SÖYLEŞİ | 'Vakıf üniversitelerindeki bilek güreşini örgütlenerek kazanacağız!'

'Vakıf üniversitelerinde derinleşen eşitsizlik patronlarla emekçilerin bilek güreşidir. Bu bilek güreşini örgütlenirsek kazanacağız.'

Sancak Yıldız

Vakıf üniversitelerindeki sorunlara her gün bir yenisi ekleniyor. Enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücü tartışmalarının içinde, vakıf patronlarının dayattığı koşullarla karşı karşıya kalan akademisyenler örgütlenmek için yan yana geliyor.

Kamudaki akademisyenlerle bugünün şartlarında, ücretleri arasındaki derinleşen uçurumun dayanılmaz boyutlar alması ise ücret eşitlenmesi başlığını belirgin kılıyor. Özellikle araştırma görevlilerinin haklarına karşı ortaya çıkan toplu hak gaspı giderek artıyor.

Piyasacı arzularla hızla dönüşen ve katlanılmaz bir hal alan tabloya karşı örgütlü çözüm arayan Birlik Sendikası’na üye akademisyenlerle bugünkü sorunlarını ve çıkış yolunu konuştuk.

'Emekçiler tepkilerini hissettirebilirse hak kayıplarının önüne geçmeyi başarabiliyor'

2022 yılı vakıf üniversiteleri için hareketli başlamış, tepkiler birçok üniversiteye hızlıca yayılmıştı. 
Yaklaşık üç haftadır yeniden bir tepki dalgasının belirdiği vakıf üniversitelerindeki duruma dair Birlik Sendikası da oldukça net bir mesaj vermişti.

İşte bu genel tabloyu sorduğumuz akademisyenler sözün başından itibaren bütün sürecin çözüm yolu için örgütlenmenin zorunluluğuna işaret ediyor.

Araştırma görevlisi İ.C. akademisyenlerin emekçi dünyasından farklı bir yere ait olmadığının altını çizerek söze başlıyor:

"Tepkilerin altında şu an hepimizin temel derdi olan geçim sıkıntısı yatıyor. Vakıf üniversiteleri de önünde sonunda bir işyeri. Ve burada da özel sektörün kuralları işliyor: Asgari ücrete zam yapıldığında bu otomatikman bütün ücretlere aynı oranda zam yapılacağı anlamına gelmiyor. Bu tür durumlarda emekçiler ancak huzursuzluklarını ve tepkilerini hissettirebilirse hak kayıplarının önüne geçmeyi başarabiliyorlar."

Devamında sözü alan öğretim görevlisi E.K. da yaşanan tüm sorunların karşısında yan yana geldiklerini söylediği Birlik Sendikası’nın ücret eşitlenmesi başlığındaki tavrını hatırlatıyor.

"Birlik Sendikası üyesi vakıf üniversitesi çalışanları olarak, ücretler meselesinde üniversite patronlarının bu kadar fütursuzca davranıyor olmasına karşı örgütlü tepkimizi bir kez daha duyurmak istedik. Çalışma koşulları, giderek artan iş yükü, yönetim baskıları, akademik baskılar, iş güvencesizliği üzerine bir de maaşların yarım ödenmesi, hiç ödenmemesi ve de YÖK düzenlemesine rağmen yapılmayan ücret eşitlemesi eklendi. Giderek zorlaşan yaşam koşullarına rağmen eriyen ücretler, üstüne de ücret vermede hukuksuzluğun rahatça göz ardı edilebiliyor olması tepkilerin doğal olarak büyümesi anlamına geliyor."

Ücret eşitlenmesi başlığına karşı Birlik Sendikası’nın açıklamasına baktığımızda aslında sorunun yakıcılığının epey arttığını anlatan bir açıklama görüyoruz.

