Sayfa yolu
Üç tavır, tek tarz-ı siyaset: 'Düşünmeyin, itaat edin' çağrısı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
'Çözüm süreci' Bahçeli'nin Meclis'te DEM'li vekillerin elini sıkmasıyla başlamıştı. Yasanın geçtiği oturumda o kare tekrarlandı. Fotoğraf: Anadolu Ajansı
Yayın Tarihi: 12.08.2026 , 11:00
Siyasetin kişiler üzerinden yürümesi… Programsızlık, ilkesizlik… Yüzeysellik, duygusallık… Kült yaratma, tapınma, hatta ilahi güçlere sırtını yaslama…
Tüm bunların Türkiye siyasetindeki etkisi, uzun zamandır tartışma konusu.
İş öyle bir noktaya geldi ki, sadece duygulara hitap etmek bile kesmiyor, açıktan “aklınızı bir kenara bırakın” propagandası yapılıyor.
Arka arkaya üç gün, üç bambaşka tavra sahip gazetede çıkan üç yazı, bu tek siyaset tarzını ortaya koydu.
'Nuh Peygamber gibi Serok Apo'ya inanın, akılla değil ilahi hakiketle yaklaşın'
10 Ağustos günü. Yeni Yaşam gazetesi.
Haydar Ergül, köşesinde, çözüm süreci ve çerçeve yasayı ele alıyor.
Önce, çoğu kez tersini ifade etmek için dile getirilen “Ben kişi olarak kendimden bahsetmekten pek hazzetmem” cümlesini yazıp, uzun uzun PKK içinde yıllarca ne kadar önemli roller üstlendiğini, Öcalan’la ne kadar yakın vakit geçirdiğini, hapishanede ne kadar çile çektiğini anlatıyor.
Ardından, küçüklüğünde köy meydanında Süleyman Ağa’nın anlattığından hareketle Nuh Tufanı mitini ele alıyor. Kimse Nuh Peygamber’e inanmıyor, dalga geçiyor, deli diyor. Ama Nuh tanrıyı dinliyor:
Umutsuzluğun zirve yaptığı sırada yer gözükür, yani sular çekilmeye başlamıştır. O anda yeri gören coşku ve sevinçle Cûdî (Kürtçe kara-yer gözüktü) diye haykırır. Gemide moral, coşku ve heyecan doruğa çıkacaktır. Nihayet gemi karaya inecektir. Rivayete göre geminin indiği yer Cûdî Dağı’dır.
Ergül, gemidekilerin Nuh Peygamber’e inancının tufanı atlatmakla (ve bu arada insanlığın aklı ve eleştirel düşünceyi seçen kalanının itlafıyla) sonuçlanması üzerine “böylece yeni bir hayat başlar” diyor, “Eski, çürümüş, yozlaşmış, sapmış topluluklar yerine yeni bir toplum inşa ediliyor. Neyle? O gemiye inananlar umutla bindiler. Çünkü önderleri Nuh’a inandılar.”
Hepsi birbirinden çok "farklı" görünen gazetelerin elbirliğiyle itaat emrettiği günlerde soL Haber, okurun aklına seslenmeye çalışıyor. Elimizden geleni yapıyoruz ancak kaynaklarımız sınırlı. Artırmak için desteğinizi arıyoruz.
Ancak kurulan parallellik, basit bir metafor olmaktan çıkarılıyor. Haydar Ergül, “evet umutlu olmalıyız”ın, hatta “Öcalan’a inanmalıyız”ın ötesinde bir ders çıkarılmasını sağlamak için, doğrudan eleştirel aklı hedef alıyor:
Nuh öyküsü bir efsane gibi gözükür ama efsanelerin hakikat payları vardır ve bunun Kürdistan’da gerçekleşmesi anlamlıdır. Çünkü kutsal kitaplara göre cennet Yukarı Mezopotamya’dır. İncil’de bu açıkça bir ayette yazar, Kuran’da da 'iki nehir arası' der. Bu hakikatleri bilmeden, bugünkü tarihi adımları anlamlandırmak son derece güçtür. Pozitif bilimle tarih ve insan hakikati çok eksik anlaşılır. Mezopotamya tarihsel hakikatinde bakıldığında Serok Apo’nun attığı adım son derece anlamlı ve geleceği aydınlatıyor.
İçeriğinin, doğrultusunun ne olduğu bir türlü halkla paylaşılmayan sürecin ilk kısmi somut adımında, çerçeve yasa tartışmasında, “akıl yetmez, Öcalan’a inanın, sürece güvenin” deniliyor.
'Emperyalizmi kurnazlıkla alt ederiz çünkü Erdoğan teminattır, gerisi lafügüzaftır'
11 Ağustos günü. Sabah gazetesi.
Salih Tuna, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan ittifakı değerlendiriyor.
AKP cenahında körü körüne Erdoğan tapınısı zaten çok yerleşik olduğu için bu yazıyı seçtik. Tuna, o cenahta özellikle dış politika söz konusu olduğunda çok kez merkezden propaganda edilen doğrultuyu sorgulamaktan çekinmeyen, akla hitap eden isimlerden biri.
Yazısında ittifaka yönelik “ABD ve İsrail’in bu ittifakı İran’a karşı kullanacağı” eleştirisini aktarıyor. “Bu işler hamasetle olmaz” dedikten sonra şunları yazıyor:
Stratejik akıl şart.
