Sayfa yolu
Asırlık Gece’nin anlattıkları ve anlatamadıkları: O.K. olmasaydı her şey bitecek miydi?
Yayın Tarihi: 17.07.2026 , 17:07
Darbe girişimi çok iyi planlanmış bir darbe girişimi, bütün ayrıntılar düşünülmüş… Planlandığı gibi saat 03.00’te başlayabilseydi darbe girişiminin teknik olarak amacına ulaşması kuvvetle muhtemeldi.”
AKP’nin TRT'de yayınlanan 15 Temmuz belgeseli “Asırlık Gece” bu değerlendirmeyle ve aslında darbenin başarılı olduğu bir senaryoyla başlıyor; ülkenin tüm kritik yerlerinde, Saray dahil tank ve darbeci askerleri gördüğümüz bir sahneyle.
İktidar açısından kahramanlık destanlarının yazıldığı bir öykünün böyle bir şekilde başlatılmasını ilginç bulduğumuzu, sonrasındaki ana halkaları da düşündüğümüzde, aslında AKP’nin yıllardır kendi inşa ettiği 15 Temmuz öyküsünü de zayıflattığını ayrıntılarıyla yazacağız.
Ancak önce bir durum tespiti, yine belgeselin anlatamadıkları üzerinden, belgeselin izinden…
Fethullahçılar nasıl güçlendi?
Askeriyede, emniyet içerisinde, yargıda ve bunların hepsinin en etkin yerlerinde yerlerimizi alacağız.”
Belgeselin ilk bölümünün ana kısmı başlarken Fethullah’ın bu sözlerini duyuyoruz.
Sonrasında bu sözlerin gereği olarak nasıl planlar yaptıklarını.
Rütbe alan komutanlara Cemaat'in kendi rütbelerini taktığı gizli bir törenin temsilini, yukarıdaki sözlerin etkisini de güçlendirecek şekilde görüyoruz örneğin.
Sonrasında AKP’li yetkililer tek tek belgesele konuk oluyor, hepsi de Gülen Cemaati’nin 40 yıldır nasıl sinsi planlar yaptıklarını anlatıyor.
Devletin tüm kurumlarına, başta TSK olmak üzere nasıl sızdıkları aktarılıyor.
Ancak bu öyküde bir tuhaflık yok mu?
Ekrana çıkıp konuşan isimlerden hiçbiri, 40 yıllık bu cemaatin AKP iktidarının 14 yıllık dönemine damga vuran esas ortaklardan biri olduğunu bir cümle dahi olsun neden dile getirmiyor?
Burada son derece acemice Cemaat’in devlete asıl sızmasının AKP öncesine dayandığı kurgusu işleniyor.
Örneğin orduda 90-94 kuşağı döneminin darbe girişiminin esas halkası olduğu, o dönemin yüzde 90’ının darbeye iştirak ettiği vurgulanıyor.
Bu izlek “15 Temmuz albaylar ve tuğgeneraller darbesidir” sözleriyle de çok daha kuvvetli bir hale büründürülüyor.
Aslında burada bir yanlış yok, darbe girişiminin esas kuvvetinin burası olduğu açık.
Ancak bu isimlerin tamamının söz konusu üst düzey rütbeleri aldığı, ordunun kritik görevlerine getirildiği dönemin AKP iktidarına rastladığı, bu isimlerin tek birine bile bu iktidar dönemi boyunca dokunulmadığı belgeselde hiçbir şekilde gündem edilmiyor.
Sanki bu isimlerin hepsi 1990-94 yılları arasında albay ve tuğgeneral rütbesi almış gibi tüm sorumluluk el çabukluğuyla AKP’nin üzerinden atılıyor.
Benzer bir kurgu hemen her konuda devreye sokuluyor.
Örneğin Cemaat’in sınav sorularını kendi üyelerine verdiği “gizemli” sahneleri görüyoruz, çetenin yükselişine işaret etmek adına.
Milyonlarca emekçi çocuğunun hakkını, emeğini çalan Cemaat’in sınav hileleri, yıllara yayılan şekilde nasıl gerçekleşti, bunun öyküsünü tüm detaylarıyla hâlâ bilemiyoruz.
Ancak bildiklerimiz var.
