Sayfa yolu
'Utangaç diktatör', Kılıçdaroğlu, Mısıroğlu trolleri ve 'niye döndün' soruları: Deniz Göktaş savunmasında ne anlattı?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 28.09.2026 , 15:59 Güncelleme Tarihi: 28.09.2026 , 19:31
Komedyen Deniz Göktaş, hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlamalarıyla açılan davada 88 gün sonra bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.
Savunmanın dinlemesinin ardından savcı, Göktaş'ın üzerine atılı suçlardan cezalandırılmasını istedi, hükümle birlikte Göktaş’ın tahliyesine karar verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti de Deniz Göktaş'ın tahliye edilmesine karar verdi.
Duruşmadaki savunmasında 88 günlük süreci, gözaltında yaşadıklarını ve maruz kaldığı hukuksuzlukları ayrıntılarıyla anlatan Göktaş, hakkındaki iddiaların ve hedef gösterilme mekanizmasının arka planına dikkat çekti.
Desteklemek, güç vermek için tüm okurlarımızı soL Haber'e abone olmaya davet ediyoruz.
'Kampanya başlattılar'
Göktaş sosyal medya gündeminin "troller" tarafından belirlendiğini ve bu saldırıların organize şekilde yürütüldüğüne dikkat çekti. Eski AKP Milletvekili Şamil Tayyar'ın, kendisini hedef gösteren sosyal medya paylaşımını hatırlatan Göktaş, söz konusu girişimin tutmadığını belirtti. Göktaş bunun üzerine devreye örgütlü bir toplamın girdiğini vurguladı ve şöyle konuştu:
"Bunu dava dosyasında da sunduk. Bu ekipten insanlar, ekip arkadaşlarına yalvarıyorlardı. Böyle tweetler var: 'Arkadaşlar dinle ilgili kısımlardan gidelim lütfen'. Böyle şeyler yazanlar vardı. Soruşturmaya konu olan şakamın başını solunu kesip, cımbızlayıp, bağlamından koparıp 'Dini değerleri aşağılayan komedyen' diye eş zamanlı olarak yüzlerce hesaptan paylaştılar ve CİMER'e şikayet kampanyası başlattılar. Bu kesinlikle organik bir tepki değildir."
'Hiç kimse yarım milyonu, gitmeyeceği bir bedelli askerliğe vermez'
Bunun üzerine devreye yalan haberlerin sokulduğunu belirten Göktaş, süreci şöyle anlattı:
"Mesela 29 Haziran'da yurt dışına kaçtığımı yazdılar. Bu böyle bir şey olmadı. Onun dışında 'iltica planımın parçası olduğunu' yazdılar. Biraz şans ama bunu kanıtlayabiliyorum. 22 Haziran'da 2027'de askere gitmek için yaklaşık yarım milyon lira olan bedelli askerlik ücretini yatırdım. Yani iltica planı yapan hiç kimse yarım milyonu, gitmeyeceği bir bedelli askerliğe vermez diye düşünüyorum."
'Ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor'
Türkiye'deki 20 ila 40 yaş arasındaki insanları; "yurt dışına taşınanlar", "Yurt dışına taşınmaya çalışanlar" ve "Türkiye'de yalnız kalmamak için onları vazgeçirmeye çalışanlar" olmak üzere üç kategoriye ayırdığını söyleyen Göktaş, kendisinin üçüncü kategoride yer aldığını belirtti.
Göktaş, bütün yakın arkadaşlarının Türkiye'de bir gelecek görmedikleri için eğitimlerini, işlerini bırakarak yurt dışına göçtüğünü ve göçtükleri ülkelerde ikinci sınıf vatandaş olarak oturum izni almaya çalıştıklarını anlattı. Göktaş sözlerine şöyle devam etti:
"Bütün arkadaşlarım böyle ve ben de bu sebeple turnem bitince her zaman yurt dışına giderim ve onları Türkiye'ye dönmeye ikna etmeye çalışırım. 'Ya sandığınız kadar kötü değil. Bir şekilde çözebiliriz. Bana bir bir yıl verin' falan gibi. Ama yurt dışına kaçtığıma dair haberleri onlarla beraber okumak benim için çok trajikomik oldu. Onları hala Türkiye'ye geri dönmeye ikna etmek istiyorum ve çalışacağım. Ama şakaları sebebiyle üç ay hapse girmiş bir komedyen olarak işim biraz daha zorlaştı. Yani ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor."
