Sayfa yolu
SÖYLEŞİ | Sınırı geçen 'yurttaş' mültecilerimiz anlatıyor: Çok koyuyor insana
Yayın Tarihi: 11.02.2022 , 12:50 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Türkiye'de uzunca bir süredir göçmenlerin yaşadıkları sıkıntılar ve sorunlar gündemde. Suriye savaşının başladığı günden bu yana 10 yılı aşkın bir süredir devam eden göçler, göçmenlerin yaşadıkları sorunlar, mülteciler ve sınırlardaki gelişmelerle hareketleniyor gazeteler.
Sınırlarımızda donarak can veren göçmenler, sahile cansız bedenleri vuran çocuklar, ucuza çalıştırılan göçmen işçiler Türkiye'nin gündeminden düşmüyor.
Göçmenler bugün Türkiye'de ucuz iş gücü, uluslarası siyasette pazarlık unsuru, düzen muhalefeti içinse politik enstrüman olarak görülüyor. Çoğunlukla Türkiye'deki bulunan göçmenlere odaklanılsa da Türkiye'den göç etmek zorunda kalan yurttaşlarımız da sorunun bir başka yüzü.
soL'a konuşan mülteciler Yunanistan sınırını, farklı ülkelerde yaşadıkları sorunları ve göç yollarında başlarına gelenleri anlattılar.
Sınırı geçmek ya da taşın ağır olduğu yer
İsmi Şahin Iğdırlı. Iğdır'ın Aralık ilçesindeki bir köyde Ağrı Dağı'nın gölgesinde büyümüş. Köyü Ermenistan ile İran sınırına doğru bir yerde. O bir dizi sınırı geçerek İsviçre'ye iltica etmiş durumda. "Her şeye yeniden başlamak kadar kötü bir şey yok sanırım. Üstelik dilini ve kültürünü bilmediğin bir ülkede her şey daha zor. İnsanın ailesini ve sevdiklerini geride bırakması koyuyor insana." diye anlatıyor. Göstermelik siyasi suçlar nedeniyle birkaç kez tutuklanınca çareyi yurtdışına gitmekte bulduğunu söylüyor.
Pir Şaliyar ise şu an Yunanistan'da. "Hocam sen yine de adımı yazma, Şaliyar de. Yunanistan devletinin sağı solu belli olmaz" diye giriyor lafa. En gençleri ise Hakan. Şu an Fransa Marsilya'da. Erzurum'dan çıkıp Fransa'ya çalışmaya gitmiş. Ama Hakan, Şaliyar ya da Şahin gibi politik zorunluluklar yüzünden değil gelecek kaygısı ve umutsuzlukla sığınmış Fransa'ya.
Her birinin anlattıkları ortak bir yerde buluşuyor: İnsan sevdiklerini ve emek verdiği toprağı mecbur kalmasa terk etmek istemiyor. 'Taş yerinde ağır' diyor her biri.

'Zulüm insan olsa sınıra polis yaparlar'
Hakan 21 yaşında. Sınırı geçmek için Edirne'den Meriç nehrini geçmiş. "Abi yüzme de bilmiyorum, üstelik hava da soğuk. Sudan çıktıktan sonra bir de hava aydınlanana kadar beklemek zorundayız. Ateş de yakamıyoruz polis görmesin diye. Öyle üşüdüm ki. Anlatamam. Sonra iki ay hasta gezdim. Sağdan soldan bulduğum ne ilaç varsa onu aldım."
Sınırı geçerken bir sürü sorunla karşılaşmış: "Sınırdaki polisler ile ülke içindekiler farklı. Sınırda resmen işkence ve zulüm var. Paramıza el koydular, telefonlarımızı çaldılar, dövdüler, küfür ettiler. Düşünsene abi, adam Türkçe bilmiyor alıyor eline telefonu çeviri programından küfür yazıyor. Sonra onu dinleyerek bize küfür ediyor. Adamın işinin bu olması çok ağırıma gitti. Zulüm insan olsaymış buraya polis yaparlarmış dedim kendi kendime."
Şahin ise esas sorunun Yunanistan'da değil Macaristan sınırlarında olduğunu söylüyor: "Bakmayın siz Yunanistan meselesine. Yunanistan'daki polislerin yaptığı artık rutin gibi bir şey. Göçmenleri Türkiye'ye ittikleri için en çok burası gündem oluyor. Esas sorun Macar'da. Macaristan'da işler biraz daha farklı. Sınırdaki polisler yakaladıkları göçmen başına ikramiye alıyorlar. Yakaladıklarının da üstünü başını soyup paralarına telefonlarına el koyuyorlar. Cellat gibi bekliyorlar sınırda. Yakaladıklarını Sırbistan'a Kosava'ya bırakıyorlar."
