Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

TÜİK gerçekleri: Kişi başına düşen gelir nasıl 17 bin 900 dolara çıktı?

Dolar enflasyon kadar artmadığı için TL cinsinden hesaplanan GSYH, dolara çevrildiğinde olması gerektiğinden çok daha büyük bir rakam oluyor. Bu şekilde kişi başına gelir yaklaşık 17 bin 900 dolar. Ancak doların enflasyon oranı kadar arttığı bir hesaplamada durum çok başka sonuç veriyor: Kişi başına gelir 11 bin 700 dolar olacaktı.

Suat Özeren*

Yayın Tarihi: 06.12.2025 , 00:19

Geçtiğimiz günlerde Kasım ayı tüketici fiyatları ve bu yılın 3. çeyrek büyüme rakamları TÜİK tarafından açıklandı. 

Kasım ayı tüketici enflasyonunun piyasa aktörlerinin beklentilerinin altında, yüzde 0,87 olarak açıklanması, özellikle aylık gıda fiyatlarındaki düşüşün buna neden olması kamuoyu tarafından çeşitli yönleriyle eleştirildi. Çok farklı metodolojiye ve kapsama sahip İTO ve TÜRK-İŞ’in gıda enflasyonunda ise artış olduğunun belirtilmesi bu eleştirilere kaynak gösterildi. 

Tüketici enflasyon oranının kamu emekçilerinin ve asgari ücretin belirlenmesinde baz teşkil etmesi, emekçi kesimlerin gelirlerinin önemli bir bölümünü gıda harcamalarının oluşturması, yoksulluğun derinleşmesi, çarşı-pazardaki fiyatların yüksekliği, gelirlerin ise yetersizliği haklı tepkileri artırdı.

Oklar TÜİK'i gösterirken yazılmayan ve değerlendirilmeyen gerçekler neler?

TÜİK’e her zamanki gibi iktidarın yönlendirmesi sonucunda enflasyonu olduğundan daha düşük açıkladığı eleştirileri yapılıyor ancak AKP tarafından sermaye lehine izlenen makro ekonomik programın emekçilerin gelirlerinin erimesine neden olarak onların geçinememesine, bu program ile zengin kesime yüksek faizler ile büyük sermaye transferi yapıldığına, bu kesimlerin elde ettikleri faiz gelirleri ile tüketimlerini artırdığına, tüketici fiyatlarının artmasının en büyük nedeninin bu kesimlerin taleplerinden kaynaklandığına dair durumlar ne yazık ki gerektiği ölçüde yazılmamakta ve değerlendirilmemektedir.

Türkiye’de derin bir bölüşüm şoku yaşanıyor. TÜİK’in Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre her 10 haneden en az 2'si aç, 6'sı yoksul, bir başka deyişle nüfusun yaklaşık yüzde 80'inin yoksulluk sınırı altında olduğunu, bu yüzde 80'e dahil olan ilk yüzde 20'nin de açlık sınırı altında olduğunu görüyoruz. Böyle bir ekonomide, enflasyonun talep yönlü olduğu varsayımıyla, açlık sınırı altındaki asgari ücretin ve emekli maaşlarının enflasyonist olduğu iddiasıyla iktisat politikası yapılıyor.

Gerçekte, tüketim harcamalarında meydana gelen artışın neredeyse tamamı en zengin yüzde 20'den geliyor. Yüzde 20’nin en tepesindeki kesime toplam mevduatların içinde büyük bir paya sahip olması nedeniyle yüksek faizler ile önemli kaynak transferi gerçekleştiriliyor ayrıca bu kesim konut ve altın gibi fiziksel tasarruflarındaki büyük reel artışlar sonucu büyük servet artışı sağlıyor. Bu servet etkisi bu kesimin ve ekonominin bütünündeki tüketim artışının temel nedenidir. Dolayısıyla, asgari ücretin ve emekli maaşlarındaki artışların tüketici fiyatları üzerinde önemli bir etkisinin olduğu söylenemez.

Kasım ayı tüketici enflasyonunu kısaca analiz etmeye çalışırsak; aylık enflasyon 0,87 ile beklentilerin altında oluştu. İşlenmemiş gıda başta olmak üzere gıda enflasyonunun düşmesi enflasyonun tahminlerin altında kalmasının başlıca nedeni oldu. TÜİK gıda fiyatlarının yüzde 0,69 oranında azaldığı; gıda grubundaki 8 maddenin ucuzladığı gıda grubunda 29 maddenin fiyatının ise yükseldiğini açıkladı. 