2011 LGS şifre rezaleti örneğin.
Ülke genelinde binlerce lisenin sokaklara döküldüğü, Cemaat’in şifre hırsızlığına karşı meydanları doldurduğu günlerde yapılan bir açıklamayı hatırlatalım:
ÖSYM Başkanı'nın yapmış olduğu açıklamalardan ben tatmin oldum. Bu arada bir şey çok açık, net belli her halde birilerinin tezgahı bozuluyor ki bu işten çok rahatsızlar ve şu anda çok çok farklı bir uygulamayla, çok daha dinamik bir yapıyla, inanıyorum ki çok daha kaliteyi, niteliği artırıcı bir yapıyla böyle bir imtihan sistemi gerçekleştirildi. Burada zaman kaybıyla ikinci imtihanı engelleme gayretleri var ve sokaklara kimlerin döküldüğü ortadadır. Bunların provokatif eylemleri hiçbir zaman bu YGS imtihanını da bence olumsuz yönde etkilememelidir diye düşünüyorum.”
Bu sözler dönemin Başbakanı Erdoğan’a ait.
O dönem şifre hırsızlığı yaptığı çok açık olan Fethullahçılara karşı sokağa dökülen liseliler için “tezgahları bozuldu” deniliyordu.
Sadece Erdoğan değil, iktidarın tüm yetkilileri aynı sözleri tekrarlayıp durdu, hemen her konuda...
Peki, bunun dışında başka neler anlatılmıyor bu belgeselde?
Ergenekon, Balyoz davaları da anlatılmıyor örneğin.
Anlatılmıyor çünkü “bu davaların savcısıyım” diyen bir iktidar var bu belgeselin arkasında.
Fethullah'la Zekeriya Öz’ü büyük bir kararlılıkla savunup cumhuriyeti elbirliğiyle tasfiye eden akıl ısrarla sümenaltı ediliyor, hiç değinilmiyor bu belgeselde.
Fethullah’ın ölüleri dahi mezardan kaldırıp oy kullandırdığı, Cemaat’in önünü en çok açan hamlelerden biri olan 12 Eylül 2010 referandumunun izine bile rastlamıyoruz bu belgeselde.
Emniyet ve TSK dışında, Cemaat’in yargıyı tüm kılcal damarlarına kadar nasıl ele geçirdiğine, iktidarın bunu nasıl seyredip desteklediğine dair bir ima bile yok.
Peki, ne var?
Cemaat bundan 40 yıl önce orduya birilerini yerleştirme kararı aldı, 40 yıl sonra da tesadüf o ya, AKP iktidardaydı, kabak da bu günahsız iktidarın başına patladı.
Üstüne üstlük bu musibeti defeden, mağlup eden de iktidar olduğu için minnet ve şükran borcumuz olması gerekiyor.
Anlatılan öykü bu…
Darbe girişiminden sadece 4 yıl önce, Cemaat’in Türkçe Olimpiyatları’nda sahne alıp Fethullah Gülen’e hitaben söylenen şu sözleri göremiyoruz:
Gurbet hasrettir. Hasretin bedeli çok ağırdır. Faturası çok ağırdır. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamı yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir ve bitsin istiyoruz."
soL Haber, son dönemde iktidarın yoğun saldırısı altında. Soruşturma tehditleri ve sansürler birbirini izliyor. soL, tüm bu baskılara karşı tereddütsüz şekilde gerçeğin kavgasını vermeye devam edecek. Bu kavgayı güçlendirmek tüm okurlarımıza çağrımız soL'a abone olmaları.
Ya O.K. olmasaydı belgeseli
Şimdi dönelim en başa…
Darbe girişimi çok iyi planlanmış bir darbe girişimi, bütün ayrıntılar düşünülmüş… Planlandığı gibi saat 03.00’te başlayabilseydi darbe girişiminin teknik olarak amacına ulaşması kuvvetle muhtemeldi.”
Belgesel bu sözlerle açılıyor demiştik.
AKP’nin 10 yıldır anlattığı 15 Temmuz öyküsünü bilerek ya da bilmeyerek delik deşik eden şey bu sözler ve O.K. anlatısı...
O.K. kim hatırlatalım.
Fethullahçı çetenin elinde tuttuğu Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli bir binbaşı.
15 Temmuz günü öğlen saatlerinde MİT’e giderek darbe sürecinin önemli bir halkasını (Hakan Fidan'a yönelik operasyonu) ihbar eden isim O.K.