'İnsan tacirleri ulu orta çalışıyorlar'
Şaliyar sınırı geçmek için Edirne'nin Keşan ilçesine gitmiş. Orada daha evvel sosyal medyada ilanlarını gördüğü insan tacirleriyle buluşmuş. Anlattıklarına göre konu, bu işle meşgul bir sektöre emanet. Herkesin gözünün önünde sürüyor pazarlıklar. Aciliyetiniz ne kadarsa o kadar artıyor işin maliyeti. Tabii bir de tacirin elindeki yoğunluğa göre. Mevcut tüm illegal yollar ve yolculuklar tacirlerin elinde. Sınır polislerinin, ülkelerdeki emniyet birimlerinin ve bazı nakliyat şirketlerinin arasında pay edilen milyonlarca liralık bir pazar var. Tabii buna bir de balıkçıları eklemek gerek.
Şaliyar Yunanistan sınırında bindirildiği aracı tarif ederken "Kapalı kasalı bir araçtı. Transit dedikleri cinsten. Asma kilitle kapanan bir kapısı vardı. Aracın içinde kan izleri ve ağır bir koku vardı. İçerde neler yaşandı daha önce siz tahmin edin. Her biri insanlık dışı uygulamalar" diyor.
Sınır polislerinin küfürleri, hakaretleri, fiziki şiddetinin yanı sıra dil bilmeyenlerin "başınızın çaresine bakın" diyerek ulu orta bırakıldıklarını ifade ediyor. Ulu orta bırakılanlar ise en şanslıları. İnsan tacirleri nehirleri ya da sınırları geçmek için pusula, harita, can yeleği gibi şeyler de satıyormuş aynı zamanda.
'Yüzü maskeli üniformasız soyguncular'
Şaliyar, bazı bekleme noktalarında göçmenlerin yüzü maskeli ve üniformasız kişiler tarafından soyulduğundan, paralarının ve teknolojik cihazlarının gasp edildiğinden söz ediyor. Yani Yunan polisinin "artık serbestsiniz" dediği kişileri, tel örgüleri geçince, bir de sınır haydutları bekliyormuş.
Şahin ise yaşananlara ek olarak Birleşmiş Milletler (BM) kamplarının gösteriyor. Yunanistan, Türkiye ve Bulgaristan üçgeninde bir alanda inşa edilen bu kampta insanlık dışı uygulamalara maruz kaldığını söylüyor herkesin. Burada yaşananların, verilen yemeklerin, kalınan yerlerin insanlık dışı olduğunu ifade eden Şahin, bazı insanların ise kaçakçılar yüzünden bilerek yakalandığını ifade ediyor. Bir tür soygun faaliyeti yani. Sınırdan geri itilen göçmenlerin tekrar kaçakçılarla iletişim kuracaklarını bildiklerinden bir tür ticari döngü oluşturuyorlar.
"Hatırlarsınız belki, haber de olmuştu. Iğdırlı bir hemşerimiz Tuna nehrini geçmek için kaçakçılarla anlaşıyor. Kaçakçılar bunlara bot veriyorlar ve kendiniz geçeceksiniz, ne yaparsanız yapın diyor. Genç de yüzmeyi bilmediği için orada boğulup ölüyor. Cesedini ararlarken başka birinin cesedine denk geldiler. Sınır hatlarında ismi cismi olayan bir sürü insan karanlığa gömüldü" diye ekliyor anlattıklarına.

'Memleketi tarikatların, cemaatlerin eline bırakıp gitmek koyuyor insana'
Yaşadığı siyasi baskılar ve tehditlerden ötürü iltica ettiğini ifade eden Şaliyar, memleketi Diyarbakır'ı cemaatlerin, çetelerin, mafyaların eline bırakıp gitmenin insanda yarattığı duygudan bahsederken "İnsanlıktan nasibini almamış, hatta bence insan artıkları diyebileceğimi kişilerin kendi topraklarımda bana yaşama şansı vermemiş olması beni buralara kadar itti. Yoksa gurbet ellerde umudu aradığım için değil buralarda oluşumuzun sebebi. Elbet bir gün geri döneceğiz" diyor.
Şahin sözlerini şöyle tamamlıyor. "Bu sorunlar, savaşlar ve işsizlik var olduğu müddetçe bu düzen böyle sürdüğü sürece sınırlarda benzer hikayeler duymaya devam edeceğiz. Mülteciler hem bugünün dünyasında bir gerçeklik ve sorun hem de Avrupa'da ciddi bir pazar artık. Bir sürü insan hiç bir Avrupalının çalışmak istemeyeceği işlerde çalışıyor. Hem de komik paralara. Sınırda soyup soğana çevirdikleri yetmez gibi bir de kabul ettikleri insanların üzerinden geçiniyorlar. Bana sorarsan Avrupalı memnun halinden. Köle olmaya razı kalmış milyonlar sınırlarda bekliyor."
Bugün yaşanan sorunları tersine çevirecek tek şey ise göçe zorlanan insanların birlikte mücadelesi olarak görülüyor. Kim bilir belki de çok uzun sürmez, patronlara çok pahalıya patlar ilerleyen yıllarda ucuza mal ettikleri insan gücü.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

