Sayfa yolu
Tarihte yuvarlanan taşlar: Türkülerimiz
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Ulaş Özer
Yayın Tarihi: 18.06.2023 , 11:42 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Tarihte bazı şarkılar, halkın belleğinde ve halkın ağzında şekillenip en güzel formunu kazanır. Bu şarkılar, dere yatağında yüzlerce hatta belki binlerce yıldır üzerinden su akan, kilometrelerce yolculuk ederek ve köşelerinden arınarak pürüzsüz bir şekil kazanan taşlar gibidir. Her zaman bir besteci, bir şarkıyı en mükemmel haline getiremez. Bu şarkıların da dilden dile söylenip zamanda yol kat etmesi, en "pürüzsüz" formunu bulması gerekir. Birey, besteci icat eder, yaratır; topluluk seçer!
Halk türküleri de böyledir örneğin. Bu türkülere bir müzisyen gözüyle baktığınızda sade bir müzikal anlatım fakat kusursuz bir form görürsünüz. Çünkü tarih yolculuğu ve halkın dilinde bu türküler, bugün için en mükemmel ifadelerini bulmuştur. Yıllarca belleklerde kalır, dilden dile söylenir ve böyle anonimleşir.
Asırlık bir şarkı, böyle bakıldığında, "eski" değil, tersine oldukça gençtir. Nâzım Hikmet, "Ben İçeri Düştüğümden Beri" adlı şiirinde, bana göre, bu şarkıları da anlatır:
Ben içeri düştüğümden beri
güneşin etrafında on kere döndü dünya.
Ona sorarsanız:
"Lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
Bana sorarsanız:
"On senesi ömrümün."
Bir kurşun kalemim vardı
ben içeri düştüğüm sene.
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
Ona sorarsanız:
"Bütün bir hayat."
Bana sorarsanız:
"Adam sen de, bir iki hafta."
(...)
Şimdi on yaşına bastı,
Ben içeri düştüğüm sene,
ana rahmine düşen çocuklar
Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.
Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,
hâlâ çocuktur.
(...)
Yakın tarihimize baktığımızda da hâlâ belleklerimizde olan, hâlâ halkın, işçilerin dilinde yer eden ve hâlâ işlevini sürdüren böyle şarkıları görürüz. Üzerinden yarım asır geçmiş olsa da 15-16 Haziran için yazılmış şarkılar, bu tarihsel yolculuk içinde hâlâ çocuk, hâlâ gençtir!
15-16 Haziran 1970 tarihinde İstanbul'un sokaklarını dolduran işçilerin destansı ayaklanmasını anlatan "16 Haziran Marşı", "Hoş Gelişler Ola" adıyla bilinen bir türkünün uyarlamasıdır. Böylesi büyük bir işçi ayaklanmasını anlatan bir marşın emekçilerin dilinde yer etmesi açısından uyarlama, en etkili yöntemlerden biri. Bir bakıma bu, marşın orijinal versiyonunu olan türkünün de tarihle beraber şekillenmesi, güncel işlevini yeniden kazanması anlamına geliyor.
15-16 Haziran Ayaklanması gibi "16 Haziran Marşı" da aşılmayı bekliyor!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.