Bu ihbar darbe girişiminden bu yana her zaman önemli eşiklerden biri olarak değerlendirilmekle birlikte AKP’nin 15 Temmuz anlatısının hiçbir zaman merkezine yerleşmemişti.
Çünkü 15 Temmuz üzerinden anlatılan esas öykü, iktidarın çağrısının darbe girişimini püskürttüğü üzerineydi.
Ancak belgeselin girişinde söylenen bu söz ve yine belgeselde uzun uzun anlatılan binbaşı O.K. öyküsü, girişimin engellenmesini bambaşka bir yere bağlıyor.
O.K.’nin MİT’e yaptığı ihbar, bu ihbar üzerine Hakan Fidan’ın Hulusi Akar ile yaptığı görüşme, alınan önlemler, darbe girişiminin kısmen açığa çıkması, Cemaat'in paniği ve bu nedenle girişimin planlandığı gibi 03.00’te değil, akşam saatlerinde başlatılması…
Yani belgesel ilk iki bölümünde özetle bu öyküyü anlatıyor.
Ancak burada da anlatılmayanlar var…
Nasıl oluyor da iktidarın uzun yıllar bir numaralı ortağı olan Cemaat, üstelik de “Paralel Devlet Yapılanması” adı verildiği ve operasyonlara konu olduğu bir dönemde, yine üstelik TSK’da çok örgütlü olduğu bilinmesine rağmen elini kolunu sallayarak böylesine rahat faaliyet yürütebildi?
Bu sorunun yanıtı yok belgeselde.
Madem 90-94 girişlerinin hepsinin Cemaatçi olduğu biliniyordu, bu isimler nasıl oldu da takip altına alınmadı, alındıysa da nasıl seyirci kalındı?
Buna verilen bir yanıt da görmüyoruz…
Yine belgesel boyu tüm gizemin merkezindeki isimlerden biri olarak gösterilen, ironik şekilde Yavuz Bingöl’ün canlandırdığı Fethullahçı çetenin üyesi Adil Öksüz’ün yurt dışı ve TSK içi görüşmelerinin nasıl olup da takip altında olmadığı sorusunu da kimse sormuyor bu belgeselde.
NATO Zirvesi’ne karşı eylem yapılabilir diye yüzlerce kişinin evini basıp gözaltına alan bir düzen, MİT’iyle, istihbaratıyla sürekli övünen bir iktidar, nasıl olur da 15 Temmuz’u itirafçı olan bir Cemaat yetiştirmesinin son an korkusuyla yaptığı ihbarla öğrenir?
Bunlar belgeselde hiçbir şekilde anlatılmıyor.
Yine belgeselden anlıyoruz ki, binbaşı O.K. Cemaat’in Kara Havacılık’taki üç ismini MİT’e bildirmiş, bu isimler de Cemaat’in dahi beklentisine rağmen “derdest” edilmemiş. Sonrasında da O.K. darbenin merkezlerinden olan üsse geri gönderilmiş, üzerine dinleme cihazı konularak ve bir telefon bilgisi verilerek. Belgeselde görüyoruz ki o da an an bilgi vermiş. Harekete geçileceğini anladığı anda da verdiği son bilgi sonrası MİT’ten “kışlayı terk et, uçuşa katılma” talimatı almış.
Tüm bu süreçte iktidar kanadının, MİT kanadının ne yaptığını görmüyoruz... Derdest edilen komutanları ve eşlikle karargahtan çıkarılan Hulusi Akar'ı görüyoruz sadece.
Sonuç olarak belgesel bir kurguyla, Fethullahçı bir darbecinin okuduğu darbe bildirisiyle başlıyor demiştik, belgeselin girişinde anlatılan bu öykü, o binbaşının itirafı olmasaydı, ülkenin başına bunlar gelecekti diyor aslında.
Bu da tamamen bir tesadüfe bağlanıyor.
Çünkü Hakan Fidan ve Hulusi Akar’ın görüşmeleri sonrası atılan önlem adımlarının tamamı Cemaat’in “perdeleme” hamlesiyle aslında boşa düşürülmüş, belgesel bunu söylüyor.
Cemaat girişim ifşa oldu diye düşünüp saati öne alıyor, bu sayede darbenin boşa düşeceği bir zemin sağlanıyor.
Özetle AKP bu anlatıyla birlikte kendi 15 Temmuz anlatısını da üç bölümde delik deşik ediyor.
Sonrası, sonrası da anlatılmayanlarla birlikte, bildiğimiz öykü…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.