Sayfa yolu
Tehdit büyüyor: Akdeniz'de iklim değişikliği ve Libya'daki sel felaketinin arka planı
SERKAN DÜZ
Yayın Tarihi: 15.09.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
10 Eylül Pazar günü Libya'yı vuran 'Daniel' fırtınasının ardından sel felaketinin meydana gelmesi nedeniyle 11 bin 300 kişi hayatını kaybetti. Son 40 yılın en yüksek yağışının düştüğü ülkede başta Derne olmak üzere Bingazi, Beyda, Merc ve Suse kentlerinde binlerce kişinin de kayıp olduğu belirtilirken yaşamını yitirenlerin sayısının artması bekleniyor.
Felaketin bu boyutta bir katliama yol açmasının nedeni Derne'nin yağmur sularını tutan iki barajının çökmesi sonucu bir kentin neredeyse tamamının sular altında kalması oldu.
Akdeniz’de ortaya çıkan Daniel fırtınası Libya’dan önce Yunanistan'da etkili olmuş, büyük sel baskınlarına neden olan felakette 14 kişi hayatını kaybetmişti.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (iklimBU) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Daniel fırtınasının nasıl ortaya çıktığını, Libya’daki sel felaketinin arka planını, Akdeniz’deki iklim değişikliğinin hava olaylarına etkisini, altyapı sorunlarına çözüm olarak alınabilecek önlemleri soL’a anlattı. Türkeş, Türkiye’nin de benzer tehditlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Bu tür fırtınaların Akdeniz’de oluşabilmesi için çok özel hava durumu tiplerinin gelişmesi ve bölgesel, meteorolojik, atmosferik koşulların hazır hâle gelmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Murat Türkeş, Daniel fırtınasını 'hibrit' bir fırtına sistemi olarak tarif ediyor.
"Bu tür fırtınalar geleneksel cephesel orta enlem ya da geleneksel cephesel Akdeniz siklonlarından farklı. Bizde esas olarak sonbahar ortasından ilkbahara kadar Akdeniz havzasında Türkiye’yi etkileyen, bereketli yağışları getiren ve Akdeniz’den gelirse sıcak yağışlı, daha kuzeyden gelirse soğuk fırtınalı, kar yağışlı orta enlem cephesel siklonlarından ve Akdeniz’de oluşan cephesel siklonlardan farklı.
"Daniel fırtınasına pek çok niteleme yapıldı, kasırga dendi. Bir kere bu bir kasırga değil. Tropikal siklon değil bu. Genel isimleri belirli bir aşamadan sonra tropikal siklon. Bir de bunun bölgesel isimleri var. Orta Amerika’da, Karayipler’de; 'hurricane' yani kasırga. Hint Okyanusu’nda bildiğimiz siklon, oradan geliyor. Hindiçin, Japonya gibi bölgelerde tayfun olarak geçiyor. Bir de bunlara özel isimler veriliyor, ‘Irma’ gibi örneğin.
"Daniel Fırtınası kısmen cephesel orta enlem ya da cephesel Akdeniz siklonlarının özelliklerini barındırıyor. Kısmen de altını çizerek söylüyorum tropikal siklon benzeri Akdeniz siklon özelliklerini taşıyor. Hibrit bir sistem çünkü gerçek anlamda bir tropikal siklon benzeri Akdeniz siklonu değil. Yani bir ‘Medicane’ değil çünkü bir belirgin gözü yok. Fırtınası çok kuvvetli değil."
Libya Ulusal Meteoroloji Kurumu’nun açıklamasına göre fırtınadaki kuvvetli rüzgarların saatte 70 -80 kilometre hıza ulaştığını aktaran Türkeş, fırtınanın etkisinin aslında Yunanistan’da daha yüksek olduğunu belirtti.
