Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Solcu Liseliler kimdir? Hedefleri arasında neler var?

TKP’nin lise çalışması Solcu Liseliler’in gündeminde uyuşturucuyla, dinselleşmeyle, meslek liselerindeki sömürüyle, tarikatlarla mücadele var.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 11.09.2023 , 08:26 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Türkiye’de eğitim sistemi, tarihi bir çöküş yaşıyor. Eskiden beri şikayet konusu olan eğitim sisteminde AKP’nin yıllardır yaptığı dönüşüm pandemiyle birleşince tam bir çöküş tablosu ortaya çıktı. Bir milyondan fazla liseli, okula gitmiyor, gerek görmüyor. Tarikatlar merdiven altı kurslarda lise diploması verdiklerini öne sürüyor. Meslek liseleri birer ucuz işgücü deposuna dönmüş durumda, liselilerin karnı doymuyor.

Bu tabloda girdiğimiz yeni döneme ve Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) lise çalışması olan Solcu Liseliler’e dair TKP Merkez Komite üyesi Berkay Kemal Önoğlu’yla konuştuk.

Yeni eğitim-öğretim dönemi yeni bir Milli Eğitim Bakanı’yla başlıyor. İsterseniz buradan başlayalım. Türkiye'de her yeni bakan eğitim sisteminde büyük reform iddialarıyla geliyor. 28 Mayıs seçimleri sonrası Yusuf Tekin ismiyle tanıştık. AKP'nin bugüne kadarki eğitim politikasını da düşünürsek Yusuf Tekin ismi ne anlam ifade ediyor? 

AKP iktidarının dokuzuncu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin. Aslına bakarsanız kendisinden önceki bakanlar için de söyleyebileceğimiz gibi Yusuf Tekin tek başına hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu makama daha önce özel okul patronları, avukatlar, akademisyenler, çeşitli başka alanlardan AKP’liler de oturdu. Bazılarından ne yazık ki AKP’li olmayanlarca da umut beslendi. Ama hepsi koltuklarını geride bıraktıklarında çeşitli skandallarla anılır oldular. Yani Yusuf Tekin’in de selefleri gibi bilim karşıtı, plansız, sermayenin hizmetinde eğitim politikalarının değişen şartlara göre sürdürülmesinde ve yapboza dönen eğitim sisteminin gerektiğinde günü kurtarmak ve göz boyamak üzere yeniden yapılandırılmasında kendi payına düşen rolü oynayacağı çok net olarak söylenebilir.

Türkiye'de MEB'e ayrılan bütçenin merkezi yönetim bütçesine oranı her sene düşüyor. AKP iktidara geldiğinde bu oran %17 olsa da bugün %9'a kadar düştü. Ancak devlet yetkilileri her fırsatta eğitim için harcanan büyük paralardan söz ediyorlar. Diğer yandaysa örneğin öğrencilerin sağlıklı beslenemediğine dair veriler var. Bu çelişkinin arkasında ne yatıyor sizce?

Merkezi bütçedeki pay düşse de eğitime harcanan paralar sahiden de artıyor. Ama bu artış kimlere yarıyor? Bu paralar kimlerin cebine giriyor? Ya da bundan kimler nemalanıyor? Bunların cevapları bizi sizin de ifade ettiğiniz çelişkiye götürüyor. Bu çelişki kapitalizmin çelişkisi ve son yıllarda giderek daha görünür hale gelmeye başlamasının ardında da Türkiye burjuvazisinin yükselişi yatıyor. 

Evet, bir tarafta sermaye sınıfının yerli araba, uzay sanayii, silah endüstrisi, yüksek teknoloji iddiası ama diğer tarafta okul tuvaletlerine sabun dahi koyamayan, kendi öğrencisini besleyemeyen, milyonları okul masrafları altında ezdiren, öğrenciyi okula servisle getirip götürmekten bile aciz bir devlet. 

Bir tarafta sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda ucuz teknik eleman yetiştirmeye odaklanmış bir eğitim sistemi ama diğer tarafta aynı ihtiyaçlar doğrultusunda işsizler ordusunu beslemeyi sürdüren bir model. 

Bir tarafta toplumu uyutmak için devlet okullarında bilimsellikten kopuk, ortaçağcı zihniyetle hazırlanmış ders takvimi öbür tarafta parasıyla satın almak isteyene, parası yetene özel okullarda çağdaş, bilimsel eğitim seçeneği… 

İşte bunlar çelişkinin çeşitli yansımaları.

