Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan: Sistemde korkunç bir çıkar kavgası var

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, 15 Temmuz’un tarihsel arka planından iktidar içindeki güç kavgalarına, Muhsin Yazıcıoğlu dosyasından AHBAP ve Haluk Levent tartışmalarına kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi. Okuyan, tüm bu gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını belirterek, “Türkiye’de kamusal alan çökertilmiş durumda. Barbar bir sermaye birikim süreci yaşanıyor. Sistemde korkunç bir çıkar kavgası var” uyarılarında bulundu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 17.07.2026 , 18:03 Güncelleme Tarihi: 17.07.2026 , 18:08

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci Fatma Karaağaç’ın Elips TV’deki Filtresiz Siyaset programında siyasal gelişmeleri, 15 Temmuz’un perde arkasını, devlet içindeki güç savaşlarını ve Haluk Levent vakasını kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.

Okuyan, yaşanan olayların birbirinden bağımsız olmadığını, aksine sistematik bir sermaye birikim sürecinin parçası olduğunu vurguladı.

‘Devletin ya da bu sistemin önemli stratejik hamlelerinin hepsinde Fethullahçılar vardı’

15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılındaki tartışmalar etrafında sürecin tarihsel arka planına dikkat çeken Kemal Okuyan, Fethullahçı yapılanmanın AKP ile başlamadığını, devletin stratejik bir tercihi olarak 90'lardan itibaren yapılandırıldığını ifade etti. Okuyan konuyu şu sözlerle detaylandırdı:

"Meseleyi 15 Temmuz'a daraltarak değerlendirdiğimiz anda başka bir sonuca ulaşırız ama meseleyi 25-30 yıllık bir Türkiye öyküsü olarak ele aldığımızda başka bir sonuca ulaşırız. Çünkü bu cemaat ya da 'Hocaefendi'den FETÖ’ye geçiş çok zaman aldı. Dikkatle bakarsak Türkiye'de aslında Fethullahçıların hakim bir örgütlenme haline gelmesinin öyküsü AKP'den önce başlıyor. AKP'nin iktidara gelişini hazırlayan ortamda cemaatin çok ciddi bir rolü var. Hedefleri Türkiye'de cumhuriyetçi birikimi paralize etmek, hatta yok etmek; kamu kültürünü ortadan kaldırmak ve Türkiye'nin tamamen Amerikancı bir eksene yerleşmesini sağlamaktı. Bunlar iç içe geçmiş birbirini besleyen hedeflerdi. 

Bu hedefler AKP iktidarından önce planlandı, devletin neredeyse resmi bir stratejisi haline geldi ve AKP onun üzerine iktidar oldu. İktidar olduğunda da hem kadro kaynakları açısından hem de siyasi hedefler açısından cemaate muhtaçtı AKP.  Bir siyasi parti gibi örgütlenen hareketler değiller bunlar. İktidarlılar, devletliler; dolayısıyla devleti ele geçirdiler gibi bir öykü yanlış. Devletle beraber hareket ettiler ve bir strateji uyguladılar, devlet dediğimiz şey soyut bir kavram değil. 1990'lardan itibaren bu yapı devletin merkezine yerleştirildi. Devletin önemli stratejik hamlelerinin, ya da bu sistemin önemli stratejik hamlelerinin hepsinde Fethullahçılar vardı."

‘ABD, kendi sözünü dinleyecek bir ekibin iktidara gelmesini ya da Erdoğan'ın korkutulmasını istedi’

Darbe girişiminin uluslararası boyutuna değinen Kemal Okuyan, asıl belirleyici gücün ABD olduğunu ve meselenin bir "pasta kavgası"ndan öte, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu belirleme çabası olduğunu belirtti:

"Cemaatle AKP arasında bir pasta kavgası var mıydı; evet vardı. Ama asıl mesele AKP'nin bir dönem Amerika Birleşik Devletleri ve genel olarak Batı ittifakıyla daha pazarlıkçı bir tutum geliştirmesiydi. Buna itiraz etti ABD ve daha sadık, daha kendi sözünü dinleyecek bir ekibin iktidara gelmesini ya da Erdoğan'ın korkutulmasını istediler. Dolayısıyla bizi 15 Temmuz'a götüren süreç yalnızca Türkiye'nin iç dinamikleriyle ilgili değil, hatta asli olarak Amerika Birleşik Devletleri ile ilgilidir. Yani şu anda tekrar ‘kucaklaştığımız’, ‘dostum Trump’ falan denilerek “çok yakın ilişkiler kurduğumuzu” iddia ettiğimiz ABD’nin istekleriyle ilgilidir 15 Temmuz. Karmaşık bir süreçtir. 

