Sayfa yolu
Süreçte yeni aşama: 'Umut Hakkı' meselesinde asıl kriz nerede?
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 05.02.2026 , 12:42 Güncelleme Tarihi: 05.02.2026 , 13:02
Suriye’de HTŞ'nin önce SDG kontrolündeki iki mahalleye, sonra da kentlere yönelik hamlesi sonrası hem SDG cephesinden hem de DEM cephesinden doğrudan AKP iktidarını hedefe koyan açıklamalar gelmiş, HTŞ’nin cihatçı kimliği yeniden hatırlanarak buna dönük tepkiler dile getirilmişti.
Saldırılar sonrası Türkiye’deki çözüm sürecinin de akamete uğrayacağına dair yorumlar yapılmış, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürtlerin Türkiye’de bir duygusal kopuş yaşadığını söylemişti.
Ancak bu tutumun iplerin kopması anlamına gelmeyeceği, Suriye’deki yeni durumun bu haliyle kabul edildiği DEM cephesinden gelen sıcağı sıcağına açıklamalarla da teyit edilmişti.
Bakırhan, bir yandan duygusal kopuş ifadesini kullanırken diğer yandan da “Süreç devam ediyor. Ama süreçte bir kırılma ve güven krizi var. Ve bu kırılmanın sorumlusu bizatihi iktidarın tercihleridir” demişti.
Yine bundan kısa süre önce radikal açıklamalar yapan ve çözüm süreci bağlamında iktidarı hedefe koyan KCK, dün yaptığı açıklamada, Kobane ve Haseke’ye sıkışılan ve HTŞ’nin istediklerini büyük oranda aldığı yeni tabloyu “olumlu" bulduğunu belirtmişti.
Suriye’deki bu yeni dengenin kabul edilmesi sonrası SDG cephesi de kısa süre önce kullanmaya başladığı “HTŞ çeteleri” ifadesini geri çekip, “Suriye hükümeti”, “Şam hükümeti” adlandırmasına geri döndü.
Peki, Suriye’deki bu gelişmeler ve yapılan açıklamalar, Türkiye’deki çözüm sürecine nasıl yansıdı?
Gelin yakından bakalım...
Süreç yoluna devam ediyor
Süreç, Bakırhan’ın da çatışmaların doruk noktasına çıktığı günlerde söylediği üzere devam ediyor.
Dünkü KCK açıklamasında, Suriye'deki anlaşmanın zemininin Öcalan tarafından bulunduğu söylendi. Yani Suriye’deki mevcut tabloyla çözüm süreci arasında bir çelişki bulunmuyor, söylenen bu.
Üstelik tam da bu tablonun ortasında konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, yanında CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de varken gazetecilere çok çarpıcı bir açıklama yaptı:
Umut hakkı konusunda uzlaştık. Problem yok. Raporda olacak tabii. Zaten AİHM kararlarına uyulduğu zaman AİHM kararları umut hakkından bahsediyor. Bizim bu raporda, AİHM kararlarına, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma tavsiye edilecek.
Feti Yıldız bu sözler öncesinde “Tam mutabakat var” derken, CHP’li Murat Emir ise "Tam mutabakata varacağız" düzeltmesinde bulundu.
Anlaşılan o ki MHP-CHP ikilisi, kimi rötuşlarla bu düzenlemenin arkasında duruyor. DEM ise zaten başından bu yana “Umut Hakkı” talebini masaya taşıyan ana aktördü.
Bu durumda AKP’nin ne düşündüğü ve nasıl bir adım atacağı büyük önem kazanıyor.
AKP cephesinde kafalar karışık mı?
Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.
Bahçeli’nin bu sözlerle AKP ile danışıklı dövüş içinde olduğuna dair yorumlar da var, bu sözler AKP ile yaşanan krizin sonucu diyen de…
Dün AKP’ye yakınlığıyla bilinen TGRT ekranlarında konuşan yandaş yazar Cem Küçük, umut hakkı düzenlemesinin AKP’ye seçimde zarar vereceğini, Erdoğan’ın bu yönde bir adım atacağını düşünmediğini söyledi. Küçük, bu konuyu daha önce Numan Kurtulmuş’a sorduklarını, onun da “Umut hakkı yer almayacak” diye net bir yanıt verdiğini aktardı.
Aynı programda yer alan bir diğer AKP’li Fuat Uğur tam bu noktada araya girerek “Ancak AİHM konusuna atıfla bir şey olabilir dedi” hatırlatması yaptı.
Yani belli ki AKP, MHP’nin de işaret ettiği başlığı gündeme çoktan almış.
Bu noktada Küçük, Erdoğan’a atıfla “Böyle bir şey yok, Öcalan'ın da böyle bir beklentisi yok” denildiğini, bu konunun AKP’ye çok oy kaybettireceğini tekrarladı.
Cem Küçük karşı çıksa da ortaya çıkanlar AKP’nin “AİHM” formülasyonuyla bir düzenlemeye yeşil ışık yaktığını gösteriyor.
Ancak tam da burada yeni bir kriz kapıda.
AİHM’in hangi kararı uygulanacak?
Komisyon’un raporunda “umut hakkı” açık bir şekilde yer almayacak, AİHM dolayımının bunu işaret ettiği belirtilecek. Ortaya çıkanlar bunu gösteriyor.
Burada AKP’yi başka bir sorun bekliyor.
AİHM’in doğrudan AKP talimatıyla uygulanmayan onlarca kararı var.
Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Tayfun Karaman ve Osman Kavala kararları bunlardan bazıları.
Şimdi Öcalan’a "umut hakkı" AİHM kararına atıfla iktidar ve muhalefet tarafından gündeme getirildiğinde, ortada böyle bir ek kriz başlığı da olacak.