İmam ve vaizlerin sınıflarda ders vermesinin önünü açan ÇEDES projesi oldukça tartışıldı. MEB bu projenin "milli ve manevi değerler"i yaşatmayı amaçladığını söylerken Bakan Tekin de sıradan bir "sosyal kulüp çalışması” diyerek savundu. Burada bahsedilen "milli ve manevi değerler"den ne anlamalıyız? Bakanın projeyi savunması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dediğim gibi, Bakan Tekin’e özel bir anlam yüklememeli. Ama aslında Yusuf Tekin’in sözlerinde daha ilgi çekici olan, onun ürkekliğidir. Buna benzer bir başka ürkekliği okuyucularımız hatırlayacaktır. Devlet koruması altındaki çocukların 40 günlük tarikat kampına yollandığı gerçeği kamuoyunda büyük yankı uyandırdığında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı böyle ürkek bir açıklamayla geri adım atmak zorunda kalmıştı. ÇEDES vb. projelerin tümünün de akıbeti böyle olacak. 

Türkiye’de laik duyarlılığa sahip milyonlarca insanı hiçe sayarak, onlar yokmuş gibi davranarak attıkları adımlar ciddi bir dirençle karşılandığında geri adım atmaya mahkum oluyorlar. Bakan ürkmekte haklı. ÇEDES için pek çok ilde gerekli adımları attık. Eylemler organize ettik. Hukuki yollara başvurduk. Adımlarımız ciddi bir kamuoyu desteği gördü. Sırada önümüzdeki hafta sonu İzmir’de gerçekleştireceğimiz ÇEDES İptal Edilsin Mitingi var. Sizin aracılığınızla da tüm İzmirlileri 16 Eylül Cumartesi saat 16:00’da Cumhuriyet Meydanı’na çağırıyoruz.

Bakan Tekin tarafından dillendirilen "kız okulları" ve din dersi saatlerinin artırılması yakın zamanda çokça tartışıldı. Bunların yanında çeşitli vakıf ve derneklerle yapılan protokoller, MEB ve tarikatlar arasındaki ilişkinin güçlendiğini gösteriyor. MEB'in bu politikalarını ve tarikatların eğitim alanına ilgisini nasıl yorumluyorsunuz?

En büyük alçaklıkları sanki insanlık adına atılmış en masum adımlar gibi göstermek artık AKP iktidarının alıştığımız bir yöntemi haline geldi. Hatırlarsınız, “kız okulları” konusu da aynen bu şekilde gündeme getirildi. Çocukların, gençlerin yan yana gelmesinde sakınca gören çağdışı zihniyetin temsilcileri “kız çocukları karma eğitim modelinde okullara gönderilmiyor, eğitim haklarından mahrum bırakılıyor” diye ortalığı velveleye vermeye kalktı. Peki bu zihniyetin egemen olduğu bir ülkede kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri, toplumsal, siyasal hayata katılabilmeleri, ekonomik hayata dahil olabilmeleri nasıl mümkün olacak? Tarikatlar ısmarlıyor, bakanlık harekete geçiyor. Bu topluma tarikatları ve onların öngördüğü yaşam tarzını kanıksatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Önce kamuoyunu yokluyorlar. Biz bilimsel, laik, nitelikli eğitim mücadelemizde tavizsiz bir duruş sergilemeye devam ettiğimiz sürece bu ülkede karma eğitim modelinden geriye gidiş söz konusu olamaz. Karşılarında en başta da Solcu Liselileri görürler.

Eğitimin laikliği konusunda uzun yıllardır tartışılan bir diğer başlık da imam hatip liseleri. AKP döneminde imam hatip lisesi sayısının hiç olmadığı kadar yükseldiğini biliyoruz. Ancak bu liselere talebin oldukça düşük kaldığı ortada. AKP'nin imam hatip projesi başarısız oldu diyebilir miyiz? 

İmam hatip ortaokul ve liselerinin sayısındaki artışın belirttiğinizden başka bir sonuç doğurma ihtimali söz konusu değildi ki. Buna rağmen her 10 lise öğrencisinden en az biri İHL’li olacak şekilde, pek çok insanı zorunda bırakarak bu dönüşümü gerçekleştirdiler. Bu dönüşüm eğitim alanında genel değerlendirme kıstaslarına göre şu ya da bu pozitif dönütü alabilmek için gerçekleşmedi. Yani akılla, bilimle, mantıkla açıklanabilir bir tarafı olamaz. 

İmam-Hatipleşme karşı-devrim sürecinin eğitim ayaklarından biriydi ve adeta psikoz halinde, gerçeklikten kopuk ve gözü dönmüş halde hayata geçirildi. Ne yazık ki Türkiye toplumu da bu dönüşüme gereken tepkiyi üretemedi. Ya da her tepki bir “kutsallık” duvarıyla savuşturuldu. Şimdi bu dönüşümün sonuçlarına başta İmam Hatip Liselilerin ses çıkarması gerekiyor ve bu sesleri duyuyoruz. Daha da çok duyacağız. Solcu Liseliler imam hatip liselerinde de mücadele ediyor.

