Breadcrumb
THTM Öğretmen İnisiyatifi yüzyıllık aydınlanma belgesini gün yüzüne çıkardı: 'Rus inkılaplarının başında yine muallime ve muallimler yürüyorlardı'
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 20.05.2026 , 18:19 Güncelleme Tarihi: 20.05.2026 , 19:02
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Öğretmen İnisiyatifi, eğitim mücadelesinin geçmişini selamlama amacıyla 1922 yılına ait tarihi bir çağrı metni paylaştı. Kurtuluş Savaşı döneminde muallimlerin bağımsızlık için yaptığı ortak çağrı toplumsal hafızaya yeniden kazandırıldı.
Türkiyeli Muallime ve Muallimeler Dernekleri Birliği Muvakkat İdare Heyeti imzasını taşıyan ve Kurtuluş Savaşı döneminin ruhunu yansıtan belgede, dönemin aydın, öğretmen ve milletvekillerinin çağrısı yer alıyor. Bursa mebusu Muhittin, İzmir mebusu Mahmut Esat, Kütahya mebusu Cevdet, İktisat müderrisi Vehbi, Maarif Lem Mahsus Müdürü Vasıf, Muallim Sadri ve Muallime Leman gibi dönemin önemli isimlerinin imzasını taşıyan metin, işgal altındaki bir ülkenin öğretmenlerinin bağımsızlık, aydınlanma ve toplumsal dönüşüm için nasıl bir sorumluluk üstlendiğini gözler önüne seriyor.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Öğretmen İnisiyatifi'nin Neslişah Başaran'ın çevrisiyle kamuoyuyla paylaştığı 1922 tarihli tarihi belgenin tam metni şu şekildedir:
"Kardeşler!
Cihan harbinden, dörtyıl süren kanlı ve yangınlı dünya kıtalinden pek derin içtimai ve iktisadi yaralarla çıkan Türkiyemiz, Mondros Mütarekenamesinin daha mürekkebi kurumadan imza edenler tarafından yırtıldığını gördü. Bu nakzı ahdı (antlaşmanın geçersiz kılınmasını) sevr muahadesi (antlaşması) takip etti. Bütün bir Garb Türklüğü kendisini asr-ı ahir hukuk-ı beynelmilel (modern zamanların uluslararası hukuk) tarihinde misli sebk etmemiş (eşi benzeri görülmemiş) bir facia karşısında buldu. Artık memleketimize hayat ve istiklal hakkı tanınmıyordu. Tarihini ve bütün bir Türk tarihini gözlerinin önünde gören Türkiyemiz ondan, beşeriyetin şerefi için bir leke teşkil eden bu korkunç hissizliğe/haksızlığa karşı mukaddes isyan ve ihtilal ilhamını aldı. Hiç kimsenin ummadığı bir günde fevkalbeşer (insanüstü) bir kudretle harekete gelen Garb Türklüğü bugün eski ve yeni hukukiyatın, semavi kitapların bütün milletlere, camialara tanıdığı aziz bir hakkı; hürriyet ve istiklal hakkını dünya muvacehesinde (karşısında) tek başına müdafaa için cihan tarihinin bütün devirlerine velvele salan silahına sarıldı. O gün bu gündür üç yıl oldu; Türkiyeliler büyük davanın ihkakı(hakkını teslim etme) yolunda kanlarını güle güle akıtıyorlar, her gün biraz daha gayelerine doğru yürüyorlar. Bugün memleketimiz bütün bir tarihinde karşılaşmadığı muazzam bir tehlike, hayat ve memat cidali (kavgası) önünde bulunuyor. Fakat Garb Türklüğü belki tarihinin tekmil devirlerinde takip ettiği büyük dava ve mefkürenin (ülkü/ideal) bu günkü kadar yüksek ve ? olduğunu müdafaa etmedi. Türkiye halkı, hürriyet ve istiklalini, efendiliğini istiyor ve bütün milletler için de aynı hakkın aynı efendiliğin tanınmasını temenni ediyor.
