Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sovyetler Türkiye için tehdit miydi? '1945'ten beri işgal altındayız’

Türkiye’nin NATO’ya girme bahanesi olarak sunulan “Sovyet tehdidi” iddiasının masaya yatırıldığı Komünist Bakış’ta konuşan TKP Genel Sekreteri Okuyan “Sovyetler Birliği, Türkiye'ye karşı hep çok ihtiyatlıydı. Komünizm Türkiye'deki sömürü düzenine bir tehdittir” dedi. Sınıflardan bağımsız bir "Türkiye çıkarı" olamayacağını vurgulayan Okuyan, "Sovyet tehdidi yoktu. Komünizm ise bir tehdit değildi. ... Ama unutulan şu, 1945'ten itibaren Türkiye zaten her şeyiyle işgal altında" diye konuştu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 30.06.2026 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 30.06.2026 , 01:10

soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış programında bu hafta NATO başlığı, ülke güvenliği üzerinden tarihsel bağlamı ele alınarak masaya yatırıldı. 

Nevzat Evrim Önal, Sovyetler Birliği'yle ilgili "Türkiye'nin güvenliğini tehdit ediyordu, toprak istiyordu, Boğazlar üzerinde kontrol sağlayacaktı" söylemlerini ve bu söylemler üzerinden ülkenin NATO'ya "sığınmak zorunda kaldığı" iddiasını hatırlattı. "Sovyetler Birliği hiç Türkiye için tehdit oldu mu?" diye sordu.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, konunun, Türkiye'nin NATO'ya girmesiyle neticelenen ABD-İngiltere ittifakına sığınması durumunun daha İkinci Dünya Savaşı sürerken Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Molotov'un Türkiye'nin Moskova elçisinden üs ile Kars ve Ardahan'ın iadesi talebinden kaynaklandığı iddiasını hatırlattı. Şunları söyledi:

Bu öykü 1945 yılında olanlarla daraltıldığında belli oranda doğru. Resmi bir talep yok ama görüşmelerde Molotov'un dile getirdiği bazı istekler var, yeni bir anlaşma için. Molotov bunu bir hata olarak da söylüyor. Bence de hata ama biraz öncesine gitmemiz gerekiyor. 

Bir kere savaş sürüyor. Savaşta Sovyetler Birliği yıkılmış, işgale uğramış. Daha doğrusu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Faşist ordular Moskova'nın kapısına kadar gelmiş, Leningrad ise çok uzun süren bir kuşatma altına alınmış. Bu tabloda Sovyetler Birliği, savaş biterken, kaçınılmaz olarak bir güvenlik paranoyası içerisine giriyor. Bir kez daha bununla karşılaşmamak için önlem almaya çalışıyorlar."

Savaş sırasındaki Türkiye'nin rolüne de değinen Okuyan, 1941-1944 yılları arasında Türkiye'nin, 1920'lerde oluşturulan ruha tamamen aykırı bir politika izlediğini vurguladı. Kağıt üstünde tarafsız olan Türkiye'nin Boğazlardan "yardımcı" gemileri geçirdiğini hatırlattı. 

"Dolayısıyla Almanya'nın Karadeniz'de bir deniz gücü oluşuyor. Savaş gemileri geçmese de, cephane geçirilebiliyor. Bu Sovyetler Birliği açısından büyük bir tehdit" dedi. Bu durumun savaş sırasında İngilizler tarafından bile protesto edildiğini belirtti. 

Almanya'ya krom ihracatından da bahseden Kemal Okuyan, çeliği sertleştiren bu maddenin, zırhlı araç yapımında kullanıldığını ifade etti. "Önemli bir bölümü Türkiye'den karşılanıyordu. Bunları saldırıya uğrayan, 27 milyon vatandaşını kaybeden bir ülke unutmaz" diye konuştu. 

'Türkiye zaten o dönem Batı'ya, NATO'ya teslim olmak için mazeret arıyor'

Okuyan şöyle devam etti 

Bir dönem Sovyetler Birliği'ne doğudan askeri operasyon hazırlıkları yapılıyor. Bir bölümünü Almanya yapıyor. Türkiye'nin asker kaydırdığını görüyoruz. Öte yandan bir de İngilizlerin, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bakü petrollerini ele geçirme planları var. Bunlar realize olmasa da Sovyetler Birliği için tehlike.

