Breadcrumb
Sovyetler Birliği’nde Kürt edebiyatı ve Kürt Çoban
Yayın Tarihi: 08.08.2021 , 16:24 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Kürt tarihi ve kültürünün incelendiği bütün örneklerde Sovyetler Birliği dönemi, özel bir yere ve öneme sahip olageldi. Ancak diğer yandan, Kürt tarihinin bu özel dönemi, Kürt halkının gündelik yaşamında görece daha az ilgi gördü ve sınırlı bir alana temas etti. Kürt halkının önemli bir çoğunluğu, kültür ve sanat üretiminin en ileri örneklerinin hayata geçirildiği bu süreci, tarihsel bağlamından kopuk metinlerden okumak zorunda kaldı. Kürt tarihinde sinemadan edebiyata, basın yayından müziğe, radyo yayıncılığından tiyatroya kadar pek çok alanda ilk ya da en ileri üretimler, SSCB döneminde hayata geçirilmişti oysa.
SSCB’de Kürtler için en yoğun çalışmaların yapıldığı ve en çok sonuç alınan kültürel üretim alanı edebiyat oldu. Ereb Şemo’nun 1935 yılında kaleme aldığı Kürt Çoban adlı roman ise Kürt tarihindeki ilkleri barındırdan bir örnekti. Bu eser aynı zamanda Kürt tarihinin roman biçimindeki ilk üretimiydi.
Edebiyat tarihinde, roman biçiminde kabul edilen ilk örneği Miguel de Cervantes’in Don Kişot adlı eseri olarak kabul eder ve bunun da ilk yayımlanma tarihi olarak 1605 yılını baz alacak olursak, 1935 yılında kaleme alınan Kürt Çoban adlı romanın önemi biraz daha belirginleşmiş olacaktır. Zira bu çalışmanın tarihsel değerini hem bir boşluğu doldurma çabası hem de buna dair ilk üretim olması belirliyor.
Her şeyden önce, Ereb Şemo’nun Kürt Çoban’ı, Kürt edebiyatında gecikmiş bir üründür. Dünya edebiyat tarihinde 400 yılı aşkın bir süredir hayatımızda olan roman biçimi, aynı zamanda aydınlanma tarihinin, burjuva devrimlerinin ve bireyin tarih sahnesine çıkışının da öyküsünün yansımasıdır. Zira her şey Don Kişot’un evden çıkmasıyla başlar. Artık kainatın ortasında ilahi yargıçtan uzakta, bireyin öyküsüne tanıklık ederiz.1 Başka bir deyişle, tarihte “sarayın sanatı çökerken” ortaya çıkan biçimlerden biridir roman.2
Roman kelimesi tarihte bugünkü kullanımından farklı olarak “Latince bilmeyenleri” ya da “soylu olmayanları” tarif etmek için kullanılıyordu. Ancak zamanla kutsal sayılan dillerin veya kutsal metinlerin dışında, insanların anadillerinde yaptıkları üretimleri ya da “soylu olmayan” üretimleri işaret eder olmuştu. Ve iktidar, yani feodalizm, akrabalık ilişkileri veyahut kan bağıyla tesis ettiği meşruiyetini, burjuva devrimlerine bırakıyordu. Bu durum, yeni kurulan dünyanın sanat üretimlerini belirleyecekti. Burada edebiyat ve roman hem belirlenen hem de belirleyen bir etkileşimle bu sürece damgasını vurmuştu. Bir tür matbaa kapitalizmi olarak tarif edebileceğimiz ve ulus fikrinin oluşmasında gazete gibi günlük yayımlanan üretimler kadar etkili olan romanlar Batı dünyasında uluslaşma süreciyle paralel bir gelişim göstermiştir.3
Edebiyatta roman türü, “Doğu” toplumlarında ya da başka bir ifadeyle burjuva devrimlerini geç yaşamış ya da yaşayamamış toplumlarda, uluslaşma süreciyle değil daha çok modernleşme kavramıyla anılmıştır.4
Bugün roman kelimesinin karşılığı olarak temsil edilen şey ise kabaca 18. yüzyılda şekillenir. Bu dönem tam da iletişim teknolojilerinde ve toplumsal hayatta yaşanan devrimlerin belirleyen olduğu bir dönemdir. Roman hem toplumsal değişimin konusu hem de kaynağı olmuştur. Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi ile birlikte değişen dünyada yeni kavramlarla karşılaşılıyordu artık. İşte bu yeni dilin yeniden üretildiği bir sürece tanıklık eder roman. Burada bizleri ilgilendiren önemli bir ayrıntı, klasik eğitimden yoksun bir topluluğun romanla tanışma süreciyle Kürt kültüründeki yansımasının benzerliğidir.
