Breadcrumb
Suriye'de HTŞ sonrası dış politika: Emperyalizmin yeni kurgusu ve patronlarla yeni ortaklıklar
Yayın Tarihi: 29.05.2025 , 14:36 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
8 Aralık 2024’te Şam’daki Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte, Suriye’nin dış politikası yeniden şekillendi ve görece bağımsızlıkçı çizgi yerini hızla Batı merkezli bir restorasyon stratejisine bıraktı. Ahmed Şara liderliğindeki Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) yönetimi, “istikrar” ve “yeniden inşa” başlıkları altında ABD ve AB ülkeleriyle doğrudan temaslara yöneldi. Böylece Suriye sahası, hem Batılı şirketler hem de bölgesel patronlar için yeniden açılmış bir yatırım alanına dönüştü.
ABD ve AB ile hızlanan temaslar
Rejim değişiminin hemen ardından Almanya, Fransa ve İtalya dışişleri bakanlarının Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretler, AB ile başlatılan “yeni diyalog” sürecinin habercisi oldu. ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği üzerinden yürütülen diplomatik temaslar ise daha önce sadece Kürt gruplarla sınırlı olan etkileşimin, Şam ve İdlib eksenine de yayıldığını gösterdi.
Bu süreçte Ahmed Şara hükümeti, Batılı güçlere ülkenin yeniden inşasında yer alma çağrısı yaparken, özellikle enerji ve altyapı projeleri Körfez ve Avrupa şirketlerine açıldı. Hükümetin önerdiği “Suriye Yeniden Kalkınma Planı”, doğrudan Dünya Bankası ve IMF ile koordineli yürütülen ilk adım olarak kayda geçti.
HTŞ'nin iktidara gelmesinden kısa süre sonra Şam, Almanya, Fransa ve İtalya dışişleri bakanlarını, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı ve BM Suriye Özel Temsilcisi’ni ağırladı. Ahmed Şara’nın Fransız ve Alman liderlerle telefon görüşmeleri, Suriye’nin uluslararası izolasyondan kurtulma çabası olarak yorumlandı.
Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani’nin Ocak 2025’te Davos Ekonomi Forumu’na katılımı, Suriye’nin küresel sermaye çevreleriyle entegrasyon çabasının açık bir göstergesi oldu. Ekonomi Bakanı Nidal Şaar ve Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniyye gibi ABD’de eğitim almış teknokratların geçici hükümette yer alması, Suriye’nin neoliberal bir ekonomik modele yöneldiğini ve uluslararası şirketlerin yatırımlarına kapı araladığını ortaya koydu. Batılı sermaye devlerinin, özellikle enerji ve inşaat sektörlerinde Suriye’ye girişi hızlanırken, bu adımlar ülkenin ekonomik olarak telafisi mümkün olmayacak düzeyde ekonomik teslimiyetine işaret ediyor.
HTŞ: İslamcı görünüm NATO uyumlu ajanda
İdlib merkezli HTŞ, 2022’den bu yana sürdürdüğü “ılımlı muhalefet” imajını 2024 sonrası dönemde Batı nezdinde meşruiyete dönüştürmeye çalıştı. Ya da tam tersinden ifade edecek olursak Batı, HTŞ'den biraz da bunu talep etmiş oldu. HTŞ liderliği, ABD ve İngiltere istihbarat birimleriyle sürdürdüğü örtülü görüşmeler neticesinde, “radikal olmayan” bir partner olarak öne çıkarıldı. Kadınların sembolik düzeyde kamusal yaşama katılması, medya ile kontrollü etkileşim ve laik unsurlara karşı daha temkinli söylem, bu dönüşümün taktiksel işaretleri olarak yorumlandı.
Bu imaj için Türkiye'den giden gazetecilerin "Heykelleri yıkmıyorlar, başı açık kadınlar da var" mesaileri hafızadaki yerini koruyor.
Ancak bu “ılımlı” pozisyon, HTŞ’nin sahadaki sol, laik ve Alevi unsurlara karşı yürüttüğü sistematik şiddeti perdelemeye yetmedi. Özellikle Halep üretici köylülere ve sahil şeridindeki Alevilere yönelik baskınlar, emperyalizmin bölgeye sunduğu yeni düzenin özünde karşı-devrimci olduğunu bir kez daha gösterdi.
İsrail’in hava üstünlüğü ve Güney Cephesi
Suriye'de yeni yönetimin İsrail ile doğrudan çatışmayı dışlayan tutumu, Tel Aviv’in Suriye üzerindeki hava ve istihbarat etkinliğini daha da pervasız kıldı. 2025’in ilk aylarında Golan Tepeleri çevresinde Dürzi aşiret liderleriyle yapılan temaslar, İsrail’in güney Suriye’de kendine bağlı mikro yapılar kurma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildi. Aynı dönemde İran yanlısı Şii milislere yönelik hava saldırılarında da artış gözlemlendi.
Golan Tepeleri’ndeki işgalini kalıcılaştırmak için askeri tahkimatını güçlendiren İsrail, Dera ve Kuneytra gibi güney bölgelerinde hava saldırılarını yoğunlaştırdı. 2025 başından itibaren İsrail’in Suriye’deki İran destekli milis hedeflerine yönelik operasyonları, Şam yönetiminin sessizliğiyle karşılandı. Yeni yönetimin kapasite eksikliği ve iç istikrara odaklanması ile açıkladığı bu yeni dönem, İsrail’e karşı etkili bir direnç oluşturamamış olmasının bahanesi olarak açıklandı.