Tarihinin bu büyük ve her gün daha mütekamil (gelişmiş/olgun) devirlerini zafer çanlarıyla süsleyerek gücüyle açan Türk, bugünkü büyük davasıyla bütün bu mazlumlar dünyasına hürriyet ve istiklal devrini küşada(düzelmeye) doğru gidiyor. Türk dünyasının büyük hareketleri, ? Cihanşümul (evrensel) tesirler yapan neticeler vermiştir. Bugünün esir milletleri de yarın adına esirler dünyasından halas (kurtuluş) günleri diyeceklerdir. Belki (?) Türk tarihine, esir insanların sevinç gözyaşları akıtırken nazik elleriyle çelenkler bırakacağı yeni bir fasıl yazılacak ve buna bütün milletlerin istiklal ve hürriyet devri denecektir. Dünya buraya doğru yürüyor, ve Türk tarihin bütün safhalarında olduğu gibi bu gün de buna arkasında yürüyen ? beşer kalelerinin önünde hürriyet ve istiklale doğru büyük bir azim, büyük bir imanla gidiyor. Tarih Türk milletini her gün bu vaziyette seyretti. Bugün de aynı çehreyi mefkürelerin(ideal) en büyüğünün, istiklal ve hürriyet mefküresinin( ideal) peşinde yürürken temaşa ediyor(izliyor). Cihan cidalinden(savaşından) kendisine has kahramanlıklar halk ederek(yaratarak) daima eğilmeden bir alınla çıkan Garb Türklüğü kendisini mütarekenin her ? her bucağından buram buram kıvılcımlı dumanlar saçan bir yangın harabesi içinde buldu. Burada, emperyalistler eliyle Türklük varlığı ?. Burası Türklerin ana vatanı idi. Her yandan masum figanları yükselen kara bahtlı diyar, bu hür insanlar mabedi bir anda her şeyi, her emeli unuttu. Elini yaralı bağrına bastı, yaşlı gözleri sildi, silkindi ve ayağa kalktı, geçmiş asırlara baktı, orada tarihinin her köşesinden yükselen küme küme ecdat sesleri dinledi. Zalime istihza(alay ederek) ile güldü. Hürriyet ve istiklal için yürüdü; yürüyor, büyük çok feyizli bir istikbal karşı, önüne çıkan her zulüm mabedini yıkarak ilerliyor. Bütün bir Türk dünyasının hayat ve mematı meselesi önünde, bütün bir Türk tarihinin dönüm günlerinde Garb Türklüğünün irfan ve milli fezasının (alanının) (?) rolü ne olacaktır? Haksızlıkların en büyüğüne karşı aziz Türkiyemizin halas(kurtuluş) davasında ona yirminci asır şiarını hayatın, cidalin manasını ifade eden bir ? sakit (sessiz) durabilir mi? Hayır!
Türkiye muallime ve muallimeleri memlekete karşı ifa edecekleri vazifenin, canlı ve kımıldanıcı hareketin en büyük önlerinde bulunuyorlar. Almanya, Rusya, Bulgaristan gibi büyük ve ufak milletlerin teceddüd (moderlenmeşme), istiklal ve hürriyet cidallerinde en büyük hareketi yine irfan teşkilatı vücuda getirdi; irfana, zeka ve idraka üstad eden bu cidaller payidar semereler (kalıcı sonuçlar) verdi. Napolyon orduları Almanya'yı istila ettikleri zamanlarda Fichte’nin beliğ ve hicazkar (etkili ve duygulu) hitabeleri bir darülfünun, bir irfan hareketi yarattı. Bu fikir-i hareketi o günde dirilen Almanya'ya, fikir Almanyasına Napolyon orduları kısa bir zaman sonra silahlarını teslim ettiler. Fikir kudretinin huzurunda silahlı kuvvetler, silahlar kırıldı. İstila bayrakları, haşmetli taclar düştü ve teslim oldular. O gün büyük Almanya hür ve müstakil olarak doğdu.
Rusyada, uzun ve mütevalî (birbirini izleyen) inkılapları irfan ve fikir gücü, bunun necip ve fedakar(soylu ve özverili) mümessili olan muallimler, alimler ve münevverler yaptılar.
Milyonlarca insanlarda mürekkep ordularıyla çarlar zayıf ve aciz kaldılar. İrfan ordusu çarların başlarından taclarını alarak halkın başına geçirdi!..