'Polis bana, 'Deniz, salak mısın, niye Türkiye'ye döndün?' dedi'
Türkiye'ye döndüğünde koluna girilmeden ve kelepçe takılmadan polisler eşliğinde havalimanı karakoluna gittiğini anlatan Göktaş, polislerle arasında geçen diyaloğu ve yaşananları şöyle anlattı:
"Bütün polis memurları bana, 'Deniz, salak mısın? Niye Türkiye'ye döndün?' dediler. 'Senin yerinde olsam, sendeki imkanlar bende olsa Türkiye'de bir dakika durmam' dediler. Ben de üzüldüm yani ya polis memurlarının bile Türkiye'den bu şekilde gitmek istiyor olmasına. Çünkü şakalarım insanları biraz rahatsız etti diye ömrüm boyunca sürgün yaşamamı teklif ediyorlar bana.
Sonra güle oynaya bekledik. Telefonumu bile almadılar. Komiser geldi. Daha sonra oraya kadar hiçbir şey yok. 'Kelepçe yapın' dedi. Ben de 'Geldim, kendim teslim oldum. Kelepçe yapacak bir durum yok. Yapamazsınız' dedim. O da zorunlu prosedürün bu olduğunu söyledi. Ben de 'O zaman zorla yapacaksın. Rızam yok' dedim. Bunun üzerine komiser vazgeçti."
'İstedikleri aşağılama ritüeli görüntüsünü yakalayamadıkları için arkadan bir görüntü yayınladılar'
Sonrasında nezarethaneye alındığını ve yaklaşık iki saatlik bekleyişin ardından Vatan Emniyet'in Güvenlik Şubesinden bir komiserin geldiğini aktaran Göktaş, ters kelepçeyle yayınlanan görüntülerinin nasıl çekildiğini anlattı:
"Komiser yine 'Kelepçeleyin' dedi. Ben de aynı şeyleri söyledim ama bu sefer yanındaki polislere parlak yelekler giydirilmişti. Ben de videoyla şov yapılacağını anladım. Hem kelepçeye hem görüntü alınmasının rızam olmadığını söyledim. Zorla yaptılar. Hayatımda ilk kez kelepçe taktırmamaya çalıştığım için tam şeyi yapamadım, dört saniyede taktılar yani. Ve nihayetinde 'Benim yakalama kararım var galiba' diye girdiğim havalimanından ters kelepçeyle başıma bastırılarak çıkarıldım. Önden arkadan yandan ters kelepçeli videomu çektiler. Ben bunun yapılacağını bildiğim için hepsinde başımı kaldırıp kameraya gülümsedim. Arkadan çektiklerinde de kamerayı bulup gülümsedim. İstedikleri aşağılama ritüeli görüntüsünü yakalayamadıkları için uzak ve arkadan bir görüntü yayınladılar."
Nezarethanede geçirdiği geceyi ve hakkında herhagi bir suçlama olmamasına karşın yaptırılan uyuşturucu testini anlatan Göktaş, ertesi gün Çağlayan Adliyesi'ne götürüldüğünü belirtti. Göktaş, AKP'nin yargı kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'yla adeta zorla görüştürülmesini şu ifadelerle anlattı:
"Sabah Çağlayan Adliyesi'ne getirildim. Sorguya konu olan gösterimi bile izlememiş olan savcıya şakaları izah ettim. Savcılık sorgusundan çıkıp adliye koridorunda duruşmayı beklerken aileme soruldu, avukatlarıma soruldu ve bana da üç kez soruldu: 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun? Senin için geldi' diye. Ve ben üçünde de sert ve net bir şekilde kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. Duruşmaya girmeden adliye koridorunda komiser zorla ve emrivaki bir şekilde beni Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürdü. Yani ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu'yla görüştüm.
