Sayfa yolu
Sokullu’da Rönesans ‘Ruhi Su’ ile devam etti
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
soL - Ankara
Yayın Tarihi: 08.01.2023 , 22:19 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Ankara Sokullu Semt Evi’nde birçok önemli bilim insanı, sanatçı, edebiyatçı ve mimarın eserlerini tanıtıp konferanslar verdiği ve dost kurumların katkılarıyla gerçekleşen "Sokullu’da Rönesans" etkinlikleri devam ediyor.
Sokullu Semt Evi Danışma Kurulu üyesi Oğuz Gemalmaz’ın sunuşu ve opera sanatçısı Tuncer Tercan’ın seslendirdiği türkülerle gerçekleşen “Türkülerle Ruhi Su” etkinliğine birçok sanatçı, aydın, öğrenci ve mahalleli katıldı.
Açılışının bir Ruhi Su geleneği haline gelen “Merhaba” türküsü ile başladığı etkinlikte, Oğuz Gemalmaz sunuşuna Neşet Ertaş’ın "Nerede bir türkü söyleyen varsa, korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur" sözüyle başladı.
Sonrasında türkülerin tarihsel gelişimine değinen Gemalmaz “İlk türkü örneğinin 16. yüzyılda yaşamış halk şairi Öksüz Dede’ye ait olduğu düşünülmektedir. Atadan, dededen gelen bir kanalın ürünleridir türküler. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber, Pir Sultan Abdal, bunlar tarihten bu günümüze kadar gelmişlerdir. Sözlü gelenek ile bugüne gelmişlerdir, yani türküler insanlardan insanlara, kuşaklardan kuşaklara, çağlardan çağlara taşınmıştır” dedi.
Gemalmaz sunuşunun devamında şunlara değindi:
“Bizde halk müziği araştırmaları özellikle Cumhuriyet sonrası dönem olarak tartışılır ve konuşulur. Türkiye’deki halk müziği genelde 20’li yıllar itibarıyla başlatılmıştır, ama baktığımızda örneğin Gomidas Vartabed’in çalışmaları çok daha erken dönemde başlamış. Gomidas’ın Ermenice, Türkçe ve Kürtçe derlemelerinin olduğunu da biliyoruz. Bu derlemelerini İstanbul’da Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi zamanın aydın sanatçılarının ve bürokratların önünde korosu ile veya evlerinde defalarca icra etmiştir.
20’li yıllarda müzisyenler yollara düştüler. Şehir şehir, köy köy dolaştılar. Halkın söylediği türküleri topladılar. Onları notaya geçirdiler. Kim ne söylüyorsa kayıt altına aldılar.
Ruhi Su da Adana’da bulunduğu sıralarda Kaç Kaç zamanlarında bu çağları aşıp günümüze gelen türkülerle tanıştı. O, bu toprakların sesini, bu toprakların hüzünlü müziğini, insanını çok sevdi.
Yaşar Kemal 'Ezgi insandan insana, çağdan çağa geçtikçe, bir suyun altında yüz binlerce yıl yıkanmış çakıl taşları gibi düzeldi, güzelleşti, zenginleşti' der.
Ruhi Su da türküleri güzelleştirip zenginleştirdi ve onları bizlere farklı bir söyleyişle sundu.”
Gemalmaz’ın sunumuna Tuncer Tercan aralıklarla türküleriyle eşlik etti.
Gemalmaz Tercan’a sözü iletmeden önce onun sanat yaşamı hakkında şu bilgileri verdi:
“Bugün, Ruhi Su gibi opera sanatçısı olan, yıllardır saz çalıp türkü söyleyen, Ruhi Su geleneğini sürdüren sevgili Tuncer Tercan ile Ruhi Su ustayı konuşacağız. 1961 doğumlu Tuncer Tercan 1979 yılında katıldığı Yeni Türkü grubunda, 1985 yılına kadar bağlamasıyla ve solo vokal olarak yer aldı. 1986 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü opera yüksek bölümünden okul birincisi olarak mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Operası'nda solist sanatçı olarak çalışmaya başladı. Halen sürdürdüğü bu görevinde ülkemizin birçok kent ve yöresinde konserler verdi.
Yugoslavya, Azerbaycan, Moldova, Almanya, İtalya ve Amerika'da konserler ve opera temsilleri yaptı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Bilkent Senfoni Orkestrası konserlerine solist olarak katıldı. Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı’nın kuruculuğunu ve iki dönem başkanlığını yaptı. Aspendos Opera ve Bale Festivali'nin kuruluşunda emeği çoktur. Opera Solistleri Derneği'nin kuruluşuna öncülük etti ve ilk beş yıl Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü.
İşçi Kültür’de Yılmaz Onay ile çalıştı. Ankara Üniversitesi Konservatuarı’nda şan eğitmenliği yaptı. Tenor Ömer Yılmaz'la birlikte Mardin'den New York'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada türkü dinletileri gerçekleştirdiler. Ömer’in, yirmi yıllık beraberliklerinden sonra genç yaşta ölmesi sonucu, Ömer’le birlikte yaptıkları Ezgili Yürekler adlı türkü albümü Ömer’den bir anı olarak kaldı. Neden Ezgili Yürekler? Tuncer onu da anlatır. Tuncer Tercan şan opera birikimini de katarak oluşturduğu türkü söyleme üslubunu, resital anlayışı içinde sergilemektedir."
