Breadcrumb
'Tekstilde çalışmayı seviyorum aslında ama sömürülmeyi, şiddeti, eşitsizliği sevmiyorum!'
Ezgi Dural*
Yayın Tarihi: 22.11.2025 , 12:36 Güncelleme Tarihi: 22.11.2025 , 19:05
Diyarbakır, tekstil yatırımlarının son yıllarda giderek arttığı bir coğrafya.
2009’da Bakanlar Kurulu kararıyla “tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim, deri ve deri mamulleri sektörüne taşınma desteği” verilmesiyle önce bölgeye taşınan firmaların sayısı arttı, ardından 2012’de Diyarbakır Tekstil İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin (DTİOSB) kurulma süreci başladı.
Bugün DTİOSB’nin internet sitesinde yer alan Star gazetesine ait bir haber başlığını şöyle atmış: “İşçi bulamayan tekstilci Diyarbakır’a gidiyor.” Haberde bir fermuar firmasının sahibi olan Ş.Ö., “Çorlu ve İstanbul’daki tesislerimde çalıştıracak işçi bulamıyorum. Teşvik uygulaması burayı cazip kılıyor ve burada ucuz iş gücü mevcut, bunu değerlendirmek lazım” diyor!
Bir diğer gerçek ise sektörde çalışan işçilerin çoğunun kadın olması.
Diyarbakır’da kadın emeğinin en yoğun olduğu sektör tekstil. 2024 yılında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ve Güneydoğu Tekstil Sanayi ve İş İnsanları Derneği işbirliğiyle hazırlanan “Diyarbakır Tekstil ve Hazır Giyim Raporu”nda tekstil ve hazır giyim sektöründeki işçilerin içinde kadınların oranı yüzde 64 (Sur Ajans, 2024; Ekonomim; 2024). Çalışma koşulları da elbette sürpriz değil, hak gaspları, yüksek mobbing, bölgedeki toplumsal ilişkilerin eşitsizliğiyle harmanlanarak büyüyen sömürü...
Diyarbakır Tekstil Kent'te bir tekstil fabrikasında çalışan A. ile yaşamı, kadın ve işçi olmayı konuştuk.
'Bizim gibi yoksulluk içindeki ailelerin çocuklarına okul lüks'
Bize kendini tanıtır mısın biraz?
20 yaşındayım. Tekstil sektöründe çalışmaya 11 yaşında başladım. 2016’da iş bulma umuduyla ailemle Diyarbakır’dan İstanbul’a göç ettik; altı kız ve bir erkek kardeş... Sekizinci sınıfın ikinci döneminde okulu bıraktım. Okumayı çok istiyordum ama olmadı. İstanbul’a taşındığımızda okula devam edemeyeceğimi biliyordum aslında. Bizim gibi yoksulluk içindeki ailelerin çocuklarına okul lüks gibiydi. O yaşımda geçim derdi kolay değildi tabii.
'On bir yaşımdaydım, benden bir yaş büyük ablamla çalışmaya başladık'
Çalışmaya ne zaman başladın?
On bir yaşımdaydım, hayatımda elime hiç makas almamış bir çocuktum, benden bir yaş büyük ablamla merdiven altı bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladık. Bizim gibi çocuk olan çok işçi vardı. Başlar başlamaz üç ay boyunca patrondan fiziksel ve psikolojik şiddet gördük. Zaten bizim gibiler çocukken tekstil sektörüne girer bir daha da oradan çıkamazlar.
'20 yaşındayım ama kırk yıl yaşadım sanki...'
Okula neden gidemedin peki?
İstanbul’a gittiğimizde açıköğretim ile okula devam etmek istedim. Ama babam sürekli çalıştığından, annem de küçük kardeşlerime bakmak için evden dışarı çıkamadığından okul meselesiyle tek başıma uğraşmak zorunda kaldım. Kendi çabamla araştırıp açıköğretim başvurusunun yapıldığı binayı buldum hatta ama kurumun o adresten taşındığını öğrenince verilen yeni adrese nasıl gideceğimi bulamadım. Okula devam hayali böyle yarıda kaldı.