Kılıçdaroğlu geldi, 'Neden yurt dışından döndün? İmkan olsa bir dakika durmam...' Bir tek o böyle demedi bütün konuştuğum insanlar arasında. Kendisiyle ben tutukluyken üzerinden reklam yapmasın diye görüşmek istemiyordum. Ekstra gıcıklığım yok, üzerinden reklam yapılmasını istemiyordum. Zorla olunca da sert ve net konuştum. Yani çıkıp reklam yapamasın diye. Ve herkes şahitti o konuşmaya. Ona rağmen konuşmamı yalanladılar. Hatta polis memurları, komiser, 'Niye CHP'yi salın dedin adama?' diye sordular. Avukatlarımı bile göremiyorken sözlerimi yalanlayacak bir parti başkanıyla neden adliyede zorla görüştürüldüm?"
'Resmi makamlar delil karartmaya çalışıyor, ben başka yerlerden paylaşıyorum'
Daha sonrasında çıkarıldığı mahkeme tarafında "kaçma ve delil karartma" şüpheleriyle tutuklandığını hatırlatan Göktaş, şöyle konuştu:
"Ya ben New York Komedi Festivali'nde iki kere gösteri yaptım. Amerika'da gösteri yapabilmek için çalışma izniniz olması gerekiyor. Bu sebeple de benim yetenek vizem var. Yani Amerika'da oturum iznim ve çalışma iznim var. Ben buna rağmen soruşturma olduğunu öğrenir öğrenmez Türkiye'ye döndüm.
Aynı şekilde davanın konusu ve tek delil olan gösteri videoma resmi makamlarca erişim engeli getirildi. Yani resmi makamlar delil karartmaya çalışıyor, ben başka yerlerden paylaşıyorum. Bu şekilde olmasına rağmen delil karartma sebebiyle tutuklandım."
'Trol ekibinin derdi din değil, eleştiren her sesi sindirmek'
Tutuklanmasının ardından hücredeki ilk haftasında televizyonda ters kelepçeli videolarının döndüğünü ve yalan haberlerin servis edildiğini belirten Göktaş, kendisine yönelik kampanyanın asıl amacına dikkat çekti:
"Hücremdeki ilk haftamda ters kelepçeli videomu izledim televizyonda sürekli dönüyordu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun ona söylediğim cümleyi inatla reddetmesini izledim. Hakkımda CİMER kampanyası yapan yayın organlarının canım babam hakkındaki düpedüz yalan haberlerini izledim. Yalanlanmasına rağmen aynı haberleri tekrar tekrar yayınladılar ve hiç utanmaları yok. Bu konuda da davamızı açtık zaten. Bu trol ekibinin derdi açıkça din değil, dini hassasiyetleri kullanarak eleştiren her sesi sindirmektir."
'30 saniyelik bir özgürlük oldu, Daltonlar çetesini övmekten tekrar tutuklandım'
İddianamenin hazırlanma sürecindeki hukuksuzluklara ve 88 günlük bekleyişe değinen Göktaş, SEGBİS üzerinden tahliye beklerken karşılaştığı "Daltonlar" suçlamasını şöyle aktardı:
"Dört cümlelik iddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Ben bu belirsiz bekleyiş sırasında psikolojik olarak yeterince yoruldum. Üstüne bir de 57. günde bir haber geldi. Bir cuma akşamı mesai bittikten sonra 'Deniz toparlan SEGBİS'in var' dediler. SEGBİS'e gittim 57. günde ve yine avukatlarım yoktu. Beni tutuklayan hakim karşımdaydı, müjdeli haberi verdi. Dedi ki 'İtiraz sonucu iki suçlamadan tahliye oldun'. Sonra es verdi kısa bir sessizlikten sonra 'Hakkında yeni bir suçlamadan dolayı tutuklama istemi var'. Suçlama davaya konu olan gösterinin ilk beş dakikasında olan cümleler. Ve suçlama da şöyle vahim, Daltonlar suç örgütünü övme suçuyla tekrar tutuklandım. Yani 30 saniyelik bir özgürlük oldu SEGBİS odasında sonra Daltonlar çetesini övmekten tekrar tutuklandım. Sonrasında diğer iki suçtan da yeniden tutuklandım bu arada. Yani hücrede kendi kendime Masterchef izlerken iki iş günü içinde üç farklı suçtan tutuklanmış oldum."