Ve 1943'te bir Sovyet keşif uçağını Türkiye, Kars sınırında düşürülüyor. Aynı zamanda Türkiye'de 1941-44 arasında çok ciddi bir Alman propagandası var.

Savaş biterken yeni bir dünya düzeni kurulacak. Kazanan taraf kendi beklentileri doğrultusunda pazarlık yapıyor. Türkiye'nin bu pazarlıkların dışında kalması imkansız.

Türkiye zaten o dönem Batı'ya, NATO'ya teslim olmak için mazeret arıyor."

Boğazlar meselesi: 'Sovyetler, kurulan iyi komşuluk ilişkilerine uygun davrandı'

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Boğazlar konusunu da masaya yatırdı.

"Türkiye hiç Boğazlar konusunda Sovyetlerin tezini savunmadı. İngilizler, Amerikanlar 'Sovyetler Boğazlar konusunda Türklerden daha Türkçü' diye yakındılar" diyen Okuyan, Sovyetlerin o zamanki "Karadeniz bir kapalı denizdir, kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemisi sokması yasaklanmalıdır" tezine dikkat çekti. Okuyan şunları ekledi:

Türkiye, Montrö'de dahi tam olarak kendi çıkarlarını savunmadı, İngilizlerin korkusundan. İngilizler, Sovyetler'den şikayet ediyordu. O yüzden de Sovyetlerin boğazlardaki rejim değişikliği talebinin mantığı var, gerçekçi olmasa da. Ve bu yanlış sonuç verdi.

Ayrıca Almanya'nın yenileceğini anlayan Türkiye o dönem Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmiyor. İngilizcilik ve Amerikancılık patlıyor Türkiye'de. 

38'den 45'e kadar bakınca, kuruluş döneminde Sovyetlerle kurulan iyi komşuluk ilişkilerine Sovyetler Birliği uygun davranmıştır, Türkiye uygun davranmamıştır. Türkiye'deki Almancılık, Turancılık, anti-komünizm kayıt altında. Sovyetler Birliği de kendi güvenliklerini garanti altına alacak adımlar attılar. Bazı çevreler de bunu kullanıp tamamen ABD eksenine demirlemek için 'Sovyet tehdidi var' diye bağırdılar."

Türkiye'ye bir devrim ihracı denendi mi: 'Sovyetler Birliği, Türkiye'ye karşı hep çok ihtiyatlıydı'

Nevzat Evrim Önal'ın "Türkiye'ye bir devrim ihracı denendi mi?" sorusunu yanıtlayan Okuyan, toplumsal sistemlerin farklılığına dikkat çekti. Şöyle konuştu:

Başka ülkelere devrimi taşıma düşüncesi, Ekim Devrimi'nin ilk döneminde tabii gündeme geldi. Ama başka ülkelerde de devrim yükseliyordu, Sovyet iktidarları kuruluyordu, enternasyonal bir kavga vardı. Sovyetler Birliği'ne karşı devrim ihraç edilmeye çalışılıyordu. Japonlar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar hep beraber çullandılar.

Sovyetler Birliği de bunu püskürtmek için devrimci enternasyonali kullanmaya çalışıyordu. Devrimi askeri güçle yayma fikri, kısa sürede gerçekçi olmadığını kanıtladı.

Unutulan bir şey var, Polonya, Rus İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Rus devrimiyle bağımsızlığı gündeme geldi. Sovyetler Birliği'ne Polonya'yı saldırttılar. Sonra Sovyetler Birliği 'Acaba bir işçi iktidarı olarak değerlendirebilir miyiz' fikri gündeme geldi. Bu devrim ihracı olarak düşünülebilir. Orada bile bir noktada durdular. Polonya Savaşı 20'lerde ders oldu. Sonrasına ilişkin bir devrim ihracı olduğunu kanıtlayabilecek hiçbir şey yok, Türkiye'de hiç yok. Yani Sovyetler Birliği'nin, Türkiye'de başından beri düzeni değiştirme niyetine ilişkin kimse bir kanıt gösteremez. Sovyetler Birliği, Türkiye'ye karşı hep çok ihtiyatlıydı. Komünizm Türkiye'deki sömürü düzenine bir tehdittir."