Şu an açıköğretimden okula devam etmek ister misin diye sorsalar, bilmiyorum artık başlasam da ne yapabilirim... Zaten hevesim de enerjim de kalmadı, 20 yaşındayım ama kırk yıl yaşadım sanki...
'Sigortasız, çocuk işçi olarak çalışmaya devam ettim'
Diyarbakır’a ne zaman geri geldin?
İstanbul’da tutunamayınca ailecek tekrar Diyarbakır’a döndük. Döndüğümüzde 17 yaşındaydım. İstanbul’da çalıştığım tekstil atölyesinin patronu burada tanıdığı başka bir fabrikanın patronuna yönlendirdi beni. İlk anda iyilik gibi görünüyor değil mi? Orada da sigortasız, çocuk işçi olarak çalışmaya devam ettim ama! Denetim yapılacağı haberi gelince işten çıkardılar. Birkaç ay sonra, reşit olunca devam ettim.
Sahte tutanakla işten çıkarma, zorunlu mesai, uzun çalışma, baskı...
Şu anda çalıştığın tekstil fabrikasında yaşadıklarını anlatabilir misin biraz?
Tazminat ödememek için iki senesi dolan işçileri sahte tutanaklarla işten çıkarmaya çalışıyorlar burada. Tazminat miktarı artmasın diye zamlar elden veriliyor, maaşlar her ay geç yatıyor, yıllık izinleri kullanmaya izin yok! Herkes şikayet etmesine rağmen verilen yemekler yenilmeyecek kadar kötü, tanımlı işler dışında tonla başka iş yapıyoruz, yazın sıcak kışın soğuk ortamda çalışıyoruz, zaten uzun çalışıyoruz normalden, bir de üzerine mecburi mesaiye kalıyoruz, patron 7-24 gözetliyor... Daha sayayım mı? Var çünkü söylenebilecek şeyler, her gün yenilerini de icat ediyorlar!
'Patrona sorsan işçi zaten makinayla bir'
Diyarbakır’da tekstil işçileri sence ne durumda peki?
Mobbing buranın normali. Bence bütün işçilerin psikolojik destek görmesi gerekiyor şu anda, o derece.
Çalışma ortamı hiç kolay değil. Sabah mesai başlangıcından itibaren yavaş da olsan hızlı da, sürekli “hadi hadi” diye komut veriliyor, yanındaki çalışma arkadaşına kısa bir şey sorsan bile azarlanıyorsun, hakarete uğruyorsun bazen. İşçiler az çalışmıyor ki, fazlasıyla çalışıyor hatta ama patrona yetmez bu, hep daha fazlasını istiyor. Şefler patronlara yaranmak için bize bağırıp çağırıyor halbuki onlar da işçi. Patronlar onlara mobbing uygulayınca onlar da işçilere mobbing uyguluyorlar. Patrona sorsan işçi zaten ona sürekli hizmet etmek için var bu dünyada, makinayla bir. Bunun son raddesi işçilerin, özellikle de kadın işçilerin tuvalet molalarına karışmak oldu. Çok affedersiniz ama tuvalete gittiğimiz dakikaların bile hesabını yapıyorlar. Bazen tuvalete baskın yapılıyor. Çabuk çıkın diye, oyalanmayın diye.
Tanımlanan işler dışındaki farklı farklı işler yaptırılıyor demiştin. Neler onlar?
Evet, çok yaygın. İşyerinde makineci olmama rağmen konumum asla belli değil. Ben çok farklı bölümlere de gidip çalışıyorum. Mesela molalarımızda bile bazen iş arkadaşlarımdan çay istiyorlar, çay getirttiriyorlar kendilerine veya yemek sıralarında önümüze geçiyorlar, bizim molalarımızdan alıyorlar. Bunun dışında mesela tuvaletleri çok kirli ve hiçbir şekilde yıkanmıyor, hatta bizim yıkamamızı istiyorlar. Sıra sıra iki kişi gidip tuvaleti yıkamasını istiyorlar. Ama bana bir belge imzalattırdıkları zaman orada makineci diye yazıyor. Hani her işi yapan bir köle değil de makineci yazıyor orada. Ama işin aslı o değil.