AKP’nin yukarıda ismi geçenlerin serbest bırakılmasına karşı çıktığı, bu isimlerin bir bölümünün tahliyesinin MHP tarafından da istenmediği biliniyor.
Yani metne bu ifade girdiğinde, işine geldiği gibi AİHM'i esas alan tuhaf bir durum ortaya çıkacak.
AİHM kararı ve 90. Madde
Komisyon raporunda AİHM atfı yer alması, otomatik olarak umut hakkını devreye sokar mı?
Yukarıda da işaret ettiğimiz üzere zor.
Ancak zorluğun tek kaynağı bu da değil.
AİHM kararları ya da uluslararası sözleşmelerin uygulanması Anayasa’nın 90. Maddesi’ne bağlı.
Ancak bu sözleşmeler sadece Anayasa’da yer alan düzenlemelerle ilişkili başlıklarda “üstün” olarak devreye girebiliyor. (Yukarıda işaret ettiğimiz üzere buna rağmen uygulanmayabiliyor)
Türkiye’de Abdullah Öcalan'a verilen ceza kapsamında Anayasa’da “umut hakkı” diye ya da buna benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Yani ortada yasal bir düzenleme boşluğu var, bu boşluğun AİHM dolayımıyla kapatılması hukuken mümkün değil ama mevcut düzenin sonuç olarak “hukuken” bir adım atma ihtiyacı hissetmediği de ortada.
Yine de bu soruna dair nasıl bir çözüm yolu bulunacağı merak konusu.
Öcalan İmralı'dan çıkacak mı?
Öcalan'a İmralı'da bir villa yapımına başlandığı, buraya taşınması ve iletişim olanaklarının artırılması gibi başlıklar uzun süredir konuşuluyor.
Bu konularda resmi bir açıklama olmadı şu ana kadar, hepsi iddia düzeyinde kaldı.
AKP'nin 2027'deki seçim hazırlıkları da düşünüldüğünde resmi açıklama gelmesi çok düşük bir ihtimal.
Bu durumda Komisyon'dan çıkacak karar ne olursa olsun, AKP iktidarının Öcalan'ın İmralı'dan çıktığı bir karar alması son derece düşük bir ihtimal olarak görülüyor.
Bu nedenle de baştaki senaryo yeniden gündeme giriyor, Öcalan'ın İmralı'da kendisi için yapılacak bir yere yerleştirilmesi iddiası.
CHP’nin sıkışması
AKP başından bu yana CHP’yi çözüm süreci masasında, Meclis’teki komisyonda tutmayı başardı.
Her ne kadar CHP İmralı’ya gitmese de masanın parçası olmaya devam etti.
Şimdi en kritik evreye girildi. Hiçbir yaptırım yetkisi ve gücü bulunmayan, özel bir etkisi de olmayan komisyon, yapmak için kurulduğu şeyi yapacak, yani raporu yazacak.
AKP’nin isteği bu raporda CHP’nin de imzasının bulunması.
Dün Feti Yıldız’ın yaptığı açıklamadan anlaşılan o ki CHP’nin çıkacak rapora esaslı bir itirazı bulunmuyor.
Bu tabloda komisyonda bir ağırlığı olan partilerin tamamı raporu onaylamış olacak.
CHP’nin son durumda, kendi raporlarında değinmemelerine rağmen, “AİHM” atfına sıkışan bir “umut hakkı” düzenlemesine itiraz etmeyeceği konuşuluyor.
Bunun bir nedeni de CHP’nin son dönemde Kürt başlığında üst üste çıkışlar yapması, bu başlığın seçimle bağını kurması, hatta bu konuda inisiyatif alıp ilginç bir konferans da düzenlemesi... Bu başlıkların hepsi bir arada düşünüldüğünde ve DEM'in İmralı'ya gidiş sürecindeki tepkileri de hesaba katıldığında CHP yönetiminin bir kez daha dışarda kalacak bir karar alması beklenmiyor.
Süreç nereye gidiyor?
Yapılan açıklamalara, umut hakkı konusunda alınan mesafeye, Suriye’den gelen haberlere karşın masanın aynı hızla işine devam etmesine baktığımızda işler gayet yolunda gidiyor.
Öcalan’ın Bahçeli’ye hediye ettiği “barış ve demokrasi kilimi", Bahçeli’nin “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” çıkışı, AKP’nin sessiz ve derinden, kendini korumayı esas alan ilerleyişi, CHP’nin sürüklenişi, DEM’in ısrarı…
Gerçekten her şey "yolunda" gidiyor ama nereye gidiyor?
soL’da başından bu yana üzerinde ısrarla durduğumuz soru bu.
Sürecin doğrultusu, içeriği ne?
Bu konuda yapılan açıklamalar, işaret edilen siyasi ve ideolojik çerçeve, sürecin ana aktörlerin aldığı pozisyonlar çok şey anlatıyor.
Süreç başından bu yana patronların Suriye’deki iştah kabartan pastadan alacağı paya ve Türkiye’deki mevcut düzenin bölgedeki hakimiyet alanını, hamilik alanını genişletmesi üzerine kuruluydu.
Şu anda bu konuda yol alındığı düşüncesiyle daha özgüvenli hareket edildiği de ortada.
Yani sermaye sınıfının çıkarlarının başa yazıldığı, Yeni Osmanlıcı, Cumhuriyet karşıtı, gerici bir çerçeve ve doğrultu esas alınıyor, en başından beri.
Dolayısıyla “umut hakkı” gibi başlıklar esas olanı perdeleyen, tartışmanın eksenini değiştirmese de odağını kaydıran gündemler olarak önümüze çıkıyor. Bu da şu ana kadar iktidarın ve ortaklarının işini son derece kolaylaştırıyor, esas olan bir kez daha gözden kaçırılıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.