18. yüzyıla gelene kadar roman türünde okuyucu olarak tarif edilen toplam aynı zamanda roman türüne katkılarda da bulunan ekonomik güce sahip ve eğitimli orta sınıfı işaretliyordu. Roman türünün gelişimi bu bağlamda orta sınıf kültürüyle ilişkiliydi. Ancak yayıncılık alanının hızlı gelişimi, gazetenin etkili bir araca ve edebiyatın da ticaretin bir nesnesi haline dönüşümü, klasik eğitimden yoksun kalabalıkların hızlı ve kolayca okuyabilecekleri bir ürün olarak romana yönelmelerine vesile olmuştur.5
Tarihsel nedenleri ve özgün koşulları birbirinden farklı olmakla birlikte, okuyucu kitlesinin çoğunluğu klasik ve anadilinde eğitimden yoksun olan Kürt edebiyatı, bu tarihsel boşluğu Sovyetler Birliği döneminde kapatmaya çalışmıştır. 11. yüzyılda temelleri atılan Klasik Kürt Edebiyatı’nın Eli Heriri ile başlayan tarihi, edebiyatın modern biçimleriyle gecikmeli olarak tanışır.6 Türk edebiyatıyla benzer süreçlerden geçen Kürt edebiyatı, modernleşme sürecinde tanır roman biçimini. Üstelik Sovyetler Birliği’nde Kürt kültürünün tarihsel merkezlerinden uzakta gerçekleştirir bunları.
SSCB’de Kürt edebiyatının doğuşu
Başlarken, Sovyet topraklarının Klasik Kürt Edebiyatı açısından tarihsel merkezlerden biri olmadığını başa yazmak gerekecektir. Kürtlerin Kafkasya’daki öyküsü, Osmanlı topraklarında yaşayan Kürtlerin, kimi isyan ve çatışmalarla birlikte sürgün ve göçlerin sonrasında başlar. Bu süreç 1917 Ekim Devrimi ile birlikte entelektüel bir sıçrama yaşar ve Kürtler, kültür tarihlerinin en özel dönemlerinden birine tanıklık eder.
Sosyalizmin, tüm emekçilere sunduğu eşit ve özgür bir dünyadan Kürt kültürü de payını almıştır. Kürtler, SSCB döneminde, bir dizi üretimi hayata geçirip kültürel üretimler gerçekleştirdi. Sovyet halklarının gerçekleştirdiği okuma yazma seferberlikleri de bu sürecin olumlu çıktılarından biri olmuştu.
Ermenistan Komünist Partisi’nin Kürt seksiyonunda görev alan aydınlar, 8 Temmuz 1928 tarihinde yaptıkları bir toplantıda, Latin harflerinden oluşan bir Kürtçe alfabe oluşturma kararı alırlar. İ. A. Orbeli yönetiminde oluşturulan ekipte yer alan İsahak Maragulov ve Ereb Şemo, Latin grafikli Kürt alfabesinin oluşturulması için kollarını sıvar.7 Oluşturulan bu yeni alfabe ile Kürtçe üretimler de yaygınlaşmaya başladı. Reya Teze ve Sovyet Kürdistan’ı gazeteleriyle birlikte birçok okuma-yazma kitapları, hikayeler ve öykü derlemeleri yayımlandı. Özellikle çocuk edebiyatının önemli bir yer edindiği bu üretimler, Sovyet Kürdoloji Konferansı’nın bir çıktısı olarak “kendi kendine öğrenme” prensibine göre hazırlanıyor ve kitaplar ilk öğretim düzeyindeki çocuklara yaygın bir şekilde ulaştırılıyordu. İsahak Maragulov’un 1929 yılında hazırladığı “Kendi Kendine Kürtçe Okuma Yazma Kitabı” ile üretimler hız kazanmıştı.
Bir yandan da 1928-29 yıllarında Leningrad’da eğitime gönderilen 23 Kürt genci ile Kürt kültür ve tarihine dönük akademik çalışmaların Kürtler tarafından ele alındığı bir sürecin temelleri atılıyordu.
1. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın cephelerde yaşamını yitirmesinin hemen ertesinde hayata geçirilen bu pratiklerin bir önemi daha vardı. O da dönemin Sovyet Kürt edebiyatı için “yetimler edebiyatı” benzetmesinin yapılmasıdır. Kürtlerin anadillerinde eğitimlerine ilk başlanan yerlerden biri 1921 yılındaki Eşterek Yetimhanesidir.8 Sovyetler Birliği’nde Kürt edebiyatına, kültürüne ve folklorik çalışmalarına katkı sunanların önemlice bir çoğunluğu babalarını 1. Dünya Savaşı’nda kaybeden çocuklardan oluşuyordu. Burada atılan adımların önemini kavramak için 1920-30 yılları arasında Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de yaşayan Kürtlerin halini, ahvalini anımsamak yeterli olacaktır diye düşünüyorum.
Gorki’den Ereb Şemo’ya uzanan yol
1934 yılına gelindiğinde, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Kürtler, kültür ve sanat üretimleri için önemli bir buluşma gerçekleştiriyorlardı. 1934 yılında Ermenistan’da bir araya gelen aydınlar, Kürdologlar ve şarkiyatçılar Kürt kültürü ve tarihi için bazı kurumsal adımlar atıyor ve ilkeler belirlemeye çalışıyordu. Toplantıda Leningrad Kürdoloji Enstitüsü çalışanları, Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetlerindeki Kürt aydınları başta olmak üzere birçok bölgeden delege ve katılımcı yer alıyordu. Kongrede ele alınan gündemlerden biri de Kürt dilinin standartlaştırılma çabasıydı. Toplantıda alınan kararlar bugün dahi önemini korumaktadır.
Toplantının hedefi Kürt emekçilerinin anlayabilecekleri bir Kürtçe için standartların belirlenmesiydi. Sonuç olarak da kongrede bu amaca uygun şekilde adımlar atıldı. Kongrenin sonucunda baz olarak belirlenecek Kürtçe için, Kafkasya’da yaşan Kürt emekçilerin konuştukları günlük dil kararlaştırılmıştır.9 Karar, aynı zamanda Kürtçenin Tiflis’ten Leninakan’a oradan da Tanrıverdi bakır madenlerinde çalışan emekçilerden Erivan’a kadar geniş bir alanını kapsıyordu.
Bu baz dilin belirlenmesinde Kürt emekçilerin günlük hayatta konuştukları dil kadar, bu dilin ayı zamanda Klasik Kürt edebiyatında önemli bir yere sahip olan Ahmedê Xanî’nin metinleriyle büyük oranda benzerlik taşıması da etkili olmuştur.
Ereb Şemo ile düzenli bir iletişim halinde olan Sovyet edebiyatının önemli isimlerinden Gorki’nin de Kürt Çoban kitabını okuduğunu biliyoruz. Roman için “Kürtler Ereb Şemo’nun diliyle konuşuyor” ifadesi bu süreçte ortaya çıkar. Ancak bu kongre kararından ve hedefinden habersiz araştırmalar için Gorki’nin bu ifadesinin bir ayağı havada kalmış, anlaşılamamıştır. Bu cümle ile ilk kez karşılaşanlar için Gorki’nin ifadesi tuhaf bir duruma düşmüştür. Zira ilk Kürtçe romanın üreticisinin Kürtçe konuşması ya da Kürtlerin yazarın diliyle konuşmasından daha doğal ne olabilir ki? Ancak Gorki’nin buradaki ifadesinde esas mesaj, kongre hedeflerinin hayata geçirilmesi ve Ereb Şemo’nun Kürtçesi ile Kürt emekçilerinin günlük hayatta kullandıkları dil arasında kurulmuş olan etkileşimin kendisidir. Bu manada Ereb Şemo tam da Kürtlerin diliyle konuşur; bakır madeninde, fabrikalarda, pamuk tarlalarında çalışan Kürtlerin diliyle.