MEB'in liselere dair attığı yeni adımlardan biri de sınıfta kalmanın geri getirilmesi oldu. Bunun yanında açık liseye geçişlerin de zorlaştırılacağı söylendi. Açık liseye kayıtlı 1 milyon 200 binden fazla öğrenci var. Açık liseye geçiş, sınava hazırlanmak veya bir işte çalışmak gibi nedenlerle oldukça tercih edilen bir yöntem. Atılan adımlar liselilerin örgün eğitimden uzaklaşmasını engeller mi? 

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor… Öğrencileri örgün eğitimden uzaklaştıran, sınav merkezli eğitim sistemiyle başarının yol haritasını karmaşıklaştıran, gelecek kaygısıyla strese boğup çalışmak zorunda bırakan politikaları değiştirmeden bu politikaların sonuçlarını ortadan kaldırmaya kalkıyorlar. Sonuçlar gökten zembille inmediği gibi iki tane düzenlemeyle de buhar olup uçacak değiller. Örnek, sınava hazırlanma maratonu öyle eşitsiz ve biçimsiz hale geldi ki her yere merdiven altı özel eğitim kursları açıldı. Önlemenin yolu sistemi değiştirmekten geçerken bunlar kurs kapılarına izinli mi izinsiz mi anlaşılması için QR kod koyacaklarını açıklıyor…

Tablonun bir tarafında da meslek liseleri var. Özellikle deprem sonrasında meslek liselerinde gerçekleştirilen üretim daha çok konuşuldu. Son yıllarda meslek liselerinin teknik imkanları artırılıyor, sanayi bölgelerine kurulan proje meslek liseleri ortaya çıktı. Hatta iş garantili olduğu söylenen liseler bile var. Meslek liselerinin artan öneminin kaynağı nedir?

Meslek liselerindeki dönüşüm AKP döneminde patronlara yapılan en büyük kıyaklardan biri oldu. “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” diye projelere girişti Koç Holding. Bir sürü uluslararası sermaye kuruluşu fon sağlıyor. Holdingler sıraya giriyor meslek liselerini kendi fabrikalarına yedeklemek için. Pek çok örnekte liseliler okuldan çok işyerlerinde zaman geçiriyor ya da okulların atölyelerinden holdingler için üretim yapar hale geliyor. Üç kuruşluk staj ücretleri dahi ödenmeden on binlercesi sömürü çarklarına dahil oluyor. Patronlar sigorta bile yapmıyor hepsi devletten. 

Zaten hedef ucuz ve giderek daha nitelikli iş gücünü devletin sırtından patronlar için çalıştırmak. Geçen yıl meslek liselerinin toplam üretimi 2 milyar TL’ye yaklaşmıştı ve bu rakamın gün geçtikçe büyüyeceğini hesapladıkları aşikar. Ama evdeki hesap çarşıya uyar mı, onu meslek lisesi sınıflarında verilecek sınıf mücadelesi belirleyecek.

Liselileri konuşmaya devam edelim. Özellikle geçtiğimiz seçim döneminde adına Z kuşağı denerek çokça konuşuldu liseliler. Seçim sonuçlarının liseliler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Kuşak konusu aslında yeni bir konu olmamasına rağmen geçtiğimiz seçim sürecinde Z kuşağı kavramının Türkiye siyasetine ve gençlerine müdahale edebilmeyi kolaylaştırıcı bir unsur olarak çok yüksek perdeden gündeme sokulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Her kuşak başka bir dünyaya, başka bir topluma, başka bir teknolojik altyapıya gözlerini açar. Bu başkalığın kuşakların kendi içlerindeki ve kuşaklar arası iletişimlerine etkisi göz ardı edilemez. Yani kuşaklar farklı dilden konuşabilirler. Ama esasen nasıldan çok ne konuştukları önemli değil midir? Türkiye’nin hayati sorunlarını öncelik sıralamasına göre alt alta yazdığımızda kuşaklar arasında kimi nüanslar ya da sıralamada bazı değişiklikler görebiliriz. Ama sorunlar aynı. 

“Genç” adı altında öylesine soyut bir tasarım yarattılar ki, sanki o gençler uzayda yaşıyor. Ama maalesef bu tasarım seçim dönemi boyunca nereye baksak karşımıza çıktı. Ve gençlerin bir bölümü de kendi gerçekliklerini unutup bu yaratılan, onlara atfedilen tipolojiye büründüler. Hızlı internet, oyun konsolları, makyaj videoları, ‘meme’ler, ‘caps’ler… Tamamıyla dijital alandan ibaret, batıya öykünen, okumayıp yalnızca izleyen, düşünmeyip yalnızca aforizmalarla kendini ifade eden, bencil, çıkarcı, kısa yoldan köşe dönmeci, biçimsiz bir tasarımdı bu. Aslında Z kuşağı kavramsallaştırması üzerine koydukları her tuğlada gençlere hakaret vardı. Ve ne yazık ki bir akıl tutulmasıdır aldı yürüdü. 