İsrail’in Dürzi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde istihbarat ağını genişlettiği ve bazı aşiret liderleriyle doğrudan temas kurduğu biliniyor. Bu adımlar, İsrail’in Suriye’nin güneyinde kendine bağlı bir tampon bölge oluşturma stratejisini hızlandırdığını gösteriyor. Şara hükümetinin İsrail’in saldırganlığına karşı krizi tırmandırmaktan kaçınan tutumu, Tel Aviv’in bölgedeki jeopolitik avantajını pekiştiriyor.
Ahmed Şara hükümetinin bu saldırılara verdiği “tepkisiz” tutum, sadece İran’ın değil, halkın direniş damarlarının da zayıflatılmasına hizmet etti.
Körfez patronları ve yeniden inşa pazarı
Şam’ın Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi sermaye merkezli rejimlerle kurduğu yeni ilişkiler, yalnızca diplomatik düzlemde değil, ekonomik altyapıların yeniden şekillendirilmesinde de etkili oldu. 2025 başında Şam’da düzenlenen “Yeni Suriye Ekonomi Forumu”, Arap ve Batılı patronların sermaye planlarının resmiyet kazandığı bir vitrine dönüştü. Özelleştirme taahhütleri, sanayi bölgelerinde kurulacak serbest ticaret alanları ve Batı finans sistemine entegrasyon kararları burada açıkça ilan edildi.
Şara’nın ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a yapması, ardından Katar, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ı ziyaret etmesi, Suriye’nin İran ekseninden Sünni Arap blokuna kayışını teyit etti. Kahire’deki Arap Ligi Zirvesi’nde Mısır lideri Abdülfettah es-Sisi ile görüşmesi, bu yönelimin diplomatik bir yansıması oldu.
Körfez ülkeleri, Suriye’nin yeniden inşası için milyarlarca dolarlık finansal yardım taahhüdünde bulundu. Suudi Arabistan ve Katar’ın öncülük ettiği bu yardımlar, altyapı projeleri ve temel hizmetlerin yeniden inşası için kritik öneme sahip. Ancak bu destek, Suriye’yi Körfez sermayesine bağımlı hale getirirken, ABD’nin bölgedeki müttefikleri aracılığıyla dolaylı etkisini artırıyor. Örneğin, BAE merkezli şirketlerin Suriye’de enerji ve gayrimenkul sektörlerinde yatırımları hız kazanırken, bu projelerin çoğu Batılı danışmanlık firmalarıyla koordineli yürütülüyor.
Türkiye’nin stratejik konumu ve patronlarla iş birliği
Türkiye, Suriye’nin yeni döneminde dış politikada kilit bir rol oynuyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam ziyaretleri, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Suriye’ye askeri destek önerisi, Türkiye’nin güvenlik ve istihbarat alanında lider bir aktör olma çabasını yansıtıyor. Şara’nın ikinci yurt dışı ziyaretini Ankara’ya yapması, Türkiye’nin Suriye’deki etkisini güçlendirdi.
Türk şirketleri, özellikle inşaat, enerji ve ticaret sektörlerinde Suriye’ye yönelik yatırımları artırıyor. Mart 2025’te Türkiye Ticaret Bakanı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın Şam ziyaretleri, ikili ticaret anlaşmalarını hızlandırdı. Ancak bu ekonomik açılım, Türk sermayesinin Körfez ve Batılı şirketlerle ortak projelerde yer almasıyla, Suriye’nin uluslararası sermaye ağlarına entegrasyonunu derinleştiriyor.
Emperyalizmin stratejisi: Denetimli islamcılar
ABD ve AB’nin güncel Suriye stratejisi, bir yandan İran ve Rusya’nın etkisini kırmayı, diğer yandan ise sahada güçlü olan İslamcı yapıların Batı ile uyumlu hâle getirilmesini hedefliyor. Emperyalizm, ne Baas sonrası ilişkilerle uğraşmak istiyor ne de Selefi unsurlara mutlak şekilde yaslanmak zorunda kalacak bir oyun kurmak istiyor. Emperyalizm kendi belirlediği yoldan istikrar sağlamayı planlıyor.
Bu yaklaşım, Suriye halkının laiklik, eşitlik ve tam bağımsızlık taleplerini dışlayan; yerine “yatırım dostu”, güvenlikçi ve neoliberal bir rejimi inşa etmeyi hedefliyor.
Suriye halkı yeni dönemde iki kutup arasında sıkıştırılıyor: Bir yanda emperyalistlerle barışan yeni rejim ve patron sınıfı, diğer yanda Batı’ya hizmet eden “ılımlı” İslamcı yapılar. Her iki aktör de bağımsızlık, laiklik ve halkçı kalkınma taleplerini bastırmak konusunda birleşmiş durumda.
Gerçek bir özgürlük hattı, bu iki kutbun ötesinde emekçi halkın örgütlediği ilerici, eşitlikçi bir programa ve bölgedeki anti-emperyalist dayanışmaya yaslanmak zorunda. Aksi hâlde Suriye, sadece yeniden inşa edilen değil, yeniden ipotek edilen bir ülke olarak tarihe geçecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.