'İşe girdiğim ilk gün zehirlendim, yemekleri yiyemiyoruz'
Yemek sorununun boyutu ne peki?
Verilen yemekleri de yiyemiyoruz. Yemekler zaten berbat, gerçekten. Yani nimettir insan “berbat” demek istemiyor ama gerçekten yenilmeyecek derecede kötü. Biz bunu sürekli dile getirmemize rağmen hiç kimsenin uyarılarını dikkate almadılar. Tek sorun yemeğin lezzeti malzemesi de değil. Yaklaşık bir buçuk senedir orada çalışıyorum, işe girdiğim ilk gün zehirlendim. Patronun odasına gittim, söyledim. “Ha kabul ediyoruz, o yemek kötüydü ama bir daha öyle olmayacak” dedi. Ama ilerleyen günlerde çıkan yemeklerden zehirlenen çok arkadaşım oldu. İnsan aç bir şekilde ne kadar çalışabilir ki, ama biz çalışmak zorunda kalıyoruz.

Kadın işçilerin üstündeki baskı daha fazla
Kadın olmanın dezavantajını nasıl yaşıyorsunuz fabrikada? Kadınlar çoğunlukta diyordun...
Kadın işçiler erkek işçilere göre daha fazla mobbinge maruz kalıyor. Erkekleri daha önde tutabiliyorlar. Şefimiz kadın olmasına rağmen bize bağırıp hakaretler ediyor. Kadınlar daha az ses çıkardığından daha fazla üstümüze geliyorlar. Mesela çalışanlar içinde ev kadınları da var, bebeği olan, hastası olan... Acil bir durum telefonu geldiğinde biz asla konuşamıyoruz ama erkekler rahat bir şekilde konuşabiliyor, erkekler rahat bir şekilde kalkıp tuvalete gidebiliyor, rahat bir şekilde birbirleri ile de konuşabiliyorlar. Burada biz bu insanca olanaklara sahip değiliz. Çok utanç verici, tuvalete kalkıyorsun, arkandan bağırıp “Yerine otur!” diyor.
Servis sabahları bütün kadınları kapı önünden almıyor mesela. Korkuyor insan, tedirgin oluyor. Caddeye kadar yürümek zorunda kalıyoruz. Evet, sabah özellikle sokaklar boş oluyor. Karanlık, zaten havalar da soğuk... Yani biri sokaktan çıkıp bir şey yapsa kimsenin ruhu duymaz. Bu yüzden de uyardık kaç defa servisi ve patronları ama hiç denmemiş gibi.
Bir de 7-24 kamerayla izleniyoruz. Kamera bir sorun olduğunda bakmak için olur, bizim güvenliğimiz için ama bunlar bizi gözetlemek için yerleştirdi onları. Çalışıyor muyuz diye bakıyorlar. Bir kadın olarak onların izlediği aklıma geldikçe bu durumdan çok rahatsız oluyorum. Patronun küçük oğlu geçenlerde bize “sabah uyanır uyanmaz evde sizi izliyoruz” dedi, gevşek gevşek. Başımızda baskı yaptıkları yetmiyormuş gibi eve gittiklerinde bile bizi izliyorlar kim çalışıyor kim çalışmıyor diye, belki eğleniyorlar da. Bence bu ahlaksızlık!
'Yıllık iznimi kullanamıyorum'
Hiç tatile gidebildin mi, yahut hakkıyla dinlenebildiğin sakin bir zamanın var mı?
Beş aydır yıllık izin kullanmak istiyorum ama izin verilmiyor. Keyfi davranıyorlar. “İşler acil, bizi biraz idare et, en kısa zamanda“ diye diye beş ay geçti. Ama onlar bizi hiç idare etmiyor! En son yıllık iznimi isterken ağlamıştım. Hakkım olan bir şeyi vermiyorlar inanabiliyor musunuz? Mesela yakın zamanda çok kötü hastalanmıştım ücretimden kesinti olmasın diye rapor almak istemedim yıllık iznimi kullanarak dinlenmek istedim ama onu da kullandırtmadılar.