'Diktatör ifadesi bir hakaret değil, başka birisi 'demokrat' diyebilir ve benden daha çok güldürebilir'
Hakkındaki "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasına gerekçe gösterilen "utangaç diktatör" ve "terapi" sözlerinin sanatsal ve siyasi eleştiri kapsamında olduğunu vurgulayan Göktaş, şu ifadeleri kullandı:
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim 'Utangaç bir diktatörden kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi, bizim başımıza gelenleri düşünmezsek bir insan için önemli bir ilerleme', bam 22 gün güneş yok Deniz'e bu cümleden dolayı. Ve buradaki 'utangaç diktatör' tanımlaması Cumhurbaşkanına hakaret sayılmış. 'Terapiye gidiyor kesin' ve 'En son içten güldüğü video mezarlıkta' ifadeleri de rencide edici bulunmuş. Öncelikle diktatör ifadesi bir hakaret değil, siyasi bir nitelemedir. Başka bir sanatsal üretimde 'otokrat' denilebilir, bir komedyen kendi şakasına göre 'demokrat' diyebilir ve benden daha çok güldürebilir. Yazılan metnin ve sanatçının üslubuna göre seçilen kelimeler değişebilir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bildiğiniz gibi aynı zamanda AKP genel başkanıdır. 25 yıldır iktidarda olan partinin ve Türkiye'nin en yetkili yöneticisi olarak bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hiciv sanatına mizahi eleştiriye açık olmalıdır. Gösteride geçen diktatör benzetmesi otoriter eğilim gösteren bütün yöneticilere dünyanın her yerinde sıklıkla yapılan bir benzetmedir.
Terapi gitmek de rencide edici bir şey sayılmış. Terapi herkesin gitmesi ve yararlanması gereken hayatın doğal parçası olan bir psikolojik destek hizmetidir. Terapiye yıllardır giden ve imkanı olan herkese öneren biri olarak psikolojik bir rahatsızlık imasında bulunmadım. Aynı zamanda ben psikoloji mezunuyum. Yani bir psikoloji mezunu olarak terapiye gitme eylemini negatif anlamda kullanmam söz konusu olamaz."
'Yasalar değişmedi, değişen şaka kaldıramayan kırılgan yöneticiler'
Türkiye'nin mizah geçmişine atıf yaparak dönemin siyasi iklimini eleştiren Göktaş, yasaların değil yöneticilerin tahammülsüzlüğünün değiştiğini belirtti:
"Ben çocukken televizyonda Levent Kırca izledim, mizah dergileri okudum, Ferhan Şensoy'un oyunlarını izledim, arşivlerden Gırgır dergisinin ciltlerini okudum, Devekuşu Kabare'nin oyunlarına baktım. Beni o ustalar izleseler özellikle bu davaya konu olan cümleleri bir komedyene göre fazla yumuşak dillisin deyip korkak bulurlardı. Ama onların döneminde bu eleştiriler toplum ve yöneticiler tarafından bugüne göre daha normal karşılanıyordu. Levent Kırca televizyonda program yapıyordu. Yani ben YouTube'da kendi kanalımdan paylaştığım bir şeyden yargılanıyorum.
Ve şu çok garip geliyor o yıllardaki ifade özgürlüğünü koruyan hakaretin sınırlarını belirleyen yasalar değişmedi şu an aynı. Ama o zamana göre yumuşak bulunabilecek bir politik mizahtan dolayı bir komedyen hücrede hapis yatıyor. Yani yasalar değişmedi, değişen ne şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler şu an geldiğimiz noktada böyle bir durum var.
Ferhan Şensoy'un oyunlarında eleştirdiği ve onu sansürlemeye çalışan isimler çoktan unutulmuşken en genç kuşaklar bile Ferhan Şensoy'un oyunlarını, şarkılarını ezbere biliyorlar. Bunun varacağı yer budur."
'Emekli polis intihar ederken, fon vurguncusu görevden affını istiyor'
Erdoğan'ın ülkedeki sorunların birinci derece muhatabı olduğunu belirten Göktaş, adı fon vurgununa karşına ve "görevden affını" isteyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'ya atıfla şöyle konuştu:
"Çünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sadece bu 15 dakikada anlattığım ters kelepçe uygulamasından, yurt dışına göçen gençlerden, göçme hayali kuran memurlardan, sanatçıların otosansüründen, ekonomik koşullara kadar Türkiye'de eleştirilebilecek ve hakkında şaka yapılabilecek her konunun birinci derece sorumlusudur, muhatabıdır ve çözmekle yükümlüdür.