‘Alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor’
Zaman zaman soru cevap şeklinde ilerleyen sunumda Gemalmaz, Ruhi Su’nun sanat yaşamı, yaşadığı baskılar ve mücadelesi hakkında bilgiler verdi:
“Ruhi Su’nun amacı dünden almak, bugüne sunmak, yarını kurmaktı türkülerle. Söylediği türküler hayattandı ve hayata bir karşılık verdi aydın olarak. Bir sınıfın safına 'dirliğim düzenim, dermanım canım' demekten hiç çekinmedi. Karacaoğlan, Mevlâna, Köroğlu, Pir Sultan Abdal ve diğer halk ozanları için şunu söyler Ruhi Su: 'Daha adil ve güzel bir dünyayı düşlediler. Belki o dünyayı göremediler ama görmüşçesine söylediler.' 1936’da Devlet Konservatuarı’nda opera bölümüne başlar. 1952 yılına kadar pekçok operada rol alır. 'Konsolos' operasının provasındayken gözaltına alınır ve tutuklanır. Opera yaşamı böylece noktalanır. Konservatuarda türkülerini dinleyen hocalarından Markovich, 'Türk müziğinin bu kadar güzel olduğunun ilk defa farkına varıyorum' der ve zamanın Radyo Müdürü Vedat Nedim Tör’e Ruhi Su’dan övgüyle söz eder. 15 günde bir pazar günleri saat 10’da 'Bas bariton Ruhi Su Türküler Söylüyor' anonslu radyo programı böylece başlar. Bu program, 1942-1945 yılları arasında çok ilgi görerek devam eder. Ruhi Su Aşık Ali İzzet’den aldığı 'Bir Allah'ı tanıyalım/ Ayrı gayrı bu din nedir? / Senlik benliği nidelim/ Bu kavga, döğüş, kin nedir?' türküsünü söylediğinde 'alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor' diye susturulur. Mesut Cemil, Ruhi Su’nun radyodaki işine son verir.
1950 yılında ünlü TKP tevkifatı başlar. Sıdıka Su ve Ruhi Su Türkiye Komünist Partisi üyesidirler. TKP Tevkifatı kapsamında 1952 yılının sonbaharında bir akşam polisler Sıdıka Hanım’ı Birinci Şube’ye, oradan da İstanbul’a, ünlü Sanasaryan Han’a götürdüler. Yine o günlerde Ruhi Su bir akşam operadaki odasına gelmiş; masasını toplamıştı. Tutuklanacağını biliyordu. Evinden gerekli eşyaları aldıktan sonra polise teslim olacaktı; fakat Sıdıka Su’nun anlattığına göre günümüzde çok ünlü olan bir tiyatrocu arkadaşı Ruhi’nin operada bulunduğunu polise bildirdi. (Sıdıka Hanım bu kişinin adını söylememektedir.) Böylece Ruhi Su, Büyük Tiyatro’dan çıkarken yakalandı ve Sanasaryan Han’a gönderildi. Ruhi Su’ya, Sanasaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerden birinde beş ay boyunca işkence yapıldı; 'Tabutluk' adı verilen hücreye bile konuldu. İşkence öylesine ağır olmuştu ki, Harbiye Cezaevi’ne gönderilmeden önce sanatçının iyileşmesi beklendi. Sıdıka Hanımla ilk görüşme izni verildiğinde bile tanınmaz durumdaydı. Görüşmeyi resmi izne bağlayabilmek için nişanlandılar. Sanasaryan Han, sonra Harbiye Cezaevi. Ruhi Su’ya hapishanede sazını vermediler. Bunun üzerine tutuklulardan Faik Şekeroğlu, tahta paspas parçalarından bir bağlama yaptı. Su onu iki yıl kullandı. Sonunda izin çıktı ve Ankara’dan sazını getirtti. Harbiye Cezaevi’nde 3,5 yıl kalırlar. Harbiye Cezaevi’nde evlenirler. Behice Boran ve eşi Nevzat Hatko nikah şahitleridir. Ruhi Su ve Sıdıka Su, Haziran 1958’de tahliye olurlar. Ruhi Su Konya Çumra’ya, Sıdıka Hanım Ankara’ya gönderilirler. Uzun uğraşlardan sonra Ruhi Su da Ankara‘ya gelir. Burada dostları Celal Cündoğlu, Su ailesine Etimesgut’a iki kilometre uzak olan bir işçi konutu verir; elektriği ve suyu olmayan bu kerpiç binaya birkaç parça eşyayla yerleştiler. Cündoğlu ayda 100 lira para yardımı da yapıyordu. Her sabah ve akşam iki kilometre yürüyerek jandarmaya imza vermeleri dışındaki yaşamları olağandı. Sıdıka Hanım hamileydi. Nisan 1959’da oğulları Ilgın doğdu. Mahsus Mahal’i tabutlukta besteler.
‘Sahneye çıkıp türküsünü söylemeye başladığında, sesler kesilir; o heyecanlı kalabalık durulurdu'
Ruhi Su’nun dinleti yaşamı özellikle ilginçti. Sıdıka Su şöyle diyor: “Ruhi, halkın nabzını çok iyi ölçmesini bilen bir sanatçıydı. Ankara’da farklı fraksiyonların konserlerine giderdi. Sahneye çıkmadan önce salonda kıyamet kopar, sloganlar atılır; Ruhi sakinliği ile bu heyecanlı kalabalığı yatıştırmasını bilirdi. Sahneye çıkıp türküsünü söylemeye başladığında, sesler kesilir; o heyecanlı kalabalık durulurdu.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