Ancak verilere mevsimsellikten arındırılmış olarak baktığımızda, geçen ay yüzde 2,1 olan tüketici fiyatlarının bu ay yüzde 1,5 olarak gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

Ancak, Kasım ayında gıda hariç enflasyon eğiliminde bir iyileşme yok. İşlenmemiş gıdayı dışlayan mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyonu (B çekirdek endeks) yüzde 2,0’de sabit kalırken, gıdayı dışlayan aylık enflasyonu ise yüzde 1,9’dan yüzde 2,1’e yükseldi (C endeks). Mevsimsellikten arındırılmış hizmet aylık enflasyonu yüzde 2,9’da yatay seyrederken, temel mallar aylık enflasyonu ise yüzde 0,8’den yüzde 1,1’e yükseldi.

Mevcut fiyatlama davranışlarına göre genellikle yılın son iki ayında enflasyon eğilimi iyileşiyor, ancak kalıcı olmuyor. Bu sebeple, eğilimdeki düşüşün sürekliliği önem kazanıyor.

17 bin 900 doların gerçek öyküsü

GSYH 2025 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 oranında arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 oranında artmıştır. Ekonominin bu dönemde hizmetler, inşaat ve sanayi sektörleri öncülüğünde, harcamalar yönünden bakıldığında ise tüketim bazlı büyüdüğü görülüyor. Depreme dönük yatırımların büyüme üzerinde önemli etkisi olduğu anlaşılıyor.

Büyümenin üretim, harcama ve gelir yönünden ayrıntılı olarak analizi başka bir yazının konusu. Açıklanan GSYH ile kişi başına gelirin 17 bin 900 dolara yükseldiği, ekonominin yüksek gelirli ülke konumuna ulaşacağı ekonomi yönetimi tarafından belirtildi. Bu yanıltıcı bilginin analiz edilmesi önem taşıyor. Belki de açıklanan bu büyüme verisinde öne çıkartılıp değerlendirilecek en önemli nokta burası.

Bilindiği gibi son yıllarda düşük kur yüksek faiz politikası ile faktör fiyatları (döviz, faiz, ücret) yönlendiriliyor. Düşük kur ile enflasyonun baskılanması yüksek faiz ile dışarıdan sermaye sağlanması, TL’nin cazip kılınması hedeflenmekte. Ancak bu politikanın sonucunda dolar enflasyon kadar artmadığı için (zorunlu değil ancak serbest piyasa ekonomisinde dalgalı kur politikası gereği kur faiz dengesi önem taşıyor) TL cinsinden hesaplanan GSYH, dolara çevrildiğinde GSYH olması gerektiğinden çok daha büyük bir rakam oluyor. Bu şekilde açıklanan GSYH 1,5 trilyon dolardır, kişi başına gelir de yaklaşık 17 bin 900 dolardır. Bu rakamlar son beş yılda dolar bazlı olarak yıllık ortalama büyüme hızının yüzde 16 olduğunu, Türkiye’nin dünyada en hızlı büyüyen ekonomisi unvanına sahip olduğu gibi absürt bir durumu ifade ediyor.

Ancak doların enflasyon oranı kadar arttığı bir hesaplamada durum çok başka sonuç veriyor. Son beş yılda dolar enflasyon kadar artsaydı GSYH yaklaşık 1 trilyon dolar, kişi başına gelir ise 11 bin 700 dolar olacaktı. Şüphesiz bu hesaplamada yurtdışı fiyatların dikkate alınması gerekiyor ancak varılan sonuç anlamlı olarak değişmeyecektir. İki ayrı hesaplamada kişi başı milli gelirde yüzde 50 gibi ciddi farklılık bulunmakta, birinde ülke orta gelişmiş ülke iken diğerinde yüksek gelirli ülke konumuna ulaştığı görülmektedir.

2020 yılında 8 bin 397 dolar olan kişi başına gelir ancak 11 bin 700’e ulaşmıştır, bu durum gelir eşitsizliğinin daha da arttığı, bölüşüm şokunun yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Emekçi kesimler büyümeden daha az pay alıyorlar. Türkiye kapitalizmi son yıllarda potansiyel büyümesinin altında bir performans gösteriyor, sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda değişen makroekonomik politikaların ekonomi ve üretim yapısında çok yönlü etkileri oluyor.


*İktisatçı

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.