Sayfa yolu
Sorun bir istihdamdan mı ibaret? Atanmayan öğretmenlerin omuzlarına yüklenen yük
Yayın Tarihi: 25.03.2026 , 15:57 Güncelleme Tarihi: 25.03.2026 , 16:03
Manavgat Irmağı geçtiğimiz gün yalnızca bir bedeni değil, yıllarca yeşertilmiş, diplomalarla taçlandırılmış bir umudu daha yuttu.
İngilizce öğretmeni Rümeysa Güven’in cansız bedeni bulunduğunda, geride sadece acılı bir aile değil, uçurumlara, derin sulara ve şantiyelere sürüklenen bir genç öğretmen kuşağının çilesini bıraktı.
Rümeysa öğretmenin ölümüyle birlikte işsiz ve geleceksiz kalan, ataması yapılmayan öğretmenler yeniden gündem oldu. Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB-SEN) bu ölümlerin münferit birer intihar olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor.
Çiğli’de coğrafya öğretmeni İbrahim Yeşildağ, Birecik’te Mustafa Kaya, Kastamonu’da henüz yirmi bir yaşındaki matematik öğretmeni Kevser Abdülkadiroğlu, Aydın’da yirmi beş yaşındaki sosyal bilimler öğretmeni Merve Çavdar ve Giresun’da edebiyat öğretmeni Emine Sarıaydın...
İsimler değişiyor, bölgeler değişiyor ancak ataması yapılmayan öğretmenlerin maruz kaldığı o derin umutsuzluk girdabı hiç değişmiyor.
Bu karanlık tabloyu sadece bireysel bunalımlarla açıklamak gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramıyor. Bir yanda Malatya’da trafo boyarken can veren beden eğitimi öğretmeni Fedai Altun, diğer yanda Akkuyu Nükleer Santrali inşaatından düşerek hayatını kaybeden İngilizce öğretmeni İlyas Bul ve hayallerini çalıştığı tarlalara gömen sosyal bilgiler öğretmeni Onur duruyor.
soL'a konuşan TÖB-SEN Genel Başkanı Deniz Ezer, bu manzarayı giderek derinleşen yapısal bir sorunun ve hatta bir çöküşün göstergesi olarak tanımlıyor. Ezer, yaşananların sadece plansızlık ya da ihmalle sınırlı olmadığını, eğitim politikalarının önemli ölçüde maliyet hesabı üzerinden kurgulandığı, bilimsel ve kamusal eğitimin geri plana itildiği bir tercihin sonucu olduğunu vurguluyor.
Eğitim maliyet konusu olunca...
Deniz Ezer, sistemin bir yandan sürekli öğretmen üretirken diğer yandan istihdam edecek kadroları açmamasını, geçici bir hata değil, uzun süredir devam eden bir politika tercihi olarak yorumluyor.
Ezer, kapalı tutulan köy okullarını ve birleştirilmiş sınıf uygulamalarını hatırlatarak şu ifadeleri kullanıyor:
"Oysa bu alanlar hem öğretmenler için istihdam kapısı olabilir hem de çocukların daha nitelikli, eşit ve sağlıklı eğitim ortamlarına erişimini sağlayabilirdi. Buna rağmen, halk çocuklarının kalabalık, yetersiz ya da uygun olmayan koşullarda eğitim görmek zorunda bırakılması eğitimin bir hak olmaktan ziyade maliyet kalemi olarak görüldüğünü göstermektedir."
Bugün 600 binden fazla öğretmen atama beklerken, devletin düzenli istihdam yaratmak yerine sözleşmeli ve doksan bine yakın ücretli öğretmen modeliyle daha esnek ve düşük maliyetli seçeneklere yönelmesi bu tercihi somutlaştırıyor.
Toplumun görünmez kılınan sorunlarına ışık tuttuğumuz haberler yalnızca okurlarımızın desteğiyle hayata geçiyor. soL Haber'e abone olarak, gerçeğin ve adaletin sesinin daha gür duyurulmasına destek olabilirsiniz.
Atamalarda yeni kriter: Tarikat referansı
Eğitim fakültelerinden mezun olan gençlerin umutları sadece kontenjan yetersizliğiyle değil, aynı zamanda şeffaflıktan uzak atama sistemleriyle de tüketiliyor. Deniz Ezer, mülakat sisteminin objektif ölçütler yerine ideolojik veya bağlantısal kriterlerle yürütüldüğünde yetenekli öğretmenlerin elendiğini belirtiyor. Yeterli puan almalarına rağmen mülakatta elenen 1611 öğretmenin haklarının gasp edildiği süreç, bu çöküşün en net kanıtlarından biri.
Ezer bu durumu şu sözlerle özetliyor:
"Hak ederek değil, ilişkiler üzerinden ilerleyen bir düzen algısı yalnızca bireylerin motivasyonunu kırmakla kalmamakta, aynı zamanda toplumun adalet duygusunu da derinden zedelemektedir. Özellikle atama sürecinde mülakatta cemaat ve tarikat referansı etkili olduğu gibi atama yapıldığı zaman branş bazında ciddi adaletsizlikler de yaşanıyor. Okul türlerine baktığımızda imam hatip okullarına, meslek derslerine 10 öğretmen atanıyorsa kültür derslerine 1 atama olmaktadır."
Yeni getirilen akademiye giriş sınavı ile eğitim fakültelerinin de fiilen yok sayıldığını hatırlatan Ezer, diplomaları boşa çıkartan bu sistemin gençleri yalnızlaştıran bir tecrit politikası olduğunu ifade ediyor.
Sadece bir istihdam değil yaşam hakkı sorunu
Yıllarını eğitime adayan gençlerin kendi alanları dışında, inşaat ve kafe gibi yerlerde güvencesiz işçi statüsünde çalışmak zorunda bırakılması, belli bir yaştan sonra işsizlikle karşı karşıya kalmaları derin bir toplumsal travmaya dönüşmüş durumda.
TÖB-SEN, konuyu sadece bir atama talebi olmaktan çıkarıp doğrudan bir yaşam hakkı ve güvenliği ihlali olarak ele alıyor.
Sendika, köy okullarının açılması, sınıfların 20 kişiye düşürülmesi ve sözleşmeli öğretmenlik yerine kadrolu atama yapılması gibi somut çözüm önerileri sunarak mücadelesini sürdürüyor.
Ezer, sendikanın bu yöndeki adımlarını anlatırken, ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadıkları sorunların sadece ekonomik ve bireysel değil, toplumsal bir kriz olduğuna dikkat çekiyor:
"Uzun süre işsiz kalmak, gelecek kaygısı, sistemin adaletsizliği ve toplumsal ilgisizlik birleşince çıkışsızlık hissi oluşuyor. Ne yazık ki bazı öğretmenler, bu baskı ve umutsuzluk sonucu intihara kadar varan trajik kararlar alıyor. Kısacası TÖB-SEN, sadece atama istiyoruz demekle kalmayıp, bu süreci yaşam hakkı ve güvenli çalışma hakkı perspektifiyle bütünleştirerek kamuoyu, medya ve politika üzerinde baskı ve farkındalık yaratma derdindedir."
Manavgat Irmağı'nda son bulan bir hayat, Çiğli'de, Birecik'te, Kastamonu'da yarım kalan hayaller. Rümeysa öğretmenin gidişi, liyakatsizliğin, maliyet hesaplarının ve karanlık bir planlamanın sonucunda uçuruma itilen yüz binlerce gencin sessiz isyanıdır.
Deniz Ezer şöyle diyor:
"Bu sadece bir istihdam meselesi değil, doğrudan bir yaşam meselesidir."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.