Son yaptığımız açıklamada belirttiğimiz önemli bir kaygı var; evet. Burayı somutlamamız oldukça önemli. Üniversite patronlarının bir ay sonrasında, hatta maaş günü geldiğinde bile ne kadar ücret alacağımıza dair bilgilendirme bile yapmayacak kadar olayı ileri götürmesinden kaynaklanıyor. 

Vakıf üniversitelerinde patronların ve yönetici kadrolarının keyfine kalmış bir ücretlendirme aslında söz konusu bile olamazken, yasal düzenlemelerin bile bu keyfiliğin önüne geçmiyor olması çalışanlar olarak bize “artık yeter” dedirtiyor.

Son iki sene pandemi bahanesiyle birçok hakkımız zaten tırpanlandı. Olması gerekenden çok daha fazla ders verip ücretini bile alamıyoruz. Neredeyse 7/24 çalışacağız tanıtım dönemleri, yaz dönemi gibi zamanlarda zorunlu izin ya da zorunlu çalışma dayatması altındayız. Salgında hastayken maaştan kesmeye kalkıyorlar. Bir de üzerine maaş almadan çalışacak değiliz.

E.K.’nın dikkatle altını çizdiği ve akademisyenlerin yaşamına yansımalarına değindiği ücret eşitlenmesi başlığında ise oldukça karmaşık bir süreç ilerliyor. 2020 yılında çıkan YÖK kararına ve yargıda kazanılmış davalara rağmen işletilmeyen bir sürecin olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Bu başlıkta, iki soru soruyoruz ve Ar. Gör. İ.C., sözü devralarak, tarafların sadeleşmesinin mücadele edilecek odağın doğru tespiti anlamına geleceğini söyleyerek ,önümüze sadelikli bir fotoğraf koyuyor.

'Bizim hakkımız vakıf patronları için sadece bir gider kalemi'

Ücretlerin eşitlenmesi meselesinde yaşanan soruna dair iki sorum olacak. Birincisi, bu sorun neden yaşanıyor? İkincisi ise yargı kararlarına rağmen neden hâlâ güçlü adımlar atılmıyor? 

Ücretlerin eşitlenmemesinin temel nedeni, üniversite yönetimlerinin bu kurumları üniversite gibi değil şirket gibi yönetmesi. Mantık kapitalist mantık: giderleri kıs ve kârı maksimize et.

'Bu para benim kasamdan şu an çıkmasa' hesabını yapıyorlar ve sağ olsun YÖK de bu keyfiyeti onlara tanımaktan geri durmuyor. Ben bu yıl açılan YÖK teftişinin kamuoyundaki tepkiyi soğurmak için girişilen göstermelik bir şey olduğunu düşünüyorum.

Biraz açar mısın burayı?

Üniversite emekçilerinin aksine, üniversite patronları kendi içlerinde örgütlüler. An be an haberleştiklerine, birlikte planlar yaptıklarına inanıyorum. Belki spekülatif olacak ama ben açıkçası bu patronların olası yasa değişikliklerine ya da başka ilişkilerine güvendiklerini sanıyorum. Bizim hakkımız onların gözünde 'ödemezsek ne olur?' diye düşündükleri bir gider kalemi.

'Vakıflar yapıyor, YÖK izliyor, iki taraflı bir memnuniyet var'

E.K. da ücret eşitlenmesi düğümünün kırılma noktalarını somutluyor ve vakıf üniversitelerinde bugüne nasıl gelindiğini şöyle ele alıyor:

İkisine birlikte cevap vereyim izninle. Ücretlerin eşitlenmesine dair alınan kararın kendisinin muğlaklığı ve sonrasında YÖK’ün herhangi gerçekçi bir denetim sürecine girmemesi, meselenin başından itibaren sorun çözme yönünde ciddi bir adım olmadığını düşündürüyor. Düzenlemenin çalışanlar tarafından öğrenilmesi bile uzun zaman aldı. 2020 yılında çıkan kararın, vakıf üniversitelerindeki akademisyenler nezdinde değerlendirilmesi süreci ne yazık ki 2021 yılında başladı diyebiliriz. Bu, örgütsüzlüğün zararlarını çok iyi anlatan bir detay.

