Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sınırların gölgesinde çocukluk yası

Biz yetişkinler dünyayı tellerle, pasaportlarla ve duvarlarla daraltırken; çocuklar bir canlıyı yok oluştan çekip çıkarmanın ve gökyüzüne bakmanın gücüyle o sınırları aşmaya devam edecekler. Çünkü ancak dayanma azmini koruyanlar, o kavanozun dışındaki açık denizlere ulaşabilirler.

Fotoğraf: Pexels

Neslihan Çalışkan Antmen

Yayın Tarihi: 20.09.2026 , 01:16

Geçenlerde yeğenimin balığı öldü. Onu, oturdukları sitenin bahçesine, her gün oyun oynadığı ağacın dibine sessizce gömdüler. Ölen bir balığı, yarın da yerinde duracağını bildiğin tanıdık bir toprağa teslim edebilmek... Bu sakin veda aslında öngörülebilir, yerleşik ve korunaklı bir yaşamın çocuk ruhuna sunduğu en büyük güvencelerden biri: Yas tutabilme hakkı.

Bir canlıyı toprağa vermek, acıyı belirli bir mekâna sabitlemeyi ve dönüp o mezara bakabilme tesellisini, yani bir süreklilik algısını barındırır. Burada mekân sabit, yaşam ise doğası gereği değişkendir. Çocuk, kaybıyla güvenli sınırların içinde vedalaşır. Oysa göçün tekinsiz coğrafyasında ne yasın sabitlenebileceği bir toprak ne de güvenli bir veda vardır. Laura S. Matthews’in Balık kitabında, bu acımasız gerçeklikle çok erken yüzleşen bir çocuğu takip ederiz. Çocuk, aceleyle köyü terk etmeden hemen önce, kurumakta olan bir su birikintisinde can çekişirken bulduğu balığı kendi kurtulma yolculuğuna dâhil eder. Kendi güvenli dünyası kururken, ölmekte olan başka bir canlıyı yaşatma kararı, çocuğun yıkıma baş kaldırışıdır. Göç yolundaki bu çocuğun yasını gömüp acısını sabitleyebileceği bir bahçesi yoktur. Adımladığı her toprak parçası geçici, her sınır başkasına aittir. Çocuk için balığın ölümü, sadece bir canlının kaybı değil; büyük bir yıkımın ortasında var ettiği tek anlamın, elleriyle kurtardığı yaşama sevincinin ve geleceğe dair umudun da o yol kenarında gömülmeden, öylece bırakılması demektir. Göçte mekân değişken ve belirsizken, yaşam (balık) her ne pahasına olursa olsun sabit tutulmaya çalışılandır. Çocuk vedalaşamaz; elinde kalan son anlamı korumak için amansız bir yaşatma mücadelesi verir.

Bu mücadele, sadece fiziki coğrafyanın zorluklarıyla sınırlı kalmaz, çocukların önüne yetişkinler tarafından dikilen yeni engellerle daha da ağırlaşır. Francesca Sanna’nın Yolculuk kitabında mültecilerin karşılaştığı sınırlar sadece coğrafi çizgilerden ibaret değildir; karşılarına çıkan devasa, aşılmaz duvarlar çocuğun zihninde dünyanın ne kadar daraldığının ve kendisini nasıl amansızca kuşattığının resmine dönüşür. Joke van Leeuwen’in Babam Bir Çalıya Dönüştüğünde eserinde ise bu sınırlar, insanların çaresizliklerini suistimal eden kaçakçılarla, rüşvet mekanizmalarıyla ve çocuk zihninin anlamakta zorlandığı bürokratik kurallarla yetişkinlerin dünyasında kirli bir pazarlık konusu hâline gelir. 

Güvenli sınırlar bir gecede yıkıldığında

Göçü genellikle uzaktaki "ötekilerin" başına gelen bir felaket gibi okuma eğilimindeyizdir. Oysa Yolculuk kitabı, bu yanılsamayı ilk cümlesiyle yıkar: "Annem, babam, ben ve kardeşim denize çok yakın bir şehirde yaşıyoruz. Yaz aylarında hafta sonu tatillerimizi hep kumsalda geçiririz." Bu sıradan, herkesin yaşayabileceği huzurlu hayatın bir anda savaşla ve göçle altüst olması, sınırların ve güvenliğin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. 

Güvenli dünyasını kaybeden çocuk için bu gidişat, sadece fiziksel bir yer değiştirme değildir; çocuğun kendi kimliğinin de amansızca dönüştüğü, içsel sınırları zorlayan bir süreçtir. Travmanın en sarsıcı yan etkilerinden biri olan "erken büyümek" tam da burada devreye girer. Çocuk, hayatta kalabilmek için o güne kadar bildiği oyunbaz ve endişesiz yanlarını bir kenara bırakıp hızla yetişkinleşmek durumunda kalır. Dışarıdaki güvenli sınırlar yıkılırken, içerideki çocukluk sınırları da geri dönülmez biçimde aşılır.

Balık kitabında bu içsel kırılmayı, çocuğun kendi dönüşümünü fark ettiği şu satırlarda çok net görürüz:

"O an yalnızca birkaç gün önceki Kaplan'ı düşündüm ve onun ne kadar toy olduğunu fark ettim. İçin için o aptal küçük çocuğa sinir olurken, bir yandan da artık onun tamamen geçmişte kalmış olması içimi burktu birden."

