Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | Edirne'deki karanlık tablo: 'İşgalci ülkeler başta olmak üzere herkes sorumlu'

Edirne'nin İpsala ilçesi sınırında son açıklananlara göre 19 göçmen donarak yaşamını yitirdi. Yaşanan son gelişmeleri TKP Göçmen Bürosu'yla konuştuk.

Volkan Algan

Yayın Tarihi: 04.02.2022 , 12:23 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Edirne'de ortaya çıkan insanlık dramı, göçmen politikalarının ne kadar acımasız ve sınıfsal olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

19 göçmenin donarak yaşamını yitirdiği Yunanistan sınırı son yıllarda bir insanlık tradejisinin merkezi haline geldi.

Birkaç yıl önce sınırda yaşanan kaosta da insanlar yaşamını yitirmiş ve Meriç Nehri'nde kaybolmuşlardı.

Yaşanan son süreci ve göçmen politikalarındaki son tabloyu TKP Göçmen Bürosu'ndan Avukat Duygu İnegöllü ile konuştuk. 

'Pazarkule Süresi'nin sonucu olarak görülmeli'

Edirne'nin İpsala ilçesinde sınırda son açıklananlara göre 19 göçmen donarak hayatını kaybetti. Ölü sayısı iki gün içinde hızla arttı. Türkiye tarafı Yunanistan'ın göçmenleri itmesi sonucu ölümlerin geldiğini ifade etti. Yunanistan açıklamayı yalanladı. Edirne sınırında ne oluyor takip edebildiniz mi?

Edirne sınırında yaşananlar aslında yeni bir takım gelişmelerin sonucu olarak değil, 2020 yılının başlarında "Pazarkule Süreci" olarak adlandırılan ve AKP'nin insan yaşamını, bir sermaye-fon pazarlığı haline getirmesinin sonucu olarak görülmelidir. Pazarkule Süreci'yle beraber Türkiye'de yaşayan göçmen nüfusun Avrupa'ya geçişi hem göçmen kaçakçıları hem de insan ticareti faaliyeti yürüten organize suç örgütlerinin ve şebekelerinin sayısını artırdı. Bugün ne yazık ki aynı vahim tabloyu Türkiye-İran sınırında da görebiliyoruz. Tüm bunlar göçmenlerin bir iç siyaset malzemesi haline getirilmesi, milliyetçi eğilimlerin göçmenlere dönük linç girişimlerinin de artmasına sebebiyet veriyor. Aynı zamanda göçmen meselesi AKP, muhalefet partileri ve sermaye sınıfı açısından da bir pazarlık unsuru haline getiriliyor. 

'Ege'nin iki yakasında var olan göçmen politikası sadece emperyalizme, savaş çığırtkanlığına hizmet ediyor'

Yunanistan'ın AB'nin sınır bekçiliğine soyunduğunu ve göçmenler konusunda insanlık dışı bir tutum sergilemekten kaçınmadığını biliyoruz. Türkiye tarafınınsa işine geldiğinde göçmenler konusunu politik pazarlık malzemesi haline getirdiğini  biliyoruz. Yapılan açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gün içerisinde Yunanistan ve Türkiye tarafından farklı farklı açıklamalar yapıldı, öncelikle gelinen noktada her iki ülke yöneticilerinin sorumluluğu olduğu belirtmekte fayda var. AB güdümünde Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan geri kabul anlaşması bu yaşanan olaylardan her iki ülkeyi de sorumlu kılıyor. Sadece anlaşmaya taraf olan devletlerin değil bugün Suriye'de, Afganistan'da ve Belarus sınırında yaşananlarda doğrudan emperyalist devletlerin sorumluluğu var. Türkiye'de yaşayan göçmenler, kayıt olma sorunundan, patronlara ucuz iş gücü olarak peşkeş çekilmeye kadar birçok problemle baş başa bırakılmaktadır. Yunanistan hükümeti de farklı bir profil çizmemekte, sınırda uygulanan insanlık dışı "geri itme" politikaları, kamplarda yaşanılan zorluklar Yunanlı dostlarımız tarafından dönem dönem gündeme getiriliyor. Tüm bunlar ve bugün yapılan açıklamalar gösteriyor ki Ege'nin iki yakasında var olan göçmen politikası sadece emperyalizme, savaş çığırtkanlığına hizmet ediyor.

Sınırda insanlar donarak can verirken olay ülke gündemine pek de gelmediği gibi, iktidar ya da muhalefetin de gündemine alınmıyor. Ne dersiniz bu tablo karşısında?

İktidarı ve muhalefetiyle Türkiye'nin göç politikasında sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. İktidarın da muhalefetin de göç politikası Türkiye sermaye sınıfının kimi unsurlarına ve emperyalist devletlerin bölgesel çıkarlarına göre şekillenmektedir. Aynı zamanda bir iç politika tercihi şeklinde de kendini göstermektedir. Türkiye halklarının önüne bir seçenek olarak konulan Millet İttifakı'nın sağcı yönelimleri göçmen politikasında da kendini göstermektedir. Bu noktada Türkiye'de sermaye karşıtı, anti-emperyalist, barıştan, eşitlikten yana bir cepheyi güçlendirmek tarihsel bir sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. 

'İşgalci ülkeler başta olmak üzere herkes sorumlu'

Ölen insanlarla ilgili nasıl bir hukuki süreç işletilmeli? Bu insanların canı kimin sorumluluğunda uluslararası hukuka göre?

Türkiye'de gerçekleştirilen kayıt/kimlik edinme süreçleri en baştan göçmen nüfusların mültecilik hakkının engellenmesiyle beraber bir insanlık suçuna dönüşüyor. Bu şartlar altında Türkiye'yi göçmenler için güvenli bir ülke olarak gören ve "geri kabul anlaşması" gibi bir anlaşmayı yürürlüğe koyan taraflar, taraf devletler de bu suça iştirak ediyor. Burada "sözde" uluslararası insani yardım kuruluşlarının rolü ve sorumluluğu da son derece büyük. Emperyalizme hizmet eden bu örgütler, yaşanılan insanlık suçu ve dramını bir fon meselesi, para transferi haline getirmiş durumda. Hem Edirne'de, hem Van'da hem Hatay'da yaşanılan veya Polonya- Belarus sınırında yaşanılan insanlık suçlarından emperyalist devletler, işgalci ülkeler başta olmak üzere herkes sorumlu. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.