Doğal olarak da hepimizden daha çok bu sorumluluğun farkında olarak hakkında yapılan eleştiri ve şakalara olgunlukla yaklaşmalıdır. Mesela bu haftadan bir örnek vermek istiyorum. Bir emekli polis memuru geçinemediği için intihar etti. Aynı hafta AKP Genel Başkan Yardımcısı fon vurgunu olarak geçen şeyden çok yüksek kar elde ettiği ve fon vurgunun içine dahil olduğu iddiaları sebebiyle görevden affını istedi. Şimdi emekli polis memurunun intihar etmesi de bu ülkenin yöneticilerinin sorumluluğudur ve ben bir komedyen olsam bugün ilk yapacağım şaka, tabii ki kara mizah bunun hakkında olacaktır.
Diğer taraftan burada otoriter olduğu için utangaç bir diktatör diyorum Recep Tayyip Erdoğan'a. Recep Tayyip Erdoğan'ın en yakın ekibine seçtiği genel başkan yardımcısı bugün sıradan vatandaşların hakkına girdiği iddiasıyla görevden affını istiyor. İstifa etmiyor, öz eleştiri vermiyor, görevden affını istiyor. Halkın parası oraya gitti iddiası var ama kendisi üst taraftan affını istiyor. Yani bu ancak otoriter eğilimleri olan bir liderin ülkesinde olabilecek bir şeydir. Af istemeye geliyor ve ben burada utangaç bir diktatörün hala geçerli bir şaka olduğunu düşünüyorum."
'Çıkınca bu yaşadığım süreci de aynı dille anlatmaya devam edeceğim'
90 dakikalık gösterinin sadece çok küçük bir bölümünün bu meselelere değindiğini söyleyen Göktaş, şu sözleri ekledi:
"Buna rağmen Türkiye ve gündeme dair onlarca farklı konudan bahsettiğim bu 90 dakikalık standup gösterisinin hepi topu beş dakikası kendisi hakkındadır. Bu beş dakikanın da sadece bir cümlesi iddianameye konu olmuştur. 'Diktatör olsam diktatör diyemezdiniz' şeklinde birçok demeci olmasına rağmen kendisine bir şakasında 'utangaç bir diktatör' dedi diye bir komedyenden şikayetçi olan ve onu cümle başına 22 günlüğüne özgürlüğünden mahrum eden bir yönetici olması da eleştirilecektir. Belki de şu an bazı sahnelerde eleştiriliyordur, ben de çıkınca aynı şekilde bu yaşadığım süreci de aynı dille anlatmaya devam edeceğim. Ama şunu belirtmek isterim anlattığım gibi bunlar mizahi eleştirinin bir parçasıdır hiçbir hakaret kastım yoktur. O yüzden bu suçlamadan beraatimi talep ediyorum."
'185 şikayet troller düğmeye basınca geldi'
"Kin ve düşmanlığa tahrik" iddiasına gerekçe gösterilen şikayetlerin kronolojisini açıklayan Göktaş, kurgulanmış süreci şöyle deşifre etti:
"Geri kalan üç cümleye geçiyorum. Onlar dini değerleri aşağılama kapsamında ele alındı, daha sonra savcılık sorgusu sırasında 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçlamasına çevrildi ve tutuklanma sebebim olarak gösterildi. 66 günümü hücrede geçirmeme gerekçe gösterilen bu üç cümlenin 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinin' kanıtı olarak 185 CİMER şikayeti gösterildi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından.
Tutuklandığım 3 Temmuz günü gösteriyi 100 binden fazla seyirci canlı izlemişti, YouTube'da ise 6 milyon kişi izlemişti. 100 bin beğeni, 20 binden fazla olumlu yorum vardı. Bir anda bunlar öte yanda işleme konulan 185 CİMER şikayeti. Dava dosyasında mevcut, hücrede vaktim bol olduğu için hepsine göz attım. Şikayetlerin 184'ü 27 Haziran'da başlıyor, bu da hangi tarihe denk geliyor? 'Arkadaşlar dini konulardan gidelim oradan tuttururuz' diyen trolün sözünün dinlendiği güne. Yani halkın bir şikayeti yok, ben gösterilerde yüz yüze gördüm hepsini, YouTube'da yorumları okudum.