Çocuğun burada "aptal küçük çocuk" diyerek kızdığı, aslında sadece birkaç gün önceki kendi saflığıdır. Kuruyan su birikintisinden balığı kurtarırken hissettiği heyecan, yolculuğun acımasız gerçekliğinde kaybolmuştur. Kendi eski benliğine duyduğu öfke ve aynı anda hissettiği o derin iç burkulması, aslında göç yolunda kaybedilen çocukluğun yasıdır. O artık "toy" bir çocuk değil, hayatta kalma mücadelesi veren, erken büyütülmüş bir bireydir.

Sınırın ötesindeki görünmez duvarlar

Yolculuk kitabında, geçit vermez sınırların tam karşısına gökyüzündeki kuşlar yerleşir. Çocuk camdan dışarı baktığında, göç eden kuş sürüsünü görür. Onlar da tıpkı kendileri gibi bir yolculuktadır ama hiçbir pasaporta veya rüşvete ihtiyaç duymadan, herhangi bir sınıra takılmadan gönüllerince göç edebilmektedirler. Doğanın sunduğu bu sınırsız özgürlük, yetişkinlerin yarattığı engellerin saçmalığını çocuğun dünyasında hemen açık eder.

Çocuk zihni için sınır zaten baştan aşağı muammadır. Tıpkı Babam Bir Çalıya Dönüştüğünde romanında Toda’nın sınırın ötesine geçmeye çalışırken yaşadığı şaşkınlık gibi. Yetişkinlerin durmadan bahsettiği, uğruna savaştığı ve geçmek için türlü bürokrasiye tabi tutulduğu o "sınır" denen şeyi Toda bir türlü göremez. Neye benzediğini, nerede başlayıp nerede bittiğini sorar durur. Onun gözünde sınır, çocuğun berrak mantığıyla kavranamayacak kadar yapay bir yetişkin icadıdır. Üstelik bu yapaylık, haritalardaki çizgiler aşılınca da son bulmaz. Toda’nın sığındığı yurt, mülteci çocuklara savaşın ortasında güvenli bir çatı sunsa da yereldeki akranlarının kendi sınırlarını mülteci çocuklar üzerinden yeniden keşfettiği sarsıcı bir yüzleşmeye sahne olur. Çevrede yaşayan aileler, kendi çocuklarının eski ve gözden çıkardıkları oyuncaklarını mülteci çocuklara "hediye" etmek üzere merkeze getirir. Ancak o an beklenmedik bir şey olur: Yerel çocuklar, mülteci çocukların o oyuncaklarla oynamak istediğini görünce bu paylaşımdan vazgeçerler. Çünkü gözden çıkarılan bir nesne, bir başkasının eline değdiği an yeniden “sahip olunması gereken” bir imtiyaza dönüşmüştür.

Çocuk dünyası açısından bu geri çekiş, mülteci çocuğun önüne örülen görünmez ve çok daha ağır bir sınır çizgisidir. Mülteci çocuk, akranının kendi sahip olduğu imtiyazları ve güvenliği fark etmesini sağlayan hüzünlü bir aynaya dönüştürülmüştür. Kendilerine reva görülen "artıklar" bile ellerinden alınırken, onlardan beklenen bu yoksunluğun içinde sessiz ve minnettar birer figüran olmalarıdır. 

Kavanozdaki dünya

Yeniden Balık kitabına dönecek olursak, çocuk ruhunun o derin kaygısını en yalın hâliyle özetleyen an, çocuğun annesine sorduğu şu soruda gizlidir: "İyi de, balık yakında her şeyin düzeleceğini nereden bilsin? Ya bu oğlan- ya da kız- hep bu şişenin içinde tıkılı kalacağını sanıp yeterince dayanma azmi göstermezse?" Bu soru, aslında balığın değil, göç yolundaki çocuğun kendi iç sesidir. 

Çünkü insan ancak bir geleceğe ve umuda inanabildiği müddetçe yaşama tutunabilir. Çocukların o kuruyan çamurdan kurtardıkları balıkları küçük kavanozlarda yaşatma kararlılığı ya da gökyüzündeki kuşlara bakıp sınırların ötesini hayal etmesi, çocuksu birer avuntudan ibaret değildir. Bunlar, yetişkinlerin sınırlarla böldüğü bu dünyada çocukların geliştirdiği en güçlü psikolojik savunma mekanizmalarıdır: Umut ve yaşatma iradesi.

Biz yetişkinler dünyayı tellerle, pasaportlarla ve duvarlarla daraltırken; çocuklar bir canlıyı yok oluştan çekip çıkarmanın ve gökyüzüne bakmanın gücüyle o sınırları aşmaya devam edecekler. Çünkü ancak dayanma azmini koruyanlar, o kavanozun dışındaki açık denizlere ulaşabilirler.


1
Balık, Laura S. Matthews, Çev: Mine Kazmaoğlu, Günışığı Kitaplığı, 2005.
1
Babam Bir Çalıya Dönüştüğünde, Joke van Leeuwen, Çev:Hasan Türksel, Çınar, 2017.
1
Yolculuk, Francesca Sanna, Çev: Zeynep Sevde, Taze Kitap, 2016.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.