Sayfa yolu
Sunucularını soğutup gezegeni ısıtıyorlar: Yapay zeka şirketleri sıcak hava dalgalarını büyütüyor mu?
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 24.06.2026 , 17:09
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da "tercih edilen kaynak" olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
Avrupa’nın batısı yeni bir sıcak hava dalgasıyla boğuşurken, iklim krizinin sorumluluğuna ilişkin tartışmalara yeni bir başlık daha eklendi: Yapay zeka şirketlerinin veri merkezleri.
El Cezire'nin haberine göre, yapay zeka sistemlerini ayakta tutan veri merkezlerinin enerji ve su tüketimi sıcak hava dalgalarıyla birlikte yeniden gündeme geldi.
Fransa’da sıcaklıklar 44 derecenin üzerine çıkarken, ülkede 40 kişi serinlemek için girdikleri sularda boğularak yaşamını yitirdi. Avrupa’nın birçok ülkesinde sağlık uyarıları yapılırken, aşırı sıcaklar kent yaşamını, işçi sağlığını ve kamu hizmetlerini doğrudan etkileyen bir kriz başlığına dönüştü.
Ancak tartışma yalnızca sıcaklık rekorlarıyla sınırlı değil. Yapay zeka şirketlerinin büyüyen veri merkezi altyapısı, elektrik şebekeleri, su kaynakları ve yerel yaşam üzerinde giderek daha ağır bir yük oluşturuyor.
Şirketler serinliyor, kentler ısınıyor
Yapay zeka sistemlerinin çalışabilmesi için devasa veri merkezlerine ihtiyaç duyuluyor. Bu merkezlerde binlerce sunucu aynı anda çalışıyor, yüksek miktarda elektrik tüketiyor ve sürekli soğutma gerektiriyor.
Teknoloji şirketleri bu altyapıyı çoğunlukla “verimlilik”, “inovasyon” ve “geleceğin teknolojisi” söylemleriyle pazarlıyor. Ancak yapay zeka sistemlerinin arkasındaki fiziksel altyapı, yüksek enerji tüketimi ve soğutma ihtiyacı nedeniyle iklim sorununun parçası haline geliyor.
Veri merkezlerinin çalışması için gereken enerji arttıkça, elektrik şebekeleri üzerindeki baskı da büyüyor. Sıcak hava dalgalarında zaten klima kullanımı ve soğutma ihtiyacı nedeniyle elektrik talebi yükselirken, aynı şebekeye yapay zeka şirketlerinin büyüyen veri merkezi talebi de ekleniyor.
Bu tablo, teknoloji tekellerinin “dijital” olarak sunduğu büyümenin aslında son derece maddi bir yük ürettiğini gösteriyor: Daha fazla enerji, daha fazla soğutma, daha fazla kaynak tüketimi.
Veri merkezleri yalnızca elektrik değil, su da yutuyor
Yapay zeka altyapısının çevresel maliyeti yalnızca karbon salımıyla sınırlı değil. Veri merkezleri, özellikle sunucuların soğutulması için büyük miktarda suya da ihtiyaç duyuyor.
Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün Haziran 2026 tarihli raporuna göre, yapay zeka sistemlerini besleyen küresel veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030’a kadar yılda 945 teravatsaat düzeyine çıkması bekleniyor. Bu miktar, birçok ülkenin toplam elektrik tüketimini geride bırakacak ölçekte.
Raporda, yapay zekaya bağlı su tüketiminin de önümüzdeki yıllarda ciddi biçimde artacağına dikkat çekiliyor. Buna göre, yapay zeka altyapısının su ayak izi, on yılın sonunda yüz milyonlarca insanın temel evsel su ihtiyacıyla kıyaslanabilecek düzeye ulaşabilir.
Akademik çalışmalarda da benzer bir tablo çiziliyor. Yapay zeka talebinin büyümesiyle birlikte veri merkezlerinin su çekiminin milyarlarca metreküpe ulaşabileceği hesaplanıyor.