"Tropikal siklonlar sıcak okyanuslar üzerinde belli dönemlerde belli koşullarda oluşur ve okyanuslarda hayatlarını sürdürebilirler. Isı ve özellikle nem kaynağı en önemli enerjidir. Sıcak okyanuslarda yani 27 santigrat derece dolayında ve üzerindeki sıcak tropikal enlemlerdeki denizlerden nem alır dolayısıyla enerjisini de okyanuslardan ve denizlerden alır Akdeniz’dekilerde. Ama bu kara üstünde de etkili oldu. Karşımızda hem tropikal siklon benzeri Akdeniz siklonu özelliğinde hem de geleneksel cephesel orta enlem siklonlarının özelliğine sahip hibrit bir fırtına sistemi var.
"Çok sayıda gök gürültülü, şimşekli fırtına bulutundan oluşan ancak bir tropikal siklon gibi çok hızlı dönen ve fırtına üreten bir kasırga ya da tropikal siklon değil. İsmi de zaten Yunan Ulusal Meteoroloji servisi veriyor.
‘Fırtınanın etkisi aslında Yunanistan’da daha yüksekti’
"Yunanistan’da tabii özel coğrafya koşulları da oradaki dağlık alan ve geniş tarım havzalarının çevresindeki topografik yükseltiler; oradaki jeomorfolojinin de katkısıyla etkisi daha kuvvetli oldu. 5-6 Eylül tarihlerinde orada 24 saatte en büyük afetin yaşandığı Zagora köyü civarında yaklaşık 750 milimetre yani metrekareye 750 kilogram yağış düştü.
"Bu tabii çok yüksek bir yağış. Neredeyse o bölgenin yani yarı nemli bir coğrafyanın, Türkiye’yi de düşünürseniz bir yılda aldığından fazla bir yağış 24 saatte düşmüş oldu. Bu durum Yunanistan’ın tarım havzalarında ciddi afetlere yol açtı. Can ve mal kayıpları söz konusu.
"O günlerde Daniel’in oluşumunu sağlayan görece soğuk, yüksek atmosfer bir oluk sistemi Balkanlar’dan Libya’ya doğru uzandı. Onun doğusunda ve batısında da yüksek merkezler, sırtlar vardı. Dolayısıyla sırtlar bu yüksek atmosfer oluk sisteminin doğusunda ve batısında çok kuzeye çıktığı için bu görece soğuk oluk sisteminin doğusunda ve batısında sıcak sırtlar yüksek merkezler olduğu için bu mevsimde Libya’ya kadar çöktü.
"Akdeniz’den de nem aldığı için, Akdeniz de uzun süre ortalamalarında son yıllarda Karadeniz gibi sıcak. Yüzey sıcakları da yaklaşık 27-28 santigrat derece olunca nem de aldı ve bu tür fırtınaların enerjisini su buharı oluşturur. Yani yüksek atmosferde görece soğuk, alta da nemli sıcak hava kütlesi varsa bu konvektif kararsızlık Omega blokajı dediğimiz basınç olayıyla, daha geniş alanlı Daniel fırtınası gibi bir fırtınaya dönüşebilir."
Derne'de kentin sel yatağına kurulu olması etkili oldu
"Fırtına Libya’nın kuzeydoğusunu etkiledi. Afetin olduğu yörede özellikle elektrik direkleri, ağaçlar, çatıların uçması ve parçalanmasıyla birlikte çok ciddi hasarlara yol açtı. Yöresel olarak değişiyor ancak 10-11 Eylül tarihlerinde o geniş alanda değişik merkezlere 150 ile 400 mm yağış düştü iki gün boyunca.
"Burası kurak bir bölge, kuvvetli yağış hemen yüzeysel akışa geçti. Özellikle iki barajın yıkılması sel yataklarının çevresindeki yerleşim alanlarının da su baskınlarına uğramasına yol açtı. Derne’nin şöyle bir özelliği var. Akdeniz’e uzanan bir akarsuyun deltasında kurulu bir şehir.
"Yağışlı zamanda, sağanakların olduğu zamanda hangi mevsimde olursa olsun suyun arttığı bir sel yatağı var. Bildiğimiz nehir yatağı gibi değil, çevresinde yerleşim alanları ve tarım alanları var. Bir çeşit vaha gibi düşünebiliriz. Bu Derne kentinin içinden Akdeniz’e ulaşıyor ve son yıllarda bu nehrin deltasında sel yatağının çevresinde de ciddi bir yerleşim var. Kuvvetli yağışın ardından iki baraj çökünce binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce insan kayıp ve evinden yurdundan oldu."