Gorki ile Ereb Şemo’nun bu bağları, Kürt Çoban romanıyla sınırlı kalmamıştır. Gorki’nin kurucusu olduğu “Başarılarımız” adlı dergiye, Şemo da katkı sunmuş ve “Yeni Anayasaya Kürtlerin Şarkısı” adını verdiği şiiri ileterek, aralarındaki iletişimin belli aralıklarla devam ettiğini göstermiştir.10
Aynadan yansıyanlar ve Kürt Çoban
Ereb Şemo’nun 1935 yılında yayımladığı Kürt Çoban adlı romanının, edebi yanının pek de güçlü olmadığını söylemek, yazarın ve eserin önemini kaybettirmeyecektir. Zira Ereb Şemo bu romanı yazarken temel motivasyonunu edebiyatçı ya da yazar kimliğinden ziyade onun tarihçi ve araştırmacı kimliği oluşturur. Bu eser, Kürtler için bir dizi üretimin yapıldığı bir dönemde, Kürt tarihinde roman türündeki eksikliği giderme çabasından doğmuştur. Bu nedenle Kürt Çoban romanının bir tür görev duygusuyla yazıya geçirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu da romandaki edebi derinliğin eksikliğini gideren tarihsel bir faktördür. Yazar, edebi alandaki eksikliği tarihsel bilinciyle gidermiştir.
Roman, bu manada, yazarın otobiyografik bir hikayesidir. Hemen hemen her yazarın ilk ürünü gibi, aynadan yansıyanları aktarmıştır eserine. Sosyalist gerçekçilik akımının bir örneği olan roman, Ekim Devrimi öncesinde Kafkasya’da yaşayan Kürtlerin durumunu anlamak adına da önemli veriler sunar. Yazar bir başka romanı olan Bahtiyar Yaşam (Jiyana Bextewar) adlı eserinde de Ekim Devrimi sonrasında değişen hayatı, Kürtlerin sosyalizm deneyimlerini aktarmıştır.
Şemo, yaşadığı göçleri, çobanlık mesleğini, Kızıl Ordu’da aldığı görevleri ve kardeşinin Tiflis’te tütün fabrikasında çalışması gibi hayatındaki birçok kesiti, romanında okuyucuya ulaştırır. 1917 yılında Ekim Devrimi’nde ve 1918-1922 yılları arasında iç savaşta görev alan yazar, aynı zamanda Lenin Nişanı ve Halkların Kardeşliği Nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Sovyetler Birliği’nde Kürtler ile ilgili üretim alanlarının hemen hemen hepsinde yer alan Şemo, tüm bu alanlarda katkı koymuş ve üretimler yapmıştır. Kürtçe dışında Türkçe, Ermenice, Rusça, Gürcüce, Almanca ve Azerice bilen yazar Komünist Parti’de ve Sovyet İstihbarat örgütü ÇEKA’da çeşitli görevler almıştır. Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde eğitimini tamamlayan yazar aynı zamanda Leningrad’da Kürdoloji bölümünde doçenttir.
Kürt tarihi açısından Sovyetler Birliği dönemini Kürtlerin talihi ya da Rönesans’ı olarak betimleyen araştırmacılar mevcuttur.11 Buradan yola çıkarak Kürtler için de ilk romanlarının Bolşevik bir çoban tarafından yazılmış olması ve aynı zamanda bu çobanın aldığı eğitimle Kürt halkının kültürel süreçlerine katkılarda bulunması da Kürt okuyucuların talihi olarak sayılabilir. Evet, bu çok geç kalmış üretim Sovyetler Birliği’nde yaşayan Kütlerinin hem çıktısı hem de yansımasıdır. Bugün modern Kürt edebiyatının tarihine bakıldığında sosyalist gerçekçiliğin bir miladı işaretliyor olması, Kürt edebiyatının geleceğini örmek için bir motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir.
- 1Milan Kundera, Roman Sanatı, s.18
- 2Arnold Hauser, Sanatın Toplumsal Tarihi Cilt 2 s. 4
- 3Benedict Anderson, Hayali Cemaatler, s.49
- 4Haşim Ahmedzade, Ulus ve Roman, s.10
- 5Hakkı Başgüney, Yazarlar Çağı, s.44-45
- 6Prof. Qanatê Kurdo, Tarîxa Edebîyata Kurdî, s.73
- 7Hejare Şamil, Diaspora Kürtleri, s.94
- 8Dr. Tosînê Reşît, Sovyetler Birliği’nde Kürt Edebiyatı, İnatçı Bir Bahar: Kürtçe ve Kürt Edebiyatı, s. 203
- 9Bazil Nikitin, Kürtler, s.502
- 10Rusya Devlet Kütüphanesi dijital arşivi, Başarılarımız Dergisi Sayı 1, s.66 Наши Достижения
- 11Bazil Nitikin, Kürtler, s.354
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

