götürdü. Maduro'nun ardından devlet başkanlığını Maduro’nun başkan yardımcısı ve petrol ve hidrokarbon bakanı Delcy Rodríguez üstlendi. Yeni yönetimin Vaşington'la kurduğu ilişkinin sonuçları petrol sektöründe hemen görüldü.

Henüz ocak ayının sonunda Venezuela'nın hidrokarbon yasasında kapsamlı bir değişiklik yapıldı. Yeni düzenleme, özel ve yabancı şirketlere petrol projelerinin işletilmesinde daha geniş özerklik tanıdı. Şirketlerin kendi üretimlerini pazarlamasının ve satış gelirlerini doğrudan tahsil etmesinin önü açılırken, üretim paylaşımı sözleşmeleri ve petrol sahalarının özel şirketler tarafından işletilmesi için yeni olanaklar yaratıldı.

Değişikliklerin zamanlaması da dikkat çekiciydi. Reuters daha 16 Ocak'ta uluslararası petrol şirketlerinin Venezuela petrol yasasının değiştirilmesi için hem Vaşington hem de Karakas nezdinde girişimlerde bulunduğunu bildiriyordu. Şirketlerin talepleri arasında kendi ürettikleri petrolü doğrudan ihraç edebilmek, PDVSA'nın altyapısını kullanabilmek ve mevcut mali koşulların değiştirilmesi bulunuyordu.

Temmuz ayına gelindiğinde Chevron, Repsol ve Eni'nin de aralarında bulunduğu yaklaşık iki düzine yerli ve yabancı şirket, mevcut sözleşmelerini yeni sisteme geçirmek üzere Venezuela hükümetiyle görüşüyordu. Chevron'un Venezuela'daki ortaklıklarını yeni sisteme geçirmek üzere yürüttüğü görüşmeler de sonuçlanma aşamasına geldi. Yeni düzenlemelerin Amerikan petrol devine mevcut projelerinde daha fazla operasyonel kontrol sağlaması ve Orinoco Kuşağı'ndaki faaliyetlerini genişletmesi bekleniyor.

Petrol üzerinde Chávez dönemi devlet denetiminden tekellerin egemenliğine dönüş

Chávez döneminde Orinoco'daki petrol projelerinde PDVSA'nın en az yüzde 60'lık payıyla güvence altına alınan devlet denetiminin yerini, yeni anlaşmayla 17 sahadaki 65 milyar varilden fazla rezerv üzerinde ABD tarafına yüzde 55'lik etkin pay tanıyan, üretilen petrolü maliyet fiyatından satın alma hakkı veren ve işletme haklarını 100 yıllığına yeni şirkete devreden bir düzen alıyor.

Trump'ın anlaşmayı anlatırken kullandığı ifadeler, ilişkinin niteliğini Venezuela hükümetinin açıklamalarından çok daha açık ortaya koyuyor. ABD Başkanı anlaşmanın Amerikan petrol rezervlerini iki kattan fazla artıracağını, ABD'nin petrol arzını büyüteceğini ve Amerikalılar için benzin fiyatlarını düşüreceğini söylüyor. ABD yönetimine göre maliyet fiyatından alınacak Venezuela petrolü ülkenin stratejik rezervlerinde ve askeri ihtiyaçları için de kullanılabilecek.

Venezuela hükümeti ise aynı anlaşmayı ülkeye büyük miktarda yatırım getirecek ve kamu gelirlerini artıracak bir kalkınma hamlesi olarak sunuyor.

Oysa, anlaşmanın hukuki ve mali yapısının önemli ayrıntıları henüz kamuoyuna açıklanmamış olmakla birlikte tablo yeterince açık: Chávez döneminde yabancı petrol şirketleri karşısında Venezuela devletinin çoğunluk kontrolünü güvence altına alan sistemden, ABD'nin çoğunluk payına sahip olduğu ve Amerikan ve çok uluslu petrol şirketlerinin olağanüstü geniş operasyon yetkileri elde ettiği, Venezuela’nın petrol servetinin halkın çıkarları için kullanılması yerine yabancı tekellere aktarıldığı bir sisteme geçiliyor.

Venezuela açısından bunun anlamı herhangi bir sektörün yabancı sermayeye açılmasından çok daha büyük. Ülke dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ve ekonomisi bir asırdır petrol gelirleri etrafında şekilleniyor. Petrolün kim tarafından çıkarılacağına, nasıl işletileceğine ve nereye satılacağına ilişkin egemenliğin bu ölçüde devredilmesi, Venezuela'nın ekonomik bağımsızlığının temel dayanağını ortadan kaldırıyor.

Bu açıdan bakıldığında, 28 Ağustos anlaşması yalnızca bir petrol anlaşması değil. Chávez döneminde petrol üzerinde yeniden kurulan ulusal egemenliğin tasfiyesinin ve Venezuela'nın siyasi egemenliğinin Vaşington’a teslim edilmesinin tescili niteliğinde.

Ancak Venezuela'nın petrol üzerindeki egemenlik mücadelesinin tarihi, aynı zamanda ülke halkının bu egemenliği kendi iradesi dışında elinden almak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin de tarihi. Bugün Vaşington'ın ve onunla anlaşan yönetimin teslim almaya çalıştığı yalnızca Venezuela'nın petrolü değil, bu siyasi irade. Bu nedenle Trump'ın zafer ilanlarına rağmen 28 Ağustos anlaşmasını ABD'nin Venezuela üzerindeki nihai zaferi olarak görmek için erken. Venezuela halkı, petrolün ve ülkenin geleceğinin kim tarafından belirleneceği kavgasında son sözünü henüz söylemiş değil.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.