Sonuca baktığımızda 10 yıl sonra “kim kazandı” sorusunun yanıtı tartışmalı çünkü cemaatin hedeflerinin tamamı gerçekleşmiş durumda. Cumhuriyetçi birikim baskılanmış durumda, büyük ölçüde ortadan kaldırılmış durumda. Türkiye'nin Amerikancı bir çizgiye yerleştirilmiş bir durumda. Neredeyse komşularımızla savaş haline gelmek üzereyiz. Bunları unutmayalım. Uğursuz bir darbe girişimi, kanlı bir darbe girişimi, Amerikancı bir darbe girişimi. Kesinlikle 15 Temmuz’da direkten döndü bu ülke. Bazıları bunu hafife alıyorlar ama öte yandan da sonuç pozitif bir noktaya mı geldi, hayır."

‘'15 Temmuz olsaydı da fark etmeyecekti' türünden bir değerlendirme yanlış’

TKP Genel Sekreteri Okuyan, darbe girişiminin olası sonuçlarını tartışmanın dahi doğru olmayacağının altını çizerken iktidarın siyaset alanını daraltmış olmasının, darbenin başarıya ulaşması halinde yaşanacak felaketin boyutlarını gölgelememesi gerektiğini ifade etti:

“İktidar bu darbeyi çok iyi kullandı kendi açısından ve Türkiye’de özgürlükleri ciddi anlamda daralttılar. Siyaset alanını daralttılar. Bugün görüldüğü gibi seçme ve seçilme hakkına dönük çok sert müdahalelerde bulundular. Bunları, 15 Temmuz’un yarattığı imkanları kullanarak gerçekleştiriyorlar ama 15 Temmuz başarıya ulaşsaydı bu ülkenin üstünden dümdüz geçerlerdi; bunun tartışılacak tarafı yok. Çünkü bu örgütlenme riyakarlık ve fesat üzerine kurulu, çok karmaşık bir örgütlenme ve ne kadar acımasız olabileceklerini yalnızca 15 Temmuz'da değil, öncesinde de çok gösterdiler. En küçük bir etik sınırlamaya tabi olmayan bir çalışma tarzları vardı. 

“15 Temmuz olsaydı da fark etmeyecekti” türünden bir değerlendirme yanlış. Bir yabancı ülkenin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen bir darbenin olası sonuçlarının tartışılmaması dahi gerekiyor; bunun bizim ülkemize hiçbir yararı olmazdı ve çok büyük bir felaket olurdu. Bu çok açık."

‘Türkiye sağının bütün kadroları cemaatle ilişkiliydi’

Fatma Karaağaç’ın sorusu üzerine BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu ölümleriyle ilgili yürütülen soruşturmada yeniden açılan dosyaları ve sızdırılan belgeleri değerlendiren Okuyan, yargı alanında yapılan hamlelerin bir "hukuki arınma" değil, iktidar bloku içindeki sertleşen kavganın bir yansıması olduğunu belirtti:

"Muhsin Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül öncesindeki görevi, örneğin ülkü ocakları genel başkanlığı herhangi bir görev değil. Türkiye’deki sistem yeniden yapılandırılırken önemli roller üstlendi. Türkiye sağı zaten bütün kadrolarıyla böyledir. Görünen siyasi tercihler ile bu ilişkilerin karmaşıklığını birbirinden ayırmak gerekir. Aslında Türkiye sağı her zaman birbiriyle ilişkilidir. 

‘Cemaatle Muhsin Yazıcıoğlu’nun zamanında birbiriyle ilişkili olduğu sonradan arasının açıldığı’ tezine itiraz edebilecek bir istihbaratım yok. Doğrudur, çünkü Türkiye sağının bütün kadroları cemaatle ilişkiliydi. Yalnızca Fethullahçılarla değil diğer cemaatlerle de ilişkilidir. Türkiye sağı cemaatsiz siyaset yapamaz. Ortaya çıkan kimi iddialar, kanıt diyemiyorum. Bir parantez açayım, Türkiye’de işin içine gizli tanık giren her soruşturmaya kuşkuyla bakmak gerekir, yurttaşlık bilincine sahipsek eğer. Korkunç bir mekanizma. Baktığımız zaman gözüken belki de bir çıkar ortaklığı ya da birlikte hareket etmekten daha sonra karşı taraflara geçme ya da ilişkide güven zedelenmesi olmuş. O helikopterin düşmesine yardımcı olunmuş. 