Şikayetlere eklenen görsellerden de anlıyoruz. CİMER şikayetlerine gösteriyi nereden gördüklerini koyuyorlar, şikayetlerin çoğu YouTube'daki gösterinin gerçek kaynağından gelmiyor. Hepsi işte operasyonel hesapların sosyal medyadaki 'İğrenç komedyen dinimize hakaret ediyor' başlıklı 30 ila 40 saniyelik başı sonu kesilmiş manipülatif video kesitlerinden geliyor.
Mesela bir tane CİMER şikayetini söyleyeceğim, Kadir Mısıroğlu adına açılmış bir Instagram sayfası ve çok fazla takipçisi var. Bu sayfadan birçok CİMER şikayeti gelmiş. Sayfanın yöneticisi 'İğrenç komedyen dinimize hakaret ediyor. Arkadaşlar Emniyet'i etiketleyip durmayın o bir işe yaramıyor. Biraz emek harcayın, kolaya kaçmayın CİMER'e bildirin' yazmış. Yani sadece videoyu paylaşmakla kalmıyor bir CİMER kampanyası başlatıp, takipçilerini buna yönlendiriyorlar. 100 bin kişilik hesaptan bahsediyorum, böyle birçok hesap var. Yani bu şikayetlerin hiçbiri organik değil, sanatla mizahla gösteri izlemekle alakası olmayan hesapların yönlendirdikleri yapay bir kampanya."
'Halk o gösteriyi izleyen 6 milyondan fazla kişidir'
Toplumsal gerginlik yaratılmaya çalışıldığını ancak asıl izleyicinin bu manipülasyona düşmediğini belirten Göktaş, savunmasını şu cümlelerle bitirdi:
"Bir sahne düşünelim: Konuşmalarını ve fikirlerini sevdiğiniz bir din adamı var ve o din adamını seven bir grup, hocalarının konuşmalarını derleyip paylaştıkları bir Instagram sayfası kurmuşlar, güzel de büyütmüşler. 100 bin takipçisi var, dini konuşmaları takip ediyor. Her akşam Instagram'da iki dakikalık o kişinin konuşmasını izliyorsunuz. Sonra bir akşam normal yayın tarzı dışında 'Bu şerefsizi şikayet edin' başlığıyla bir video paylaşılıyor. Videoyu izliyorsunuz bıyıklı bir çocuk alışık olmadığınız üslupta bir şeyler diyor, binlerce kişi kahkaha atıyor. Hakaret görmediniz diyelim ama kulağınızı tırmaladı. Sevdiğiniz sayfayı dinleyip CİMER'e gidip şikayet mi edersiniz yoksa işin aslını merak edip YouTube'a mı gidersiniz? Bence bu şikayet eden 185 kişi bu manipülasyondan etkilenen insanlar. Ama bu çabaya bu manipülasyona rağmen sadece 185 kişi ikna edilebilmiş.
Ben iddianamede savcılığın 'halk' dediği kitlenin troll ordusu tarafından yönlendirilen bu 185 kişi olduğuna inanmak istemiyorum. Halk o gösteriyi izleyen 6 milyondan fazla kişidir. Halk benim gösterime bilet alıp gelen, sokakta beni gördüğünde boynuma sarılan, yüz binlerce insan esas halk. Ya o yüzden halkın bir tepkisi yok. Troll ordusunun bu yapay şikayet kampanyasını yargının ciddiye almaması gerektiğini düşünüyorum. İddianameye konu olan diğer üç cümleme de aynı şekilde. Burada bir kin ve düşmanlığa tahrik etme durumu yok. Cümlelerim çok açık ve net. Bütün şakalarımda olduğu gibi abartı ironi kelime oyunları içeriyor. Komedi bir sahne sanatıdır ve söylenenlerin hepsi kurgudur, gerçeği yansıtmaz. Ben stand up yaparken kimseye dini inançlarıyla ilgili hakaret etmedim, kimseyi aşağılamadım aksine dini değerleri kullananların, o değerlerin arkasına saklanarak yaptıkları haksızlıkları yanlışlıkları komik bir dille eleştirdim. Suçsuzum beraat ve tahliye talep ediyorum."
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.