Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Uçanlar, kaçanlar, utananlar: ‘İki münasebetsiz’ AKP korosunun akordunu nasıl bozdu?

Birileri iflah olmaz Amerikancılıklarına ve fiili İsrailciliklerine ya uçarak ya kaçarak kılıf bulmaya çalışacak… Bir de “ortamın münasebetsizleri”, komünistler, gerçeği haykırıp bazılarını utandıracak.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 14.10.2025 , 13:52 Güncelleme Tarihi: 14.10.2025 , 13:54

13 Ekim’de ortaya çıkan tablo, bir utanç vesikasıdır.

Ne dünya ne bölge tarihinde hiçbir faydası olmamış bir “ABD barışı”, dümeni tamamen Amerikancılığa kıran Türkiye’deki iktidarın da katkısıyla, emperyalizmin Filistin halkı ve bölge üzerindeki tahakkümünde yeni bir planı herkese dayattı.

İsrail meclisi Knesset’te “Benim kız da Yahudiliğe geçmiş ya Bibi, ne hoş değil mi” pespayeliğinde bir “zafer” konuşması yapan Trump’ın iki çift boş övgüsüne mazhar olmak, iktidarı sevindirik etti.

Aslında “Trump Türkiye’ye ne lazımsa onu verecek, meşruiyet verecek” diyen Tom Barrack haber vermişti.

“Erdoğan haberi alınca pilota bir el etti, uçağı Kızıldeniz’e çekti, Trump’a bir ses etti, Netanyahu’yu patates etti” şeklindeki “yeni nesil van minüt” uydurması, içten içe herkesin, bu onursuz barışta Türkiye’nin başat rolünün meşruiyete yetmeyeceğini bilmesindendi.

Nitekim, sonradan görme Filistin dostu İslamcıların, bir kez daha özlerine dönüp Amerikancılığa soyundukları bu dönemeç karşısında, bugün yandaş medyada üç ayrı tepki verildi.

Uçanlar…

Bazıları, çareyi uçmakta buldu.

Bu onursuz barışın bir büyük “başarı öyküsü” olduğunu abarttıkça abarttılar, böylece herkes gerçekleri unutur sandılar.

Misal, İbrahim Karagül:

Türkler yüzyıllarca yönetti bu bölgeyi. Öyleyse biz İsraillilerden çok daha fazla miras hakkına sahibiz. Öyleyse biz, İsraillileri ya itaat ettireceğiz ya da teslim alacağız. Öyleyse biz, bu toprakları yeniden yönetme hakkına da sahibiz.

Hele hele hele…

Daha dün “tamam, bu Amerikan planına ortak olduk, da, bari Netanyahu’yla poz vermeyelim” diye kırk takla atılmamışçasına, Osmanlı’yı yeniden kurdu Karagül.

Ama çare uçmaksa, tam uçmak lazım:

Bu bölgenin geleceği büyük güçler ile Türkiye arasında kurulacak masalara göre belirlenecektir. Ya da Türkiye’nin merkezinde yer alacağı savaşlara göre şekillenecektir. Bu ikisinden başka bir gelecek olmayacaktır.

Kaçanlar…

Bazıları, çareyi kaçmakta buldu.

Ortaya çıkan tablonun, Filistin direnişinin ehlileştirilip, İsrail’in önünün açılmasına yol açacağını içten içe hissettiler, başka şeylerden bahsettiler.

Misal, İsmail Kılıçarslan. Tel Aviv-Kahire tablosunu masaya yatırmak yerine, Sumud Filosu’na laf edenlerle uğraşmayı seçti.

Bu birilerinin Gazze bağlamlı olarak ne yaptığını söyleyeyim mi size? İsrail lehine, Gazze aleyhine olmak üzere “kontrpiyaj” yapıyorlar. (...)

İki nedeni var çektikleri ya da alet oldukları operasyonun. Birincisi Tayyip Erdoğan sevgileri ya da nefretleri… Gazze’yi Tayyip Erdoğan’dan bağımsız bir mesele olarak ele alamayacak kadar nefret ya da sevgi dolular. Gazze’de Türkiye’nin lehine ya da aleyhine bir durum gelişecek diye ödleri kopuyor. İkincisi Gazze’yi başka kimsenin daha fazla önemsemesini istemiyorlar. Ödleri kopuyor Gazze’yi babalarının malı, Gazze duyarlılığını babalarının malı saymalarına bir şey olacak diye.

Kılıçarslan, Gazze’yi önemsemek gerektiğini anlatmak için Trump barışı konusundan kaçarken, muhtemelen haberi olmadan, aynı gün aynı gazetenin bir başka sayfasında yazısı çıkan İbrahim Karagül’e ağır hakaret eder duruma düşüyor:

Gazze kimsenin babasının malı değil. Hele son düzlükte tam anlamıyla bir “insanlığın ortak değeri” haline geldi. Bu, Erdoğan nefretinden de, Erdoğan sevgisinden de, İslamcı reflekslerden de, bilmem neyden de daha önemli. Çok daha önemli.

Utananlar…

Bazıları utandı, çareyi, doğruya işaret etmekte buldu.

Dünkü onursuz tabloyu gerçekten bozan, Erdoğan’ın uçağının pist dolu olduğundan Kızıldeniz’de yarım saat tur atmasının “Netanyahu gelecek, yok, pardon, gelmeyecek” haberleriyle denk gelmesi değildi. Knesset’te gerçekleri haykıran, İsrail Komünist Partisi’nin ittifak cephesi Hadaş’ın iki ismiydi. Bazıları, işte bu onurlu duruşa saygı duruşunda bulunmayı seçti.

Misal, Bercan Tutar:

Biri Filistinli diğeri İsrailli iki cesur yürek, soykırımcıların bir sirk gösterisini aratmayan İsrail meclisi Knesset'teki siyonist ayinlerini attıkları slogan ve açtıkları pankartlarla tuzla buz etti. Knesset'te sergilenen 'ikiyüzlülüğün dayanılmaz bayağılığı'na isyan eden milletvekilleri Ayman Odeh ve Ofer Cassif, tam da Trump'ın tozpembe tablolar çizdiği sırada Gazze'deki İsrail soykırımını kınayan sloganlar atarak büyüyü bozdu.

'Oysa her şey ne kadar güzeldi. Nereden çıktı bu iki münasebetsiz' der gibi bir süre bekleyen Trump, vekiller apar topar çıkarıldıktan sonra "Bak şimdi iyi oldu" dedi pişkince. Tam adı 'Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe' olan sol görüşlü Arap-Yahudi partisi Hadash'ın lideri Odeh ile parti vekili Cassir, cesur çıkışlarıyla küresel vicdanın sesi oldu.

Sonradan görme Filistin dostu İslamcıların, bir kez daha özlerine dönüp Amerikancılığa soyundukları bu dönemecin ardından, bir kez daha tarih tekerrür edecek.

Birileri iflah olmaz Amerikancılıklarına ve fiili İsrailciliklerine ya uçarak ya kaçarak kılıf bulmaya çalışacak…

Bir de “ortamın münasebetsizleri”, komünistler, gerçeği haykırıp bazılarını utandıracak.

Özgür Özel Brüksel’de birkaç yüz kişiye “Batı öyle muhteşem ki” öyküleri anlatadursun…

Önümüzdeki dönem, iktidardaki muhalefetteki Amerikancılarla mücadelenin dönemi olacak.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.