Bu durum özellikle kuraklık riski altındaki bölgelerde daha büyük bir sorun yaratıyor. Su kaynakları üzerindeki baskı artarken, bu kaynakların teknoloji şirketlerinin soğutma sistemlerine tahsis edilmesi, iklim krizinin sınıfsal boyutunu daha görünür hale getiriyor.
‘Temiz teknoloji’ söyleminin ardındaki kirli altyapı
Büyük teknoloji şirketleri, veri merkezlerini çoğu zaman “yeşil enerji”, “sıfır karbon hedefi” ve “sürdürülebilir yapay zeka” başlıklarıyla savunuyor. Ancak yapay zekanın büyüme hızı, bu vaatlerin sınırlarını açığa çıkarıyor.
Bir veri merkezinin yenilenebilir enerji kullandığını açıklamak, tek başına çevresel yükün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Çünkü bu merkezler yalnızca elektrik tüketmiyor; su, arazi, altyapı ve kamu yatırımı da gerektiriyor.
Üstelik veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu enerji, çoğu ülkede hâlâ fosil yakıtlara dayalı şebekelerden karşılanıyor. Bu da yapay zeka şirketlerinin büyümesinin, doğrudan veya dolaylı olarak karbon salımını artırması anlamına geliyor.
Teknoloji tekelleri yapay zekayı “soyut” bir ilerleme olarak sunarken, bu sistemleri ayakta tutan altyapı son derece somut sonuçlar yaratıyor: Yeni enerji santralleri, genişletilen şebekeler, su tüketimi, arazi kullanımı ve yerel halk üzerinde artan baskı.
Kamusal kaynaklar teknoloji tekellerine açılıyor
Yapay zeka şirketlerinin büyümesi yalnızca şirketlerin kendi yatırımlarıyla gerçekleşmiyor. Veri merkezleri çoğu zaman kamu kaynakları, altyapı yatırımları, enerji teşvikleri ve yerel yönetimlerin sağladığı kolaylıklarla büyüyor.
Elektrik şebekeleri şirketlerin talebine göre genişletiliyor, su altyapısı veri merkezlerinin ihtiyacına göre planlanıyor, araziler teknoloji yatırımı adı altında şirketlere açılıyor. Böylece kamu kaynakları, toplumun ortak ihtiyaçları yerine teknoloji tekellerinin büyüme hedeflerine tahsis ediliyor.
Sıcak hava dalgaları sırasında bu çelişki daha da belirginleşiyor. Bir yanda serinlemek için kamusal alanlara, gölgeliklere, sağlıklı konutlara ve erişilebilir enerjiye ihtiyaç duyan milyonlar var. Diğer yanda ise yapay zeka şirketlerinin kesintisiz çalışması gereken sunucuları.
Kamusal kaynakların hangi ihtiyaç için kullanılacağı sorusu, bu nedenle teknik değil, sınıfsal ve siyasal bir mesele haline geliyor.
Yapay zekanın iklim yükünü kim taşıyacak?
Yapay zeka şirketleri kârlarını büyütürken, bu büyümenin çevresel ve toplumsal maliyeti halka yükleniyor. Artan enerji talebi, baskı altına alınan su kaynakları ve ısınan kentler, en çok emekçi sınıfları etkiliyor.
Klimalı ofislerde, güvenli konutlarda ve özel sağlık hizmetlerine erişimi olanlar sıcak hava dalgalarını daha kolay atlatabilirken, güvencesiz işlerde çalışanlar, yetersiz konutlarda yaşayanlar ve kamusal hizmetlere bağımlı olanlar iklim krizinin sonuçlarıyla doğrudan karşı karşıya kalıyor.
Kentlerdeki ısı adası etkisi de bu eşitsizliği derinleştiriyor. Yeşil alanı az, betonlaşmanın yoğun olduğu, altyapısı zayıf mahalleler sıcak hava dalgalarından daha ağır etkileniyor. Bu mahallelerde yaşayanlar için iklim krizi, yalnızca geleceğe ilişkin bir tehdit değil, bugünün yaşamsal sorunu haline geliyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.