Bakınız, Suriye Başbakanı 'Türk-Arap Federasyonu' teklif ettiğinde Mustafa Kemal buna yanaşmadı.
Neden mi? Şundan, bundan, Hatay meselesinden ama en önemlisi de İtilaf Devletleri'nin 'Osmanlı yeniden diriliyor' yaygarasıyla emperyalist müdahaleyi genişleteceğinden.
Türkiye'nin bugün 'Mekke Paktı' için 'Bu NATO'nun alternatifi değildir' demesi de aynı stratejik aklın ürünüdür.
Tuzağa çare ararken tuzağa düşmek de var. Tuzağı göreceksin, belirli bir plan doğrultusunda çareyi üreteceksin ki vaktinden önce emperyalistleri üstüne sıçratmayasın.
Salih Tuna, aslında verimli bir tartışmaya kapı aralıyor. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında hem Osmanlıcı hem İttihatçı geleneklerin benimsediği maceracı yayılmacılıktan uzak durmayı ve işgali alt edip kendini var eden bir ülke olarak başkalarının kendi iç işlerine karışmamasının, başkalarının iç işlerine karışmamaktan geçtiğini idrak ettiğini hatırlatmaya zemin hazırlıyor.
AKP iktidarının yıllardır sistematik biçimde “yurtta sulh cihanda sulh” yaklaşımını bu yüzden topa tuttuğunu, Yeni Osmanlıcı yayılmacılığın motor gücünün AKP değil iyice semiren Türkiye sermayesi olduğunu, üstelik bu çizginin yelkenlerini şişirenlerin Batı emperyalistleri olduğunu söylemeye fırsat veriyor.
NATO’nun ve emperyalizmin ve hatta hayatın ta kendisinin sonuçta birtakım masalardaki kurnazlıklarla değil, ekonomik alandaki çıkar ve bağımlılıklarla çalıştığını bir kez daha anlatmamız için pas atıyor.
Ama Tuna, açtığı kapıyı derhal, bizzat okurunun yüzüne çarpıp kapatıyor:
Şükür ki şükür, 15 Temmuz'u ve CAATSA yaptırımlarını iliklerine kadar yaşayan Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın varlığı teminattır.
Gerisi lafügüzaftır.
Recep Tayyip Erdoğan, kerameti kendinden menkul bir kült olarak ortaya atılıyor, “yahu” diyecek olanların dile getirecekleri “gerisi lafügüzaftır” diye ağızlarına tıkılıveriyor.
'Bir çift mavi göze bakın, hipnotize olmuş gibi biz ne dersek onu yapın'
12 Ağustos günü. Sözcü gazetesi.
Sürmanşette, “Bir çift mavi gözü hep üzerimizde hissediyoruz” başlığı atılmış.
Bu sözleri zikreden, gazeteye özel mülakat veren Özgür Özel.
Özel, Sözcü’nün önceki manşetine atıfta bulunuyor. Sözcü, çerçeve yasa oylamasının yapılacağı gün, “Unutmayın, bir çift mavi göz üzerinizde. Cesur olun tuzağı bozun” manşetiyle çıkmış, “Çıktığı yolda halka umut olan YENİ Parti’den ‘hayır’ demesi bekleniyor” yazmış, ama esas önemlisi, kapağa bir baştan bir başa Mustafa Kemal’in gözlerini yerleştirmişti.

Özgür Özel’in partisi, malum, süreç karşısında ne diyeceğine karar bile veremedi. Parti oylamada karpuz gibi ortadan ikiye bölündü. Programlar, ilkeler bir yana, siyasi kararı bile olmayan bir parti görüntüsü verdi.
İşte Özel bu vaziyet üzerine Sözcü’ye konuşuyor, “Sözcü’nün dostça hatırlatmasına dostça yanıt vereyim” diyor ve “Atatürk’e layık olmayacak hiçbir işin içinde olmadık” diye ekliyor.
Sözcü gazetesi “bir çift mavi göz”ü kapağına taşırken Mustafa Kemal Atatürk’ün konuya yaklaşımı neydi, o dönemin bağlamı içinde nereye oturuyordu, bugüne nasıl dersler sunuyordu gibi soruları tartışmıyordu.
Mustafa Kemal akılla ele alınmak yerine, okuru hipnotize etmenin aracına dönüştürülüyor, “bu gözlere bak, ben ne dersem onu yap” diye kestirip atılıyordu.
Sonra gazetenin “halka umut olduğunu” ilan ettiği Yeni Parti bir karar dahi alamayınca, gerçekçi bir analizle kavranmak yerine kült gibi içi boş bir göstergeye dönüştürülmek istenen Atatürk yine “kurtarıcı” oluyor, Özel’in ağzından “Bir çift mavi gözü hep üzerimizde hissediyoruz” deniliveriyor.
Ülke bir felakete doğru sürüklenir, halk yoksulluktan ne yapacağını bilmezken Türkiye’nin düzen siyasetinin farklı akımları, giderek aynı yaklaşımda birleşiyor.
Sorgulamayın, düşünmeyin, körü körüne inanın, arkanıza yaslanıp seyredin mesajı veriliyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.