Bulgarlar bu günkü varlıklarını İstefanlarına medyun-ı şükran (şükran borçlu) durlar.

Aziz meslekdaşlar!
Bugün Türkiyemizin vaziyeti, Almanya'nın istilaya uğradığı günlerdeki halin eşidir. Cermen illerini ilim ve silah kurtardı. Silah; ilimle idrak ve zekayla kuvvet bulmaz, bunlardan veçhe(yön) alamazsa tarih gösteriyor ki yenilmeğe mahkumdur. Ancak bu iki kuvvettir ki Almanya’ya, Goethelerin, Schillerlerin, Karl Marx’ların, Babellerin, Lassalleların, Hegellerin, Fichtelerin ve daha kafile kafile filozofların, ediplerin, hekimlerin terennüm ettiği (anlattığı) medeniyet, hürriyet ve istiklali bahşetti. İlim hürriyetinin başında muallime ve muallim safları en şerefli rolü ifa etti. Alman birliği bu aklın mahsulü oldu.
Ceberut timsali çarların dize geldiği Rus inkılaplarının başında yine muallime ve muallimler yürüyorlardı. Tolstoy, Gorki, Kropotkin, Puşkin gibi büyük adamlar hayatlarını feda ederek, garb ilim ve irfanı Ruslara getirdi.
Bulgar müceddidini (yenilik), istiklalini, hürriyet-i hayatı neşredenlerin en önünde yine daima muallime ve muallim safları bulunuyordu. Şu veya bu ahlakı tercih edecek değiliz. Ancak her memleketin hayati kabiliyetine göre vücuda getirilen ilmi noktai nazarlardan (bilimsel görüşlerinden) muhtelif kıymetler ibraz eden (farklı değerler yaratan) bütün bu inkılaplarda en mühim alimlerin en büyük mercilerin muallime ve muallimler olduğunu yad etmek ve hatırlatmak istiyoruz.
Türkiyemiz, bugün yirminci asrın manasıyla mütenasip (uygun) bir istiklal-i dahili bir inkılap mücadelesi içindedir. Ve bu yaşamak isteyen biz Türklerin vaziyeti sonucu zaruridir. Türk milleti ve bütün Türkiyeliler herkesin teslim olduğu bir günde beşerin kaderinin fevkinde (insanlık gücünü üstünde) bir liyakat, bir fedakarlıkla bütün ceberrut alemine karşı hayat haklarını müdafaa için baştan başa ayaklandılar. Tarihi şahit tutarak hürriyet ve istiklalleri yolunda can veriyorlar. Önümüzde bu uğurda çarpışmış ve kazanmış milletler var. Türk muallime ve muallimlerin onları yad ile yürüyecekleri gün geldi çattı. Türk tarihi muallime ve muallimlerinden harekete geçmelerini bekliyor. Muallim ve muallimeler kafilesi harekete geçtiği gündür ki Türkiye yirminci asra layık manasını ikmal edecek. Milli inkılap ve istiklal cidali bir kere daha kuvvet bulacak ve lamevt (ölümsüz) olacaktır. Uzun zamanlar açık bir say(emek) ile işlemek mecburiyetinde kalacağımız bu inkılabın en mühim esası Türkiyemizin yirminci asrın hayati meselesine tevafuk edebilecek (uygun gelecek) bir teceddüd(yenilik)olacaktır.
Asri bir camia olarak yaşamak isteyen inkılapçı Türkiye hayatının idamesi için muhtaç olduğu asriliğe ve inkılapçılığa muhalif düşen olmaya mahkum bütün kötü ve batıl fikirleri devirecek ve bunun yerine şarkın ve garbın şarkın ulu orta münfesih(dağılmış) hadiselerini değil, milli şuur ile mutasıb (uyumlu) yeni müessesatı (kurumlarını) kuracaktır. Bu yenilik feyzini(atılımını) memlekete yerleştirmek ve zeka ve şuura müstenid(dayanan) bir mevcudiyet ibraz edebilmek (varlığı sağlamak) için muallime ve muallimlerin himayesinde barınacaktır.
Bu vesile ile Türkiyemizin en mahzun bir istibdadın elinde bazpaça (paramparça) olduğu günlerde müceddid (yenilik) yolunda inkılap tarihimizde pek şerefli ve çok yüksek bir mevki işgal eden tıbbiye ve harbiye mekteblerimiz gibi milli müessesatımızı saygı ve tanzim ile (değer vererek) yad ederiz.