Prof. Dr. Türkeş'e göre fırtınanın teknik boyutunun ötesinde afet yönetimi ile ilgili bırakılan boşluklar ve Libya'daki hükümet krizi kayıpların yaşanmasındaki en önemli etkenlerden.
"Afetle başa çıkabilmenin önemli bilimsel teknik döngüleri var. Emin olmamakla birlikte binlerce insanın bulunduğu yerde hiç hareket etmeden kalması büyük ihtimalle etkili bir afet erken uyarı sisteminin olmadığını gösteriyor.
"Mutlaka yapılmıştır ancak halka ulaştı mı? Libya’da iki ayrı yönetim var ve altyapı çökmüş durumda. Düzenli bir devlet otoritesi yok. Bana kalırsa selin etkili olduğu yerde bu uyarı halka zamanında ulaştırılmadı. Çünkü bu deprem değil, 30 saniyede insanlar enkazın altında kalmıyor. Daniel Fırtınası sonrası Libya’daki taşkın ve su baskını felaketinde ciddi bir erken uyarı zafiyetinin olduğunu düşünüyorum."
Fırtına doğrudan barajları yıkabilecek etkiye sahip mi?
"Buranın coğrafyası çok elverişli, burası kurak bölge. Yani Derne nehri üzerindeki iki baraj çökmeseydi bu sel yarıltıları geriden gelecek olan seli, fırtınanın bıraktığı o kuvvetli etkili yağışı o geniş sel yatağında tutacak, bir kısmı etkisini kaybedecekti. Kente hem daha geç ulaşacaktı hem de kayıplar yaşanmayacaktı.
"Burada şiddetli hava, barajların yıkılması ki o da bir afet sınıfına giriyor, fırtınanın üretmiş olduğu kuvvetli etkili aşırı yağışlar ve Derne Vadisi Nehri’nin Akdeniz’e bir taşkın delta ovasıyla ulaştığı yerde kurulu Derne kentinin içerisinde kurulu bu akarsu taşkın ve sel yatağının içerisinde de yerleşim alanlarının bulunması ve erken uyarının halka yeteri kadar ulaşmaması hepsi üst üste gelince böyle bir endemik etki ortaya çıktı.
Bu tür fırtınaların ortaya çıkmasının Akdeniz’deki iklim değişikliyle ne tür bir ilişkisi var?
İklimBU YK Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın kara ve deniz yüzeyi sıcaklıklarını artırması sonucu buharlaşmanın da arttığını, atmosfere daha fazla su buharı verilmesinin şiddetli yağışları artırabileceğine ve etkisi yüksek fırtınalar meydana gelebileceğine dikkat çekti.
"Daha fazla buharlaşmanın olduğu daha sıcak bir dünyada ısınan hava kütleleri daha fazla nem tutma kapasitesine, su buharı tutma kapasitesine sahip olur. Bu koşullarda yağış oluşturan bir meteorolojik sistem varsa eğer yer yer Yunanistan’da ve Libya’nın kuzeydoğusunda gördüğümüz gibi dünyanın birçok yerinde yağışlar daha şiddetli ve aşırı yağışlar olma eğiliminde. Bizde de yaşanıyor, bu yıl bir sürü yaşadık…
"Akdeniz de kuşkusuz bundan etkilenir çünkü Akdeniz havzasının ve Türkiye’nin Karadeniz’le birlikte en önemli nem kaynaklarından bir tanesi. Dolayısıyla iklim değişikliği koşullarında, tabii kışın da oluşabilir ancak özellikle ilkbahar sonu, yaz başı, sonbahar sonu, yaz sonu, sonbahar başı gibi yılın görece sıcak ya da geçiş dönemlerinde biz bu tür kuvvetli fırtınalara ya da çok sık olmamakla birlikte ‘tropikal siklon benzeri Akdeniz siklonlarıyla’ yine karşılaşabileceğiz. Bunlar daha şiddetli ve daha aşırı yağış ve fırtına üretebilecek şekilde karşımıza çıkacak.