'Sovyetler Afganistan müdahalesine isteksizdi'

Önal, Okuyan'a Afganistan’ı da sordu. "Afganistan’da ilerici, devrimci bir iktidar 1978'de kuruldu. Sovyetler Birliği'nin Afganistan müdahalesi, 1979 sonu. Sovyetler Birliği'nin oradaki dahli çok dolayımlıdır. Sonra da oradaki mücahitlere başta CIA olmak üzere destek yağmıştır" diyen Okuyan, orada kurulan iktidarın Sovyetler Birliği'ni bir anlamda "davet" ettiğini kaydetti. Daha sonra çıkan belgelerin Sovyetlerin Afganistan müdahalesine isteksiz olduğunu gösterdiğini de belirtti:

Yani mecbur kaldılar. Yanları başında karşıdevrimci bir iktidar güvenlik problemi yaratacaktı. O bölgedeki Sovyetlerin sınır komşuları Müslüman ülkelerdi. Güvenlik kaygısı öne çıktı.

Sovyetler Birliği'nin dünyadaki devrimci hareketlerle ilişkisi, dayanışma ve yardımlar olsa da, iktidarı değiştirmeye dönük değildi. Tersine temkinlilerdi."

'Sosyalizm mücadelesi o ülkede verilir, kendi özgücüne, halkına dayanır'

Kemal Okuyan, "Dünyanın herhangi bir yerinde Sovyetler Birliği gibi bir güçlü iktidar olsa, TKP'nin 'yoldaş olarak' sırtını dayayacağı, belki de askeri olarak yardım alabileceği bir güç olur mu?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:

Herkes geçmişten ders çıkartır. Sovyetler Birliği çok büyük bir güçtü ve bazı ülkeler hatalar yapıp bağımlılık ilişkisine girdiler. Büyük güç yönetir, buna karşı önlem almak gerekir. Sosyalizm mücadelesi o ülkede verilir. Kendi öz gücüne, halkına dayanacaksın. Kararları kendin alıp, bağımsız olacaksın. Maddi kaynakların da kendine halkına ve üyelerine dayanacak. Ve temiz olacak. Biz, bağımsızlığımızı ortadan kaldırabilecek hiçbir ilişkiye girmeyiz."

'Sovyetler Birliği 91'de dağıldı, neden hâlâ NATO deniliyor?'

Türkiye'nin NATO'ya girme bahanelerinin de gündem edildiği programda, gericilerin bugün hâlâ "Komünizm tehlikesi vardı" söylemine sığınmasının gerçekliği sorgulandı.

Türkiye'de 1970'lerde komünizm "tehlikesi" olduğunu söyleyen Okuyan, "Tehdit sömürü düzenidir. Sovyet tehdidi ise yoktu. Sovyetler Birliği'nin Türkiye'deki devrimci harekete etkisi sadece prestijiyle ilgilidir" dedi. Kemal Okuyan şöyle devam etti:

Sovyet işgali diye bir şey uyduruldu, Fatsa'ya çıkartma yapabilirler' denildi. Sovyetler Birliği'nin herhangi bir askeri hazırlığı yoktu. Yani Sovyet tehdidi yoktu.

Komünizm ise bir tehdit değildi. Türkiye'de sol yükseliş vardı. Ama unutulan şu, 1945'ten itibaren Türkiye zaten her şeyiyle işgal altında. Bu ülkede sayısız kez cinayet işleyen bir mekanizma var.

Sovyetler Birliği 91'de dağıldı. Peki neden hâlâ NATO deniliyor? Neden yurttaşlarımıza dar ediyorsunuz ülkenin başkentini? Şimdi ne tehdit ediyor? Demek ki sizin tehdide ihtiyacınız var. 'Sovyet tehdidini engellemek için mecburen cinayet işledik' diyen sağcılar var ülkede.

NATO, Türkiye'de toplumsal muhalefeti, işçi hareketini, gençlik hareketini engellemek için Türkiye'de cinayet işlettirdi. Sonra insanlar kendini savunmayı da öğrendi. Türkiye'de siyasi cinayetler sağ tarafından başlatıldı. Bunlar yalnızca Türkiye'de de olmadı. Ülkelerin en değerli aydınları, sendikacıları katledildi. İtalya'da, Yunanistan'da...