İktidar aslında toplumun ilgisini biraz da risk alarak CHP içindeki tartışmalara çekti. Toplum siyaset konuşuyorsa yalnızca CHP’liler değil AKP’liler de ‘ne olacak bu Kılıçdaroğlu’ meselesine odaklandılar.  Kılıçdaroğlu ile Özel arasında ya da CHP'deki iki kanat arasındaki gerilimin çok daha serti iktidar cenahında yaşanıyor ve bugün Türkiye'de gerçekleşen ‘hukuki’ operasyonların çok büyük bir bölümü iktidar içerisindeki gerilimlerle ilgili. Bu zaman zaman uyuşturucu dosyasıyla, son Haluk Levent meselesiyle ya da Muhsin Yazıcıoğlu meselesiyle ortaya çıkıyor. Bütün bu yargı eliyle yürütülen operasyonlarda iktidar içerisindeki -buna devlet örgütlenmelerini de katalım- çekişmelerin rolü olduğunu düşünmek gerekiyor. 15 Temmuz bir milatsa, 10 yıldır dokunulmayan bazı isimler var. Deniyor ki paralel yapı, o paralel yapının siyasi ayağına ilişkin hiçbir şey yapılmadı. Mücadele sertleştikçe iktidar cenahında bunlarla daha sık karşılaşacağız çünkü Türkiye'de hala en geçerli suçlamalardan biri Fethullahçılık hâlâ."

‘Türkiye yağmalandı, korkunç bir ekonomi oluşturuldu’

Kemal Okuyan bu çekişmelerin arkaplanındaki sermaye birikim sürecinin rolüne şu sözlerle değindi:

“Ben bu türden iktidar içerisindeki çekişmelerin zaman zaman bazı suçların ortaya çıkmasını sağladığını biliyorum; bu kaçınılmaz zaten. Ama şunu beklemiyorum tabii; Türkiye'de hiçbir zaman böyle bir arınma olamaz. Neden? Çünkü bu kavgaların kaynağında aslında bir kaynağı ideolojik kimi farklılıklar da var ama Türkiye yağmalandı, korkunç bir ekonomi oluşturuldu. Bunun kaymağını büyük sermaye yedi, holdingler yedi ama görüyoruz ki şu anda yargı süreçlerinde ortaya çıkan bazı şeyler var. Başkaları da yedi. Bürokratlar yedi, siyasetçiler yedi. 

Ortada çok büyük bir kaynak var bu pasta çeşitli şekillerde bir hiyerarşi doğrultusunda dağılmış durumda ama bu ekonomik çıkar çatışmaları önünde sonunda farklı siyasi konumlanışlara da ittiriyor. Çünkü Türkiye büyük bir ülke, çok büyük bir zenginlik var ortada. Ne yazık bu zenginlikten halkımızın payına hiçbir şey düşmüyor. Görüyoruz ki Türkiye’de çok barbar bir sermaye birikim süreci de yaşanmış. Ne ile yaşanmış? Uyuşturucu parasıyla, silah kaçakçılığıyla ya da silah üretimiyle. Ne yasal, ne yasadışı? Bunun ayrımına gitmemizin çok zor olduğu bu sistemde korkunç bir çıkar kavgası var.”  

‘Türkiye’de kamu çıkarları, kamusal alan çökertilmiş durumda’

6 Şubat depremi sonrası AHBAP Derneği ve Haluk Levent üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Okuyan, meselenin bir "yardımseverlik" konusundan ziyade, kamunun tasfiyesi ve sermaye aktarımı olduğuna işaret etti:

"Toplumda en son suçlanacak olan yurttaşlarımızdır. Çünkü çaresizlik nedeniyle birtakım arayışlar içerisine giriyorlar. Depremde herkesin odaklandığı nokta yardımların geç gitmesiydi. Bunun ikinci planda sorgulanması lazım. İlk sorgulanması gereken asıl deprem sırasında kamunun görevini yapmaması. Yıkımdan sonra ortaya çıkan felakette hani devletin sıcak elinden söz edilir, ‘o sıcak el niye gecikti’ sorusu doğru bir sorudur, haklı bir sorudur ama ilk soru şu; niye oldu bu? Çünkü kamu binaları da yıkıldı. Lojmanlar, hastaneler, karakollar, kışlalar; onlar da yıkıldı ve çok sayıda kamu görevlisi deprem sırasında öldü, hareket edemediler. Bunu unutmayalım. 