"Bu tabii aynı zamanda bizim bildiğimiz geleneksel; bize yağışı, fırtınayı, soğuk havayı, kar yağışını getiren cephesel orta enlem siklonlarının da aynı şekilde böyle bir dünyada daha fazla etkili olabileceği konusunda bize bilimsel uyarı veriyor."
'Türkiye'de kentsel seller ve baskınlar olabilir'
"Türkiye için doğrudan tehdit oluşturması beklenebilir. Türkiye’de büyük bir kuraklık da var. Yine kurak ve sıcak bir devreye girdik. Sıcak yüksek basınçlı hava tipleri Karadeniz ve Doğu Anadolu dışında Türkiye’de etkili.
"Türkiye’de de az önce bahsettiğim mevsim dönemlerinde kuvvetli fırtınalar ve hortumlu hava tipleri etkili, şiddetli, aşırı yağışlar üretebilir. Türkiye’de şu anda sakin bir hava durumu tipi var ancak bunun üzerine kuzeyden herhangi bir soğuk dalga, bir oluk ya da alçak merkez Balkanlar’dan ya da Karadeniz üzerinden sarksa ya da Akdeniz’den Türkiye’ye gelecek olsa; ille de böyle olacak demiyorum ama çok kuvvetli bir yağış, fırtınaya bağlı kentsel seller ve su baskınları olabilir."
'Önce bozduğumuz coğrafyayı düzeltmemiz gerekiyor'
Şiddetli hava ve iklim olaylarının, afetlerin olumsuz etkilerinden daha az etkilenebilecek iklim direngen kentlerin oluşturulmasının ve akarsu yataklarının yeşil alanlara çevrilmesinin önemini belirten Prof. Dr. Murat Türkeş, afetlerin felakete dönüşmemesinin ancak kentlerin bilimsel, teknik altyapılarının hazırlanmasıyla sağlanacağını vurguladı.
"Önce kentlerin bozduğumuz coğrafyasını düzeltmemiz gerekiyor. Kapattığımız, yok ettiğimiz, betonun içine hapsettiğimiz; hatta tüneller, beton kapalı sistemler içine aldığımız akarsuları bir kere özgürleştirmemiz gerekiyor.
"Kentlerde, Avrupa’nın pek çok ülkesinde hatta Asya’da pek çok ülkede olduğu gibi akarsular yani nehirler, çaylar, dereler, kuru dere yatakları bile açık olmalı, serbest olmalı. Kanalı, taşkın yatağı açık olmalı. Buralar yeşil alanlar, parklar, bahçeler ve rekraasyon alanları olarak değerlendirilmeli.
"Bizim bütün kentlerimizin altyapısı buna hazır olmak zorunda. Şiddetli hava ve iklim olaylarının, afetlerin olumsuz etkilerinden daha az etkilenebilecek iklim direngen kentleri oluşturmamız gerekiyor."
Altyapı kuvvetlendirilmek zorunda
"En önemli önlem bu, bir kere bozduğumuz coğrafyayı düzeltmemiz gerekiyor. Kentlerde toprak zemini parkları yeşil alanları, yeşil kuşağı artırmamız gerekiyor. Yağış kökenli selleri, su baskınlarının etkisini azaltabilecek yağmur suyu sistemleri; bu suları emniyetli bir şekilde boşaltacak ve toplayacak, mühendislik yapılarıyla da uyumlu yağmur suyu altyapısı çok kuvvetlendirilmek zorunda.
"Hem sıcak hava dalgalarını hem de kuraklığı dikkate alarak söylüyorum; büyük kentler başta olmak üzere bir yandan, parklar, bahçeler toprak zeminlerle, bir yandan yağmur suyu hasadı, bozulan coğrafyanın ve bozulan akarsu sisteminin canlandırılmasıyla kentlerin daha şiddetli olacağını beklediğimiz bu tür hava iklim olayları ve afetleriyle felakete dönüşmeden baş edebilmesi ve uyum gösterebilmesinin bilimsel teknik altyapısını oluşturmamız gerekiyor."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