Büyük felaketler insanları rüyalardan uyandırıyor. Bu tasarımın gerçek-dışılığı da en net biçimde 6 Şubat Depremi’ni izleyen günlerde ortaya çıktı. Kenetlenmiş, duyarlı, dayanışmacı karakter bencil, çıkarcı olana üstün geldi. Seçim sonuçlarının da benzer bir etkisi olduğunu düşünüyorum. AKP’ye yeterince kapitalist olmadığı teziyle muhalefet etmenin saçmalığı da, Z kuşağı güzellemelerinin rüzgarına kapılıp örgütsüzlüğü kutsamanın da, insanları klavyelerine ve bilgisayar sandalyelerine mıhlayan yaklaşımların da yenilmesi hayırlı bir sonuçtur. 

Çoğunluğu oy veremeyen bir kesimden söz ediyoruz. Liselilerin siyasette nasıl bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz? Ve TKP, Solcu Liseliler çalışmasıyla uzun yıllardır liselilere sesleniyor. Kimdir Solcu Liseliler?

Evet Türkiye’de liseliler oy veremiyorlar. Ama her geçen gün daha fazlası sömürü çarklarına dahil ediliyor. Tarikat yurtlarına mahkum bırakılıyor. Yoksulluğun çilesini çekip geleceksizleşme kaygısıyla boğuşuyor. Daha gencecik yaşta işsizliği düşünüyor, pahalılığı düşünüyor. Taciz ve istismar vakalarının kurbanı oluyor. Evlerine her gün başka yollardan güvenle varmayı planlamak zorunda oldukları bir ülkede yaşıyorlar… 

Siyasetle ilgilenmesinler, ülkeleri için sorumluluk üstlenmesinler, sorunlara duyarlılıklarını yitirsinler ve cemaat evlerinde listelere yazılıp, tarikat kamplarına kaydolup uslu uslu otursunlar. İstenilen bu. Liselilerden hayatlarının en cüretkar olmaları gereken dönemlerinde korkup sinmeleri, bilimden uzaklaşmaları ve dogmalara hapsolmaları bekleniyor. İşte Solcu Liseliler bu beklentiye kuvvetli bir itirazdır. Patronların hayallerine çomak sokan liselilerdir. Tarikatların egemenliğine savaş açan liselilerdir. Türkiye’nin bağımsız, egemen, eşitlikçi, laik ve refah içinde bir ülke olması için mücadele eden, ülkesini çok seven liselilerdir.

Son olarak, yeni eğitim döneminde Solcu Liseliler'in mücadelesi hangi başlıklarda yoğunlaşacak? Hazırlıklarınız tamamlandı mı? Hedefleriniz neler?

AKP’nin kendi toplum projesini hayata geçirmek üzere attığı adımlarla yapboz alanına çevrildi liseler. İstiyorlar ki toplumsal alan baştan aşağı dinsel referanslarla belirlensin. İktidar din aracılığıyla kutsansın, sorgulanmasın. Müfredat buna göre, program buna göre, okullar buna göre… Ama toplumdaki cevheri çamura bulmaya güçleri yetmiyor. 

Solcu Liseliler işte bu cevherin en ışıldayan parçaları. Bu yüzden bu cevheri söndürmeye yönelen saldırılara en çetin mücadelelerle, yaşama sevinciyle, yurt sevgisiyle, sınıf bilinciyle arkadaşlarına örnek olarak yanıt vermesi gerekenler de onlar. Yeni eğitim-öğretim yılında her türden bağımlılığı cepheden karşılarına alarak başlıyorlar. Bizim girdiğimiz her okulda nasıl tarikatlar cemaatler istedikleri gibi at koşturamaz hale geliyor, aynı okullarda uyuşturucu tezgahı da devrilmek zorunda. Bu tezgahın bu kadar yaygınlaşmasına, uyuşturucunun gençler arasında normalleştirilmesine izin veremeyiz. Mümkün olan her okulda öğrenci-veli-öğretmen işbirliğini sağlayarak; bağımlılığa, onu geliştiren zemine, kirli ticaret ağlarına geçit vermeyeceğiz. ÇEDES’i sahiplerine iade edeceğiz. Meslek liselerinde sınıf mücadelesini yükselteceğiz. Karşı-devrimin aracı olarak kurguladıkları imam-hatip okullarında yobazlara yaka silktireceğiz. Cumhuriyetin kuyusunu kazan tarikatlara, emperyalistlere, holdinglere karşı verilen mücadelenin liselerdeki temsilcileri her geçen gün çoğalacak. Ve görünen o ki, Solcu Liseliler göreve hazır!

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.