Çünkü; sonrasında, düzenlemenin kendisinin, ücretlerin netten mi brütten mi eşitleneceğini söylememesi, vakıf üniversitesi patronlarının eline bir koz vermiş oldu. Eşitlemeyi uygulama baskısı hisseden üniversiteler, olabilen en düşük ücretten eşitlemeye çalıştılar.

Bunun dışında, kamuya verilen ek ders ücretleri, akademik teşvik ödenekleri gibi ek ücretlerin, vakıf üniversitesi çalışanlarının maaşlarına nasıl yansıtılacağı konusu hep ortada kaldı; hatta mevcut hukuksuzlukların daha ciddi olması bu konuya gelmeyi de zorlaştırdı. Net bir tercih olarak, birçok vakıf üniversitesinin gıdım gıdım yaptıkları hesaplarla en alttan eşitleme yapmaya çalıştığı ve bir o kadarının da eşitleme zahmetine bile girmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Tam bir patron zihniyeti ile yönetilen sözde eğitim kurumları oldu vakıf üniversiteleri. Her yerde olduğu gibi burada da sadece sömürme üzerine kafa yoran bir patron düzeni işliyor. 

Öte yandan, YÖK’ün kendi koyduğu kuralın uygulanmasına dair herhangi bir denetim mekanizması çalıştırmadığı da açık. Belli ki bu sömürü çarkında iki taraflı bir memnuniyet var.

'Umut ve cesaret, emekçilerin kendi ellerinde'

Birlik Sendikası özel okullarda, eğitim kurumlarında başlatmış ve somut kazanımlar elde etmişti. Bu kazanımların eğitim emekçilerine umut ve cesaret olarak döndüğünü de bizzat gözlemledik. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, son sorumu sorayım. Birlik Sendikası bu alanda nasıl bir mücadele işletmeyi planlıyor?

Birlik Sendikası özel okul öğretmenlerinin mücadelesinin oluşturduğu birikime doğdu. Varılan bütün kazanımlar bir mücadele sürecinin sonucu. Vakıf üniversiteleri için de aynı kural söz konusu. 
Akademisyenler, idari çalışanlar ve destek personeli bir araya gelip hakkını arayacak. Bir mücadele sendikası olarak Birlik Sendikası bu süreci kolaylaştırmaya ve hızlandırmaya çalışıyor. Umut ve cesaret en çaresiz hissettikleri anda bile emekçilerin kendi avuçlarından başka yerde değil.

Üniversitelerde sendikalı emekçi sayısını ne kadar artırabilirsek, taleplerimizin sesi ne kadar çok sayıda kampüste yükselebilirse bu umut o kadar güçlenir. Ben içine girdiğimiz dönemin bu açıdan en ufak bir umutsuzluğa yer bırakmadığını düşünüyorum. İşçi sınıfının farklı kesimlerinin çıkardığı ses vakıf üniversitelerindeki hak mücadeleleriyle güçlü bir rezonansa girerse hiç şaşırmayacağım.

Vakıf üniversitelerinde özellikle Ocak 2022’deki asgari ücret zammından sonra, emekçileri açısından her gün daha da zorlaşarak yaşanan süreç ve ortaya derinleşen eşitsizlik, bugün vakıf üniversitelerinde, patronlarla emekçilerin bilek güreşidir. Bu bilek güreşini örgütlenirsek kazanacağız. Emekçiyiz. Bu gerçeğin önümüze koyduğu şey, örgütlenmekten başka yolun bizi kurtarmayacağıdır.

Birlik Sendikası'na aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanarak veya sosyal medya hesapları üzerinden ulaşabilirsiniz.

Telefon: 0 530 662 52 36

E-posta: [email protected]birliksendikasi.org

Twitter: @birliksendikasi.org

Facebook: @BirlikSendikasi

Instagram: birliksendikasi