Sayfa yolu
Sivas'tan sonra şiir yazmak: Temmuz İçin Yaralı Semah
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Emre Falay
Yayın Tarihi: 02.07.2023 , 11:22 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Adorno’nun bilinen sözüdür: “Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarlıktır!” Yıllar sonra yazdığı “Angajman” isimli metinde bu sözlerini açacaktır:
“Başka bir deyişle, edebiyat, Auschwitz'ten sonra var olmasının kinizme teslimiyet anlamına gelmeyeceği bir varlık göstermeli. (...) Gerçek acının boyutları unutuşun hiçbir türlüsünü affetmez (...) -On ne doit plus dormir- (Artık bize uyku yok!) (...). Ama Hegel’in keder bilinci dediği bu acı, sanatı bir yandan yasaklarken bir yandan da varlığının sürmesini talep eder; acının hâlâ kendi sesini, tesellisini -ama onun tarafından ânında ihanete uğramaksızın- bulabildiği tek yer fiilen sanattır artık. (...) Dipçiklerle dövülen insanların hissettiği katıksız bedensel acının ‘sanatsal’ temsili, uzaktan uzağa da olsa, o acıdan haz devşirmeyi sağlama gücünü içerir. (...) Sırf bu bile kurbanlara karşı yapılmış bir adaletsizliktir; yine de, kurbanlardan kaçınan hiçbir sanat, adalet talepleri karşısında dayanamamıştır.” [1]
Bu yıl 30 Haziran’da ölümünün on dördüncü yılında andığımız Kemal Özer’in “Temmuz İçin Yaralı Semah” kitabını yeniden okurken aklıma geldi Adorno’nun sözleri. Sivas’tan sonra şiir nasıl yazılabilirdi sorusuna en derin yanıtlardan biri Kemal Özer’in şiirleri olsa gerek.
“Dilini düğümleyen sessizlikti bunca yıl
söyleyecek olduğun sözü çünkü
damarlarında taşımalıydın ey ozan”
Kemal Özer, “Yangın Şiirleri” alt başlığını taşıyan “Temmuz İçin Yaralı Semah”ı Sivas’ın üzerinden 15 yıl geçtikten sonra yayımlamıştı. Şiirleri okuyunca şairin ne denli uzun ve titiz bir hazırlık sürecinden geçtiği anlaşılıyor. Gülün Sınavı, Yol, Bakılanı Görünür Kılmak, Yol Erleri, Ömrü Kısa Kelebekler, Bir Başka Yürüyüş İçin isimli altı bölümlendirme ile kurulan yapı bir ağıt ya da anma olmanın ötesine Kemal Özer’in ideolojik filtresi ve ince şiir işçiliği ile varıyor.

Kemal Özer şiirini düşündüğümde kitaptaki bölümlendirmelerden biri olan bir kavram öne çıkıyor bende: Bakılanı görünür kılmak. Onun söyleyeceği sözü yıllarca damarlarında taşımasının, şair titizliğinin, şiir işçiliğinin arka planında yaşayan amaç bu. Bakılanı görünür kılmak, herkesin bakıp da gördüğünün ötesine işaret etmek, şiiri bunun en yetkin ifade biçimi haline getirmek. Temmuz İçin Yaralı Semah’taki şiirlerini şöyle anlatıyor: “'Yaşanan'a bakılınca, 'yaşanan'da yitirilenleri gören, 'yaşanan'dan geriye kalan duyguları, dramları, tepkileri gören, bütün bunların bir yürüyüşe dönüştüğünü gören ve gösteren bir tanıklık.”
“Orda bulunmayana ne kaldı sorsam / orda bulunmamak diyecekler belki” diye yazarken geriye ne kaldığına geriye kalanı dışarıda bırakmadan ve bir sürekliliğe işaret ederek, yangını, semahı bir yürüyüşe dönüştürerek yanıt vermenin iradesidir Kemal Özer şiirini benzersiz kılan.
Hepimizin belleğindeki fotoğraflara bir daha bakar Kemal Özer.