Bütün bir tarihte baki her gün hazin ve kara bahtı ağlayan türk halkı şimdi büyük bir azim, bir imanla düşmanlarıyla çarpışırken şuurunun inkişafını (gelişmesini) inkılabın takiyyesini (korunmasını) muallime ve muallimlerinden bekliyor.
Muallime ve muallimler harekete geldiği gün şuur yaşayacak (bilinçlenecek), inkılap kendisini muvaffakiyet yolunda (başarı yolunda) ilerlemiş bulacaktır. Gazi reisimiz 1922 yılında millet meclisinin yıl dönümü gününde irad ettiği (verdiği) nutukda “Türkiyenin kendisi ve sahibi köylüdür” demişti. Bu hitap memleketin bir inkılap saatini çaldı! Bu inkılabın yaşamasıyla, inkişaf ve taavvuzuyladır ki (gelişme ve birleşmesiyledir ki) Türkiye harici düşmanları yenecek dahilde yirminci asrın manasına uygun yeni bir hayat tesis edecektir. Yeni tavaffuğa (doğmaya) başlayan bu hayat muallimlerle muallimelerin elinde büyüyecek, büyürken şimdi yabancı ellerle bir harabe bir yıkıkat haline dönen fakat bizce büyük tarihin açıldığı ve yaşadığı aziz ve mukaddes bir harabe olan bu güzel ve her zamandan büyük Türkiyemizin üstüne saadet saçan kanatlarını gerecektir.
Bu kanatlar altında Türkiye, dünyanın asırlarca yıkamadığı mehterhanesinde, önünde beşbin yıllık bir tarihi nakleden azametli tuğları süzüle süzüle sallandığı mehterhanesinde yarın başka bir manada, halkın efendiliğini ilan ederek yürüyecektir.
Fikri riyasetinde Mustafa Kemal Paşa Hazretleri bulunan ve büyük muallimeler ve muallimler kongresinin içtimaına (toplanmasına) kadar Ankara’da bu maksatla teşkil (kurulmuş) ve intihap edilmiş (seçilmiş) olan (Birlik Muvakkat (geçici) İdare Heyeti) bütün Türkiyeli muallime ve muallimeleri birliğe ve beraberliğe, milli mücadeleyi takviye (destekleme) yolunda harekete, vatanın bu büyük halas günlerinde fikri ve şuuri kıyama (düşünsel ve bilinçli ayaklanmaya) davet ediyor!
Türkiye inkılabı muallime ve muallimlerin mesleki taazuv ve tesanütleriyle (birlik ve dayanışmasıyla) kazanılacaktır. İleri!...
Aziz meslektaşlar! İrfan kürsülerimiz önünde yetişen Türk milleti hürriyet istiyor. Efendi olarak doğan bu millet, bu halk efendi olarak yaşamak ve böyle ölmek istiyor!... Bütün dünya halkını da efendi görmek arzu ediyor.
Aziz kardaşlar!
Geçen cihan harbinde Türkiyemiz için ölen ve sevine sevine hayatlarını feda eden şehit meslekdaşlarımızı şu anda ihtiramla yad ederken cümlemnizi halas davamızın ilmi müdafaasına, yeni belirmeğe başlayan Türkiye inkılap ve teceddüdü (yenilenme) cidalindeki (savaşındaki) büyük vazifenizin başına davet ediyoruz!...
Türkiyeli Muallime ve Muallimeler Dernekleri Birliği Muvakkat İdare Heyetinden
Bursa mebusu: Muhittin ?, İzmir mebusu: Mahmut Esat, Kütahya mebusu: Cevdet, İktisat
müderrisi: Vehbi, Maarif Lem Mahsus Müdürü: Vasıf ve Muallim: Sadri, Muallime: Leman.
Dip Not :
Garb Türklüğü : 1920’lerde bu ifade savaş sonrası işgal edilmiş Osmanlı’dan kalan Anadolu merkezli Türkler ile Balkanlar ve batıya yerlemiş Türk topluluklarını anlatmak için kullanılıyordu."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.