Mesai durumlarımız ise iş sezonuna bağlı. Şu sıralar mesela çok fazla mesaiye kalıyoruz. Bazen evli arkadaşlarımız mesaiye kalmak istemiyor ama onlara eve gitmeleri için servis çağrılmıyor. İşyerimiz merkeze uzak olduğundan ve toplu taşıma da olmadığından eve dönemiyoruz böyle durumlarda yani kalmak zorunda bırakılıyoruz. İşçi mesaiye kalmak istemezse kalmaz ama onlar servis çağırmıyor! Mesaiye kalındığında da sabah yedi buçuktan akşam dokuz buçuğa kadar bazen daha geç saatlere kadar çalışılıyor. Normalde resmi olarak denetime göre biz saat sekize kadar mesaiye kalabiliriz ama hiç... Dokuz buçuk, on bir buçuk... Bir de saat altıda yüzümüzü okutuyorlar, çıkış yaptı görünsün, denetime takılmasın diye. Geçen bir arkadaşımızın burnu kanamıştı, direkt ambulans çağırdı patronlar “Sorumlu biz olmayalım” deyip, sağlık görevlileri “iyi ki burnu kanamış yoksa beyin kanaması geçirirdi” dedi. Çok çalışmaktan, sorumlu hep onlar...
'Denetim şirketlerine güvenemiyoruz, o yüzden konuşamıyoruz'
Denetim oluyor mu peki gerçekten?
Yapılıyor ama o denetim mi, ne bilmiyorum! Gelen denetim şirketleriyle anlaşmalı oluyorlar. Ufak bir şikâyette bulunduğumda benim ismim not alınıyor, ben odadan çıkınca o şikayetimi patrona bildiriyorlar. Denetim şirketlerine güvenemiyoruz, o yüzden konuşamıyoruz. Denetimcilerin işçilerle konuşmaları bir formalite bence. Sadece göz boyamak için işçilerle konuşuyorlar.
Küçük dayanışmaların işaret ettiği umut
Ne yapıyorsunuz peki, bunca sıkıntının farkında olduğunuza göre?
Yakın zamanda resmi bayram, 29 Ekim’de çalışmamıza rağmen fazla mesai ücretimizi vermiyorlardı, biz de paramızı almak için birlik olduk. Patronlarla hep beraber konuştuk, o zaman ödemek zorunda kaldı. Birlik olunca değişiyor, az veya çok...
Küçük de olsa bir dayanışma da tutanak konusunda yaşadık. Özellikle iki yılın üstünde çalışan işçileri tutanakla çıkarıp tazminatını vermeyelim diye düşünüyor patronlar. Yanımızdaki çalışma arkadaşımızı şahit yapmak için tutanağa onun da imzasını alıyorlar. Ama işçiler bu tutanağın şahitlikle ilgili olduğunu anlayınca hepsi karşı çıkmaya başladı ve kimse imza atmadı. Onurlu bir davranış bu, hissedince daha fazlasını da yapıyor insan.
Çalışmakla ilgili bir problemim yok benim. Ama haksızlığa uğramadan insani koşullarda çalışmak istiyoruz, bütün işçiler gibi. Tekstilde çalışmayı çok seviyorum aslında ama sömürülmeyi, şiddeti, eşitsizliği sevmiyorum!
'Patronlar işçiler olmadan ne yapacaklar?'
Son bir sözün var mı? Ne eklemek istersin?
Bizi sürekli işten çıkarmakla tehdit ediyorlar. Nasıl onlar “işçi çok” diye düşünüyorlarsa bize de “bize iş yok” diye düşünmemek lazım. Sonuçta patronlar işçiler olmadan ne yapacaklar? Bence kimse “işten çıkarılırım, maaşımı vermezler” diye korkmasın, herkes birlik olsun. Birlik olursak yapamayacağımız şey yok.
Tekstilde özellikle kadın işçiler yoğunlukta. Böyle bir devirde, kadınların bu kadar şiddet ve baskı gördüğü bir devirde yaşadığımız için kadınların birbirlerine daha çok destek olması gerekiyor. İşçi kadınlar olarak birbirimize ben senin yanındayım demeliyiz. Bunu da güçlü olarak, kol kola girip örnek olarak yaparız.
*Diyarbakır Kadın Dayanışma Komitesi
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.