“Ucu göğe dayalı
bir merdivendi zaman
beklediler basamaklarında
çıkmadı hiçbiri yukarı
beklediler kaygıları suskun”
Ve asıl, başka fotoğraflara, başka izlere, başka insan manzaralarına bakarak kurar şiirini. “artık ne semahları ne çocukları seyredebilirim diyen babanın şiiri”dir örneğin bir şiirin başlığı. “oğlundan öksüz kalan ananın şiiri” takip eder onu. Şair, yaşamın ve şiirin köklerini, bunca acıdan doğrularak yaşamanın ve şiir yazmanın gerekçelerini tekrar tekrar sorgular. Bunun için herkesin bakıp da gördüğünün ötesine bakmak, onu anlamak, onunla ilişkilenmek, onunla yürümek gerekir. Edebiyatın gücü buradadır.
"Yaşanan bir dalgınlıksa
onu da yazmalısın ey ozan
el almalısın yazmak için
kimi günler bile bile üniversite
durağına doğru yolunu uzatan bir babadan -
görür gibi olsun da öğrenciler arasında kızını
dalıp dalıp gitsin diye
önünden geçerken otobüsler.”
“Yol Erleri” bölümünde bir bir sohbet eder Metin Altıok, Asım Bezirci, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Muhlis Akarsu, Erdal Ayrancı, Mehmet Atay, Nesimi Çimen ve Asaf Koçak ile. Hatta birlikte yazar şiirini onlarla. Yetinmez. “Ömrü Kısa Kelebekler” bölümünde isimleri yalnızca bir olay yeri tutanağında yer alır gibi hatırlananlara çevirecektir kamerasını. Şairin kendi tutanağı yaşamın, genç yaşamlara sığdırılanların izleriyle doludur. Kimi genç kimi çocuk yaşta yiten Sehergül, Gülsün, Handan, Carina, Nurcan, Özlem, Gülender, Koray, Murat ve Ahmet birer isim olmaktan çıkıp karşımızda duruverirler.
“Herkes unutmuş olsa bile
sen tutuyorsun ya aklında
yıllar geçti diye aradan
susacak değilsin ey ozan
Gördüysen kısacık bir ömre
neler sığdırdığını onların
dökülmüş yapraklar değil
birer ışkındı diyeceksin her biri”
Bununla da yetinmez şair. “Yazılmayana Şiir”de “Dört kişi daha olmalı ey ozan” diye yazar. “İkisi otel çalışanıydı bildiğin / ikisi de yakmaya gelenlerden / taşlara suç işletenlerden belki”. Onları nasıl anlatacağını düşünür ve üzerinde düşünmeye değer bir karar verir:
“İz sürmeye kalkılırsa ne olur
gözyaşları ağıtlar ya da acı
bir yere varır mısın kimbilir
Önünde durdukça dört boş sayfa
susmakla konuşmak arasında belirsiz
bir sarkaça kaptırırsın kendini
İkisini anılanlara eklerken yüreğin
ikisine de bir fırsat tanıyarak
belki pişman olurlardı diyeceksin”
Okur, bu dizeleri şairin hümanistliği ve hatta naifliği diyerek geçiştirebilir mi? Kitabın belki de en sarsıcı dizeleri diyebileceğimiz bu tavrın üzerinden “romantik” bir şair tavrı diyerek atlayabilir miyiz? Öfkeyi mi yazmak kolay, yoksa insanın, toplumun hayatın değişme ihtimalini mi? Sivas’ta yitirdiklerimiz hangisine bakmayı tercih ederdi? Biz olsak hangisini yazardık? Kolay söze meyletmediği gibi düşüncede de kolaycılığa izin vermiyor Kemal Özer ve şiiri.
Ne demişti şair: Şiir geldi sorumluluğa dayandı.
Okuru eksilmesin Kemal Özer’in. Yaşamı değiştirme uğraşının isimleri yürüyüşün ümidinde yaşasın
1-Thodor Adorno, Angajman, Estetik ve Politika, İletişim Yay., 1. Baskı 2016, s.280-281
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.