Türkiye'de devasa bir iş makinesi parkı var, niye kullanılmadı? Kullanılmadı çünkü devletin elinde değil. Türkiye’de Karayolları Genel Müdürlüğü’nün DSİ’nin, Kömür İşletmeleri’nin 15-20 katı makine özel sektörün elinde var. Depremde harekete geçmediler. Bunların sorgulanması gerekiyor. Türkiye’de kamu çıkarları, kamusal alan çökertilmiş durumda. 25 yıllık AKP iktidarının en önemli marifetlerinden birisi budur. Kafası sürekli olarak bireysel çıkarlar üzerine kurulu bir sistem depremzede yurttaşlarımıza yarım elini ulaştırmadı ve burada yurttaşlarımız farklı arayışlara girdiler. Kimi cemaatler, tarikatlar devletin boşluğunu doldurdu. Ama hizmet götürmek için değil, kendi çıkarları doğrultusunda. Bazı çocukları kaçırttılar o bölgeden bunları haber olarak hep okuduk. Kendi yurtlarına götürdüler ailesi ölen çocukları. Haluk Levent de burada ortaya çıktı bir figür olarak. Dedi ki, 'Bana güvenin, ben bu yardımları yerine ulaştıracağım.'

Depremin ilk 2-3 günü, 10 gün, o toz bulutu içerisinde denetim tam anlamıyla yapılamamış olabilir. Ancak ortaya çıkan rakamlar ve para trafiği, sistemin içerisine girmeden olmaz. Türkiye'de gerçekten yardım amacıyla toplanan kampanyaları devlet o kadar sıkı denetliyor ki kıpırdayamazsınız. Haluk Levent korkunç bir para toplamış, bu parayı halkımız güvendiği için vermiş. Ama bunun yanı sıra Haluk Levent başka faaliyetlerde de birtakım paralar kullanmış."

‘İktidarın bilinçli bir çabası olmadan böyle bir düzenek kurma olasılığı imkansız’

TKP Genel Sekreteri Okuyan, AHBAP’taki sürecin bir kaynak aktarma mekanizmasının parçası olduğunu vurguladı:

"Buna izin veriliyorsa bu sistem içi bir şeydir. Haluk Levent bir tarafta sistem bir tarafta diye bir şey yok. Birleşmişler, istismar etmişler hep birlikte gayet açık bu. Burada halkımızın çaresizliği var gayet açık. Bu meselede, iktidarın ve resmî görevlilerin bilinçli bir çabası olmadan Haluk Levent'in böyle bir düzenek kurma ihtimali yok. Toplanan büyük paralardan söz ediyoruz, bu sistem bu parayı kullanır. Bu da bir sermaye birikim yöntemidir. Birtakım ek kaynaklarla para toplarsınız. Deprem yardımları eğer küçük bir bölümü halka gidiyorsa onun dışında birtakım mekanizmalarla silah şirketlerine, başkalarına aktarıldıysa bu bir sermaye birikim yöntemidir, bir ek vergilenmedir örneğin topluma. Toplumun kimi zaaflarını kullanarak bir kaynak yaratıyorsunuz. Bu kaynağı Haluk Levent’e yedirtmezler.

Şu anda mesela bazı şirketlere el konuyor. Bazıları iddia ediyor ki ‘ne güzel işte iktidar büyük zenginlere de el koyuyor.’ Bazıları da diyor ki ‘serbest piyasa ekonomisine aykırı bu, müdahale ediliyor.’ Hiç ilgisi yok. Serbest piyasa ekonomisinin parçası bu. Bu bir tekelleşme sürecidir.  Bu sistem bu kadar oyuncuya izin vermez; küçükleri elerler, büyük silah şirketlerine kaynak aktarırlar. Bu kadar basit. Haluk Levent de bu işin parçası olmuş durumda.”

‘Bahis yasaklanmalı, asıl yanlışlık yoksul insanların bu tuzağa düşmesi’

Kemal Okuyan, son olarak devlet eliyle önü açılan ve toplumsal bir yara haline gelen bahis ve kumarın yasaklanması gerektiğini vurguladı:

"Bahis meselesi, yaşantının normal bir unsuru haline getirildi ve bunu devlet yaptı. Yasal bahis, yasadışı bahis ayrımı olmaz. Bahis yasaklanmalıdır çünkü bu bir sermaye birikim kanalıdır; yoksuldan alıp zengine iletmedir. Kaybeden hep yoksullar olur. Kumar yasaklanmalıdır çünkü zenginlere kaynak aktarımıdır. Biz görüyoruz; çok düşük ücretle çalışan insanlar o paralarının bir bölümünü bahise gömüyorlar ve bu ailelerinde büyük bir travma yaratıyor. Konunun bir de bahisle ilgili boyutu var. ‘Ben bahis oynadım yanlış yaptım’ diyen birisi var ama asıl yanlışlık yoksul insanların bu tuzağa düşmesi. Haluk Levent’e bir şey olmaz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.