Tarihe dürüst bakacaklar. Bugün NATO'ya karşı çıkıyorsan, geçmişteki bazı şeyleri sorgulamak zorundasın. Türkiye'nin yarattığı tehdit Sovyetler Birliği'nin yarattığı iddia edilen tehdidin yüz katıydı. Almanya da bunu kullanmaya çalıştı. Turancılığın Sovyetler Birliği'nde toplumsal zemini var. Türkçe konuşan Türk diyebileceğimiz ciddi bir nüfus var. Konu yalnızca Kafkasya falan değil. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, bunlardan Sovyetler Birliği içerisinde birlik oluşturdu. Türkiye'de de bazı kesimler ellerini ovuşturup, göz yumdu."

Ulusal çıkar nedir?

Sınıflardan bağımsız bir "Türkiye çıkarı" olamayacağını vurgulayan Kemal Okuyan, "Bu düzenin dış politikası, bu düzene hizmet eder. Bu gerçeği görmeden ulusal çıkar tanımı yapmak imkansızdır. Bu anlamda da vatana ihanettir. Bu sistem, Türkiye'nin çıkarı halkın çıkarıysa buna zarar veriyor" dedi.

Türkiye-Yunanistan gerilimi

Kemal Okuyan, Nevzat Evrim Önal'ın "Türkiye-Yunanistan savaşı ihtimali var mı, eğer varsa NATO bunun önünde engel, NATO'dan çıkan ülke hedefe oturur mu?" sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:

İki ülkede de 'NATO'dan çıkmayalım, çıkarsak diğer ülkenin borusu öter' anlayışı var. Türkiye ile Yunanistan'ı birbirine düşüren, gerilimi artıran şey emperyalist sistem. Çok uzun süre birlikte yaşandı. Anadolu işgali düşmanlaştırıcı bir tohumun atılmasıdır. Sonra da hep canlı tutuldu. Aynı ittifakın şemsiyesine girilmesine rağmen sürekli gerilim var. NATO ve ABD bunun sürmesini istiyor. Dolayısıyla NATO, Türkiye ve Yunanistan arasında gerilimin daimi olması için bir zemin hazırlıyor. Arada Yunanistan'daki egemen güçlerle Türkiye’dekiler arasında çatışma ve rekabet de var. 

'NATO kötü ama çıkmak yanlış olur' buradan çıktı. Şimdi zamanı değil diyorlar. Ne zaman çıkacağız? Savaşa hazırlanıyoruz bunun farkındalar mı?

Ukrayna'daki savaş aslında NATO ile Rusya arasında. Ve Türkiye adım adım NATO üzerinden taraf olmaya gidiyor. Türkiye'nin güvenliğini bahane edenler, bu yalan.

Rusya da şu anda Türkiye'yi tehdit etmiyor. Türkiye'ye dönük bugün bir Rus tehdidi yok. Tam tersine Türkiye ile ilişkiler istiyor Rusya. Ama NATO Rusya'yı tehdit ediyor. Türkiye de bunun parçası haline geliyor. Bu nasıl güvenlik anlayışı? Yoksa acaba sıcak çatışmaya gidilmesi silah endüstrisinin mi güvenliğini sağlıyor? Bunun hesabını vermeleri gerekiyor. 

Ankara'daki NATO zirvesi büyük ölçüde Rusya'ya karşı bir şey geliştirecek. Çin de var işin içerisinde tabii. Hep bir tehdit arıyorlar ama asıl ülkemizi tehdit eden NATO. 

Tek dürüst olan liberaller, onlar açıktan NATOcu. Diğerleri suskun. Onlara göre NATO doğal ve pozitif bir olgu. Sosyal demokrasi ağzını açmıyor hatta övgüler düzüyorlar. Avrupa'da bile, antikomünizmin bayraktarları arasında bile NATO karşıtlığı yapılıyor.

NATO zirvesinde Türkiye'nin bazı sorunları çözüp kendi önemini NATO'ya onaylatmasının, saydığım çevreler arasında çok alkışlanacağını ve bunun toplumun belli kesiminde önemseneceğini düşüyorum ve bu çok kötü. Bunu engelleyemediğimiz için de kendimize kızıyorum. Mesele sadece NATO değil. İnsanların bu kadar kolay kabullenmesi üzücü. Bu da bir çürümedir. NATO'nun medeniyet, demokrasi ve özgürlük getirdiği inancını bastırsak da üzücü şekilde yeniden ortaya çıkıyor. Bizim NATO mücadelemiz sürüyor, devam edeceğiz. Her şeye rağmen güzelleştirilebilecek bir dünya, çok güzel olabilecek bir ülkemiz var. Eninde sonunda bu kötülüklerden arınacağız."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.